• 2.08.2013 00:00

 Ülkemizde son günlerde özellikle medya dünyasında yaşanan olaylar, yazarların iş bırakması veya bıraktırılması, transfer edilmesi, siyaset ve medya ilişkisini sorgulamaya neden olmuştur. Bu bağlamda gönüllü olarak kendi ilkeleri doğrultusunda uyuşmadığı bir ortamda yazmak veya yer almak istemeyenler olabileceği gibi bunun tam tersi de yaşanmaktadır. Bu yaşanan olayların sorumlusu olarak siyasi iktidarı gösterenler olduğu gibi siyasi iktidarın bu olaylardan sorumlu tutulamayacağı görüşe de savunulmaktadır.

 

Medya halkın sesi, gözü, kulağı mıdır? Yoksa toplumdaki güçlü ve baskın grupların sesini

duyuran, bu güçlerin eli-kolu olarak faaliyet gösteren güdümlü araçlar mıdır? Şurası çok açık bir gerçektir ki, medya çok önemli bir toplumsal güçtür. Toplumsal yapı içinde güç ve prestij elde etmenin son derece etkin silahı olarak görülebilir. Yine aynı şekilde, medya bireylerin siyasi tutum ve davranışlarını, özellikle de oy verirken siyasi tercihlerini çok ciddi boyutlarda etkileyebilecek bir güce sahiptir.

 

Sadece bizim ülkemizde değil, iktidar elitlerinin medya, özellikle de televizyon kuruluşları üzerinde uyguladıkları bu türden baskılara az ya da çok, gelişmiş ya da gelişmekte olan her toplumda rastlamak mümkündür. Hükümetler tarafından, televizyon programlarına kimi zaman kısmi sansür uygulandığına, bazen de kimi programların yayından kaldırıldığına ya da yayının tamamen yasaklandığına, bütün gelişmiş toplumlarda rastlanılır.

 

İngiliz hükümetinin, İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) liderlerinin yalnızca fikirlerinin değil görüntülerinin bile yayınlanmasına çok katı yasaklar koymuş olduğu herkesçe bilinir. Amerika’da medya elitleri ve kurumları ile politika-siyasi partiler-başkanlık arasındaki karşılıklılık temeline dayanan ilişkiyi tüm siyaset ve medya dünyası bilir. Amerika’da politikada başarılı olabilmenin en temel yolu, halkın çoğunluğunun oy desteğini alabilmekten geçer ve bunun önemli temel taşı da medyadır.

 

 Bu türden olaylar hem medyanın itibarını sarsacak, hem zaten kuşkuyla bakılan politikayı ve siyasetçileri kamuoyunun gözünden düşürecek, hem de kamuoyunu rencide edip halkın demokrasiye olan inancını sarsacak nitelikteki olaylardır.

 

Ülkemizde medya ve siyaset dünyası arasında yaşanan olaylar da her iki tarafın da birbirini olumlu ve olumsuz anlamda yargıladıkları görülmektedir. Her iki tarafında kendilerini haklı görebilecek argümanları ortaya koymaları suçsuz oldukları anlamına gelmese de dünya tarihinde geçmişte yaşanan medya ve siyaset ilişkilerine bakınca bunun normal olduğunu söylemek hata olmayacaktır. Lakin burada tehlike olarak görebileceğimiz önemli bir husus toplum içinde ötekileştirmeye sebep olacak söylev ve faaliyetlerin gerçekleştirilmesidir. Böylece toplumun bünyesinde yıllarca süren bir ayrışmanın temellerini atmak sonraki yıllarda nesillerin aynı ayrışma izinde yetişmelerine sebep olacaktır. Şuan ülkemizdeki medya ve siyaset ilişkileri ile gelişmiş ülkelerde yaşanan medya ve siyaset ilişkileri arasındaki fark burada yer almaktadır.

 

Yani karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan medya-siyaset ilişkileri her toplumda makul görülebilecek düzeyde iken özellikle gelişmekte olan ülkelerde toplumun içinde yer alan insanları çatışmaya itecek türden devam etmektedir, gelişmiş olan ülkelerde bu durum demokrasi ilkelerine daha bağlı olarak ve bireyin görüşlerine saygı esası çerçevesince yapılmaya özen gösterilmektedir. Toplumu ayrıştırıcı söylevlere çok az rastlanılmakta, buna neden olacak medya ve siyaset unsurları ile savaşılmaktadır.

 

Lakin medya ve siyaset dünyasının karşılıklı çıkar ilişkisi nedeniyle bu ilişkilerde istenen medeni düzeyin sadece bizim ülkemizde değil hiçbir dünya ülkesinde istenen seviyeye gelmesi mümkün görünmemektedir. Kısacası, medya ve siyaset kurumları, bağımsız kurumlarmış gibi görünseler de, bu kurumların tam anlamıyla birbirlerinden bağımsız olduklarını söylenemez. Bu kurumların ancak kısmen bağımsız olup, belirli ölçülerde de olsa birbirlerine bağımlıdırlar. Zaten modern toplumlarda, temel toplumsal kurumlar için, “tam olarak bağımsızlıktan” söz etmek olanaklı görünmemektedir.