• 3.05.2013 00:00

 İlk bira bundan 8 bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ıslah etmesiyle yapılmıştır. Tarihte Sümerlerin 6 bin yıl önce Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içtiği bilinmektedir.

 Alkolizm terimi, ilk defa İsveçli hekim Magnus Huss tarafından, “Alcoholismus Chronicus” (1849) isimli makalede kullanılmıştır. Bu makalenin ardından, kronik alkolizm tıbbi bir terim haline gelmiş ve bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Günümüzde alkolizm tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görülmektedir.  Alkol ve uyuşturucu kullanımına bağlı problemlerin genellikle modern hayatın getirdiği değişikliklere ve strese bağlı olduğu düşüncesi oldukça yaygındır. Geleneksel toplumdan modern toplum yapısına geçişin, aile yapısının zayıflayışının, şehir hayatinin sosyoekonomik baskısının alkol kullanım oranlarının artmasında etkili olduğu üstünde durulsa da bu durumun aslında bir çeşit savunma mekanizması olduğu aşikârdır.

Alkolün uyuşturucu kadar tehlikeli olduğu genellikle düşünülmediği gibi bazı kültürlerde alkol dini ve sosyal etkinliklerin önemli bir parçasıdır. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek vardır ki, o da alkolün modern toplumun en önemli problemlerinden birisidir ve alkol alışkanlığı uyuşturucu alışkanlığı kadar zararlı olduğu gerçeğidir.

Lakin bizim toplumumuzda alkol tartışması bazı gerçeklerden saptırılarak farklı bir düşünce ile özdeşleştirilmiştir. Hiçbir tarihi gerçekliği ve bilimsel bir temeli olmadığı halde ülkemizde alkol kullanmanın medeni ve entelektüel bir işlev gibi algılanması, akıl ve bilimsel gerçekliklerle uyuşmayan en önemli düşünce acizliğine saplanmanın göstergesidir. Bir zamanlar Atatürk Orman Çiftliği’nde bira bahçesinin varlığı, besleyici olduğu gerekçesiyle çocukların bile bira içmeye teşvik edildiği ve ailelerin devam ettiği bir mekan olarak kullanılması bu düşünce acizliğini destekleyen bir sebep olarak ortada durmaktadır.

Cumhuriyetin kurulmasından belli bir zaman sonrasında alkol ve alkol ürünlerini kullanan kitlelerin, kullanmayan kitlelere karşı bakış açılarındaki bağnazlık bir dönem zararlı olan bir sıvının kullanılma amacının nasıl bir mahalle baskısına dönüştürüldüğünün resmidir. Kendilerince cumhuriyetin sözde medeni ailelerin gelişmiş bir aile yapısı görüntüsü olarak çocukları ile beraber aynı masada alkol tüketildiğinin resimlerini göstermesi gelişmişlik kavramının tam olarak ne anlamda algılanması gerektiğinin zihinlerde yanlış olduğunu göstermiştir. Batı toplumları ile uyumlu toplantı ve dostluklar kurmanın, masalarda alkol ile sağlanacağını düşünen bir zihniyetin alkol kullanmayan kesime uyguladığı psikolojik baskının adı bağnaz ve gerici olarak adlandırılmıştır.

Her nasıl oluşturuldu ise cumhuriyetin laik düzenini koruma alkol ile özdeşleştirilmiş, topluma açık alanlarda alkol kullanımın yasaklanmasını rejim tehlikede diyerek protesto edenler olmuştur.Balıkesir’in Bandırma ilçesinde öğretmen evinde alkol kullanımın yasaklanmasını şarap ve meyve suyunu karıştırıp kokteyl kadehlerini havaya kaldırıp içerek protesto eden öğretmenlerden tutalım da, üniversitelerde alkol yasağını yine kadeh kaldırarak protesto eden profesörlere kadar geniş bir yelpazede herkesinde ortak fikri Türkiye geriye gidiyor diye klişeleşmiş bir sözü kullanarak davranmalarıdır.

