• 13.12.2013 00:00

 Esasicilik eğitim felsefesinden kurtulmak için 2004-2005 yıllarından itibaren AB'yi örnek alıp ilerlemeci eğitim felsefesine geçmemizin en önemli sebeplerinden biri baskıcı, zorlama ve cezaya dayanan eğitim uygulamalarından kurtulmaktı. Esasici eğitim felsefesinde eğitim uygulamalarının tek ve mutlak hâkimi olan öğretmene velilerin 'eti sizin kemiği benim' söylemi ile terbiye aldırmak için çocuklarını teslim etmelerinden yakınırken, 2014 yılına gireceğimiz şu zamanlarda sınıfların öğrenciler tarafından basılarak öğretmenlerin darp edilmesinden yakınacağımızı bilemezdik.


Nasıl önceki zamanlarda bireylerin baskı ve zorlamalara dayanan uygulamalarla terbiye edilemeyeceğini göremediysek, 21. yy da da özgür eğitim uygulamalarının öğrenci karşısında öğretmen profilinin aciz bırakılmaması gerektiğini de öngöremedik.

Esasici eğitimde her zaman öğretmeni haklı bulan bir anlayışın yerini, ilerlemeci eğitim ile öğretmenin öğrenci sorumsuzluklarına katlanmalı ve fedakâr olmalı anlayışını benimsemenin yanlışlığının özgür eğitimde yerinin olmadığını anlayamadık.Liberalist anlayış ile öğretmen ve öğrenciye biçilen değerin dengesini kuramamanın eğitimde sonuçlarını gördüğümüzde olayı her zaman bu açıdan ele almayı istemedik.

Son 5 yılda öğretmenlere yapılan şiddetin ailelerden ve öğrencilerden gelmesinin birçok sebepleri olsa da devletin yetkilileri tarafından öğretmenine sahip çıkmayan bir anlayışın olduğunu söyleyebiliriz. Yer yer yetkililerin öğretmenlerin boş zamanlarından ve aldıkları maaşlardan sorumsuzca dem vurmalarının yanında şiddete uğrayan öğretmene sahip çıkılmadığı algısı bu mesleği yerine getiren insanların ortak bir feryadı diyebiliriz. Öğretmenin öğrenciye uyguladığı şiddet sonrasında gereken yapılacaktır tarzında Vali ve Kaymakamların açıklama yapma yarışına girdiklerini görürken öğretmene uygulanan şiddet sonrasında sessiz kalmaları bu feryadı artıran diğer bir etken olarak görülebilir.

Veli-öğrenci memnuniyetinin öğretmen memnuniyeti ile eşit oranda algılandığını düşünsek de bunun uygulamalarda öyle görülmemesi, farklı etkenlerden dolayı öğrencilerin artık aile ve öğretmenlerin terbiye dairelerinde olmayı istememeleri, eğitimi özgür kılma adına yapılan yanlış uygulama ve yorumlar, bugün bu mesleği yerine getiren kişilerin memnuniyetsizliğini artıran faktörlerdir.

Literatür araştırmalarında daha çok öğretmenin öğrenciye gösterdiği şiddete yönelik araştırmaların yanında yakın gelecekte, öğrenci ve ailelerinin öğretmenlere gösterdiği şiddeti konu edinen araştırmaların yapılacağı bir gerçektir. Son zamanlar da öğrencilerden ve velilerden öğretmenlere dair şiddet ve taciz anlamında tehditlerin yoğunlaşması bu çalışmaların artacağını kanıtlar niteliktedir.

Öğretmenin uyguladığı şiddeti anında değerlendiren sivil ve resmi makamların aynı şiddet öğretmene uygulandığında ‘öğretmen mi? Vur gitsin’ anlamında ağırdan alıp şikâyetleri dikkate almamaları ve öğretmenin fedakârlığını anlatan söylemlere başvurmaları, öğretmene verilmeyen değerin öğretmenden beklenilmesi bu mesleğin özünü ve saygınlığını toplumun gözünde yıpratan en önemli sebeplerdendir.

Bireyleri baskıcı öğretmen modelinden kurtarırken, öğretmenleri sorumsuz öğrenci davranışlarına mahkûm etmenin eğitimde hiç bir olumlu sonucu ortaya koymayacağı unutulmamalıdır.İstenilen, öğretmen şiddetine karşı takınılan halk ve devlet kademesinin gösterdiği tepkinin aynısını öğrenci ve veli şiddetinin yaşandığında da gösterilmesidir. Bu dengenin hukuk ve idare açısından sağlanması hem öğretmenin hem de veli-öğrenci arasındaki iletişimi istenilen seviyeye getireceği unutulmamalıdır.

Twitter.com/bagcikram