• 31.05.2013 00:00

 Özellikle 27 Mayıs’ın yıl dönümünü yaşadığımız bu günlerde, askeri müdahalelerin toplumun her alanında olumsuz etkisini yaşasak da özellikle eğitim alanında bu müdahalelerin kalıcı ve yıkıcı etkilerinin tam olarak ortadan kalktığını söyleyemeyiz.

1960’dan itibaren sistemli bir şekilde yapılan askeri müdahaleler her alanda olduğu gibi eğitimde de, özellikle öğretmen yetiştirme sisteminde bazı yanlış uygulama ve zihniyetlere sebep olmuş, istenilen düzeyde özgür zihniyete sahip öğretmen yetişmesini engellemiştir. Ülkenin resmi ideolojisi ne ise onu sorgulamadan ve yararlı olup olmayacağını bilmeden kabul eden ve genç dimağlara aşılama adına her türlü çabayı gösteren öğretmenler yetişmiştir. Böylece öğretmen denildiğinde rejimin bekçisi gibi görevli olan bir memur algılanmıştır. Zaten darbeci zihniyetinde olmasını istediği husus burasıdır. Böyle öğretmenlerin sayesinde sorgulamayan ve itaatkâr olan bir nesil yetişsin ve asla düşünüp yaratıcılığını konuşturmasın istenmiştir.

Maalesef ülkemizin geçmişine baktığımızda genç nesillerin birbirini düşman olarak görmesi ve bazı kanlı çarpışmalara girişmesinin arkasında onları ideolojik olarak yönlendiren öğretmen camiasının etkisi çok büyüktür. Geçmişte anne ve babalarımız anlatırken şu hocamız vardı sağcıydı, şu hocamız vardı komünistti, şu hocamız vardı vb.. Gibi ifadelerle aslında ihtilal öncesi öğretmenlerin bu durum için kullanıldığının kanıtı niteliğindedir.

Darbe yapıldıktan sonra hâkim olan ideoloji kendine ters olan öğretmenleri meslekten men ederken bu sefer kendi düşüncesi doğrultusunda öğretmen yetiştiren sistemler kurmuş ve bir gecede öğretmen olanlar meydana gelmiştir.O da yetmemiş suç öğrencilerinmiş gibi bir algı ile dayak, ceza ve otoriteye dayalı bir eğitim sistemi getirilmiş ve öğrencilere ' eti senin kemiği benim" algısı ile yaklaşan eğitimci olmayıp eğitimciymiş gibi rol kesen insanlar yetişmiştir. Bunun sonrasında öğrencilere, askeri rejim uygulamalarında ve kışlalarda rastlanan saç traşı yapma, ergen bir öğrenciye hakaret etme, sabahleyin bölük düzeni gibi hazır ol, rahat ol gibi darbe kalıntılarının eğitime yansıdığını gösteren uygulamalar reva görülmüştür. Bu uygulamaları öğretmenlik mesleği ile bağdaştıran öğretmenler ve okul müdürlüğünü bina yönetmek gibi algılayıp okulda otorite terörü estiren, garnizon komutanı pozisyonundaymış gibi yönetim anlayışını başarının temeli olarak gören okul müdürleri ortaya çıkmıştır.

Maalesef ülkemizde başı kapalı öğrencisine hakaret eden öğretmenler olduğu gibi başı açık diye öğrencisini farklı algılayan öğretmenlerin yetişmesi ve farklılıkları kendince sözde doğru olarak teşhis koyan eğitimciler, darbelerin getirdiği eğitim sisteminin ürünüdür. Her iki kesiminde fark edemedikleri ayıpları bunu devletin bekasını korumaya yönelik  yaptıklarını ifade etmeleridir.
Bu, yapılan ayıba kılıf bulma adına ortaya konan bir savunma mekanizmasıdır. Öğretmen, öğrencisinin etnik unsuruna ve diline, dinine bakmadan vermesi gereken eğitimi zorlama unsuru olmadan, kültürüne saygısızlık yapmadan vermekle mükelleftir.

Bu zihniyette olan öğretmenler ancak birbirine saygı duyan, bağlı olan ve farklılıkları bir zenginlik gibi gören nesillerin yetişmesine öncülük edebilir.Yeni gerçekleşen eğitim sistemi ile beraber artık öğretmenler de demokratik anlamda bireyin özgürlüğünü ön plana alan bir eğitimden geçmeli ve bu zihniyete sahip olmalıdır. Bunun yanında beklenen idarecilerinde, gereken zihniyet değişikliğinden bu nasibi almalarıdır.

27 Mayıs’da,  28 Şubat'ta öğretmenlere yapılan uygulamalar hala unutulmamaktadır. Aslında şuan askeri müdahalelerle ve bu müdahalelerin getirdiği uygulamalarla herkes hesaplaşma çabasındadır diyebiliriz. Ama bunun peşinde koşması gerekenlerin başında gelen meslek grupları içinde öğretmenler de olmalıdır.Çünkü yetişen nesillerin algı zihniyetlerinden tutalım da, eğitimci nasıl olmalıdır sorusuna verilen cevabı özgürlüklerin tersi yönünde yorumlamamıza sebep olan faktör ülkemizde yaşanan askeri müdahalelerdir.