 Artık kır düğünlerinde, nişanlarda, konser ve açılış kokteyllerinde içki servisi yapılamayacak. Yemek şirketlerine, davet, konser, sergi ve açılışlarda içki servisi yasağı geliyor’ haberleri medya da yer alınca bu alanlarda çocuklarımızın özenti yoluyla alkol kullanılmasına yönelik önlemler alınıyor diye yorumlamaktansa, herkesin özgürlük alanı kısıtlanıyor diye yorumlamak sadece bize has bir bakış açısıydı zannedersem. Alkol kullanılma oranının en önemli sebebi model olma yoluyla bireyin içmeye başlandığı düşünülürse bugün reklamları alkolden arındırmanın önemi de anlaşılabilir.

Dünyada yetkili olan tüm sağlık kuruluşları ve otoriteleri tarafından modern toplumların kurtarılması gereken bir illet olan bu durum bizim ülkemizde rejimin bekçisi olacak şekilde yansıtılmış ve alkol kullanılmasına karşı çıkanlar toplumun ikinci sınıf bireyleri olarak algılanmıştır. Uluslar arasında tüm gelişmiş toplumlarda alkol kullanım oranlarının artması büyük bir tehlike olarak adlandırılırken bu oranların ülkemizde düşmesi veya düşmese de bunun bu şekilde ifade edilmesi ülkemizin Arabistan’laşma sürecine girdi diyerek gerçek anlamdaki tehlike yine çarpıtılmış ve bu şekilde baskı uygulanmaya çalışılmıştır.

Alkol kullanıldığında bireye yalancı bir iyilik ve kendine güven duygusu verip gençlik çağının özellikleri nedeniyle gençler arasında cezp edici bir madde olarak görülürken geleceğe yönelik bir neslin heba olmasından şikâyet etmeyen kesimlerin,  alkol kullanımını azaltıcı çalışmalarını gericilik olarak görmeleri ve bu çelişkili durumun bizim ülkemizde yaşanması gelişmişlik algısının nelere bağlandığını göstermektedir.

Ülkemizde yapılan araştırmalarda alkol kullanan gençlerin ailelerinin gelir durumlarının alkol kullanımı ile doğru orantıda olması ve bu duruma karşı gelişmiş AB ülkelerinde ise gelir durumu düşük ailelerde gençlerin alkol kullanma oranın artması aslında durumu anlatmada bize karşı bazı gerçekleri ortaya koymaktadır. AB’de gelir durumu yüksek aileler çocuklarını alkolden korurken bizim sözde gelişmiş ailelerimizin çocukları ile rakı masasında bulundukları anı gelişmiş aile pozu olarak sunmaları kadar çelişkili bir durum nadir görülür.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın milli içeceğimiz ayrandır sözünden sonra yine ülkemizde alkol kullanımına yönelik tartışmaların yapılması ve bu tartışmaların ne seyirde gittiğinin bazı göstergeleri aslında zihin ve algılamalarda yanlışlıklar olduğunu bir kez daha göstermiştir.

 Bir ülkenin başbakanının bu durumdan gençleri koruma amacıyla demeç vermesi kadar doğal bir şey olamayacağı gibi alkol kullanan kesimlerin alkol içmesini yadırgamak da bir o kadar da yanlıştır. Alkol kullanımını yadırgamak dini ve rejim tartışmalarından ziyade sağlık tartışmaları gibi gerçekçi bir açıdan yaklaşıldığı takdirde anlaşılacaktır. İsteyenin alkol kullanacağı istemeyenin kullanmayacağı ve seçiminde özgür olan bir toplumun olması gerekli olduğu gibi bu zararlı durumdan gençleri ve yeni yetişen nesilleri koruma görevi toplumun bireyleri olarak hepimizin görevi olmalıdır.