• 30.08.2013 00:00

 Ak Parti ile beraber ülkemizde her alanda değişim yaşanmış ve bu değişimin en hissedilebilir yanlarından biri de eğitim politikalarında ve uygulamalarında kendini göstermiştir. Eğitimde yanlış olarak adlandırılan uygulamaların yanında buna karşın yararlı uygulamaların olduğu ifade edilmiştir.İlköğretimde ve ortaöğretimde okuyan erkek ve kız çocuklara aylık kişi başı belli bir ücretin ödenmesi ve’ Haydi Kızlar Okula’kampanyası ile ilköğretimde okuma oranını arttırma amacıyla hükümet olumlu bir adımla eğitimde değişikliklere başlamıştır. Sosyal devlet olma ve eğitimde Genellilik ve Eşitlik ilkesi gereği ‘ücretsiz kitap dağıtımı’ ile maddi anlamda eğitimde velilerin üzerinde büyük bir ekonomik ağırlık olan her yıl alınan kırtasiye malzemeleri büyük oranda hafifletilmiştir.

2004 yılında müfredat değişikliğine gidilerek, Öğrenci merkezli eğitim modeli uygulanmaya başlanmış, öğrencilere eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcı düşünme gibi beceriler kazandırılması hedeflenmiştir. Yine bu müfredat değişikliği ile beraber eğitim fakültelerinde ders programlarında yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

Hüseyin Çelik tarafından OKS’nin kaldırılıp 3 aşamalı bir sınav sistemine dönülmesi ve sonrasında bu uygulamanın Nimet Çubukçu tarafından yeniden tek aşamalı SBS’ye dönüştürülmesi ve şuan SBS’ye dair hala belirsizliğin olması, ortaöğretimde istenilen sistemin yıllardır gerçekleştirilemediğinin göstergesi olarak nitelendirilebilir.

Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın YÖK Başkanlığı’na atanmasının ardından YÖK’te yıllardır süren üniversite girişte uygulanan farklı katsayı uygulamasını kaldırmak için de çalışmalara başlansa da, Danıştay 8. Dairesinin engelleyici hükmü ile tam olarak katsayıların kaldırılması, Kasım 2011’de gerçekleşmiştir.  Farklı katsayı uygulaması her aday için 0,12 olarak belirlenerek, 13 yıldır uygulanan katsayı böylece tarihe karışmıştır. Yine genellilik ve eşitlik ilkesinin önünde engel olan bir durum doğru bir kararla ortadan kaldırılmıştır. Böylece uzun bir zamandır itibarı zedelenen bir neslin telafisi mümkün olmasa da seçtiği okul türünden dolayı mağduriyetine son verilmiştir.

MEB, 5+3 şeklinde uygulanan 8 yıllık kesintisiz eğitimi 4+4+4 şeklinde 12 yıllık zorunlu eğitime çevirerek, kapatılan İmam Hatip liseleri canlandırılmıştır. Zorunlu okula başlama yaşı 5.5 yaşa, düşürülürken isteğe bağlı olarak okula başlama yaşı da 5 olarak belirlenmiştir. Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Kuranı Kerim, Yaşayan Diller ve Lehçeler gibi dersler de ders programlarına eklenmiştir.

Dershanelerin kaldırılacağını bizzat Başbakan 2012’de dile getirerek, dershanelerin özel okula dönüştürülebileceği açıklanmıştır. Fakat bunun tam olarak hala nasıl gerçekleşeceği belirsizliğini korumaktadır. Dershanelerin kapanması mı? Yoksa şuan ki gibi faaliyette olması mı eğitsel açıdan yararlı halen tartışılmaktadır.

Öğretmenlerin özür grubu atamalarında ise yıllardır’ İl Emri’ uygulamasına Ömer Dinçer zamanında son verilmiş, ülkemizin doğu-batı arasındaki görev yapan öğretmen dağılımının istatiksel olarak aradaki farkın daha çok açılmasını engelleme amacı taşınmıştır. Lakin bu uygulama eşinden ve çocuklarından ayrı olan bir eğitimcinin görevini layığı ile yerine getirip getirememe sorusunu vicdanlara taşımıştır.

Anlaşılacağı gibi eğitimde sorun çözme adına atılması gereken adımlar atılsa da bu beraberinde başka bir sorunun temelini oluşturduğu görülmektedir.Yapılması gereken en önemli adım eğitimdeki uygulamaların bakanların değişmesi ile farklılaştırılmasından ziyade, eğitimin artık ülkemizde bir devlet politikasına dönüştürülmesi zorunluluğudur.

Nabi Avcı’dan beklenilen;

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın göreve geldikten sonra öğretmenlerle yakından iletişim kurması ve bu iletişimde kullandığı üslup, bir önceki dönemde kırgın olan öğretmenlerin psikolojik olarak rahatlamasına sebep olmuştur. Özellikle Sayın Bakanın her ilde toplantılarla öğretmenlerin sorunlarını dinleyerek çözüm arayışlarına başvurması önemli bir adımdır.

 Öğretmenlerin her meslek grubunda yer alan insanlarla (Polis, Hâkim, Subay, Doktor, Mühendis, Esnaf vb. ) evli olması özellikle eş durumu atamalarında sorunu daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu sebeple ki sorunu tamamen çözüme kavuşturmak mümkün gibi görünmemektedir. Çünkü İl Emri uygulaması ile ülke genelinde öğretmenlerin görevleri daima Batı bölgelerinde olacak ve hiçbir zaman Doğu bölgelerimizde öğretmen açığı kapatılamayacaktır.

Yapılması gereken uygulama; öğretmenle evli olan meslek gruplarının hangisi olursa olsun, eş durumu atamalarında öğretmen olan eşe, diğerinin tabi olması bu sorunu çözme de bir nebze etkili olacaktır. Asker, Polis Hâkim, Subay Doktor. Vb. hiç fark etmez eğer öğretmenle evli ise öğretmen eşin görev yaptığı yere farklı meslek grubunun eş durumu ataması ile gelmesinin yasal alt yapısı sağlanmalıdır. En öncelikli sorunumuz eğitimdir, sözünün daha gerçekçi olduğunu göstermemiz için öğretmenlerin diğer meslek gruplarına eş atamalarında tabi olacağına bunun tam tersini uygulamak sorunların temelinde yer alan öğretmen ailelerinin parçalanmış hallerini ortadan kaldıracaktır