• 1.11.2013 00:00

Ülkemizde gençlerin siyaset, ekonomi ve sosyal hayata dair algıları Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar değişim göstermiştir.Cumhuriyet'in ilk yılları, başta Atatürk olmak üzere, devlet adamları ve aydınlar için "gençliğin Cumhuriyet'in koruyucuları" olduğu anlayışının hakim olduğu yıllardır. Cumhuriyet'in övüncü olan Türk gençliği, Türklük bilincinin doruğa ulaştığı Atatürk döneminde, dinamik, çalışkan, bilimi kendine yol gösterici tanımış, çağdaş, her şeyini ulusuna adamış, ulusunu uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmayı kendisine ülkü edinmiş bir gençlikti.

Ülkenin değişik dönemlerinde gençlik, farklı roller üstlenmiştir. Toplumun sosyo-kültürel değişimine paralel olarak gençlik de bu değişime göre biçimlenmiş ve bundan etkilenmiştir.

Gençler her defasında üstüne düşen görevi yerine getirse de gençliği var eden eğitim politikaları ve dönem içinde yaşanan siyasi olaylar, gençler içinde ötekileştirme duygusunu ortaya çıkarmalarına sebep olmuştur.1960 Askeri darbe öncesinde gençler arasında yaşanan olaylar da farklı görüşlerde yer alanların ortak amacı; Cumhuriyeti muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak olsa da birbirlerini Cumhuriyetin temellerini oymakla suçlamaları algısal olarak bir ülkede aynı zamanda ve ortamda farklı algı düzeylerine sahip nesillerin yetiştiğini göstermektedir.

Gençlerin algıda ve hedefi gerçekleştirme de birbirlerinden farklı düşünmelerinin doğallığının yanında siyaset ve ekonomi anlamında etkilendikleri dış akımları ülke yönetiminde tek çözüm yolu olarak sunmaları, kendi kültürü ve coğrafyası ile tarihine uygun bir akımı oluşturamamaları Türk gençliğinin Cumhuriyet sonrasında gerçekleştirdiği en büyük handikap olarak görebiliriz.

1970-1980 dönemi, sağda ve solda, katı kamplaşmanın yaşandığı ve ülkenin siyasal şiddetle yoğun biçimde karşı karşıya geldiği bir dönem olmuştur. Bu dönem, sistem karşıtlığına geçiş dönemidir. 1975-1980 arası dönem, gençliğin kesin çizgilerle sağ-sol ve İslamî ideolojiler doğrultusunda kamplaşma ve çatışma dönemi durumuna gelmiştir. Sağ ve sol gruplarda kümelenen radikal gençlik, siyasal şiddeti benimseyerek mücadele etmiş, rejime yönelik eylemlere girişmişlerdir.

1960 darbesinden sonra 1980 öncesinde de yaşanan üniversite olaylarının gösterdiği en büyük hakikat yaşananlardan ders çıkarmayan genç nesillerin hataları tekrar etmelerindeki ısrarıdır.19860 ve 1980 darbesi sonrasında farklı görüşte yer alan gençlerin maruz kaldığı dramlar, haklı veya haksız olandan ziyade müdahaleye ortamı sağlama amacıyla kullanıldıklarının bir kanıtı gibidir.

1990’lı yıllardan sonra yetişen gençliğe yukarıda ifade ettiğimiz özelliklerinin yanı sıra tüketenin yanın da üreten ve yaratıcılığını konuşturan, teknolojiyi olumlu ve olumsuz anlamda kullanabilen nesillerin de dahil olduğunu görebiliyoruz. İletişimdeki gelişmelerin gençler arasındaki diyalogu artıran etkisinden ziyade kutuplaşmaların yaşandığı da gizlenemez bir gerçek. Özellikle sosyal medyayı kullanan ve ötekileştirme de bir hayli insafsız olan gençlerin varlığı aslında ülkemizde tarihte yaşanan gençlik algılarındaki çatışma içeren düşüncelerin hala yaşadığını göstermektedir.

2000 yılından itibaren yetişen nesillerde gösterilebilecek en önemli eksiklik yakın tarihe olan ilgisizlikleri veya yakın tarih hakkında elde ettikleri bilgilerin doğruluğunu sorgulamamalarıdır. Sosyal medya aracılığı ile karşı tarafın tezlerini çürütme adına elde ettikleri her bilgiyi mutlak doğru olarak kabul etmeleri, tarihte öğrenilen yanlışlıkların geleceklerini şekillendirmede gerçeklikten uzaklaşacaklarını, bilimselliğe dayanmayan basit ve gerçek dışı söylemlerle ülke gündemini oluşturacakları düşünülebilir.

Sosyal medyada 14 yaşındaki bir öğrencinin ’Böyle Başbakan görmedim’ söylemini olumlu veya olumsuz olarak yazdığını düşünsek de zaten yaş itibari ile başka başbakanların dönemini göremeyeceğini anlamaması, yetişen gençlerin bilimsel verilerle düşünemediğinin göstergesi olarak yorumlayabiliriz. Dikkat edilmesi gereken nokta buna benzer örneklerin siyaset, ekonomi ve sosyal alanda gençler tarafından çok sık bir şekilde dile getirilerek birbirlerini ötekileştirmede bir silah olarak kullanmalarıdır.

Bunu engellemek için eğitim adına yapmamız gerekenler ise sonraki yazımızda ifade edelim.