• 20.12.2013 00:00

 Son zamanlarda ülkemizde siyaset alanında meydana gelen kutuplaşmaların ve savaşların temelinde eğitim mi var sorusu manidar gelebileceği gibi anlamsız da gelebilir. Siyasi iktidarların kendi dönemlerinde eğitimi bir araç olarak kullanıp devletin her kademelerine istediği doğrultuda bireyler yetiştirme gayesi taşıdıkları herkesin malumudur.

Uluslar arası örgütlerin ve dünya siyasetine yön veren ülkelerin ülkemize eğitim politikaları adına biçmiş olduğu belli kalıpların olduğu söylentisi yıllardır dile getirilse de bunun bir söylenti mi yoksa gerçeklik payı olan bir durum mu hep merak edilmiştir.

Menderes dönemi:

Tarihi süreç içinde ele aldığımızda, Menderes dönemine bakarsak ‘Milli ve manevi değerlere bağlı olmayan bir cemiyetin kötü akıbetlere maruz kalacağı, böyle bir ülkede eğitim adına ilerlemenin olamayacağı, bundan dolayı memleketin her alanında eğitim politikalarına ağırlık verilmesi gerektiği’ ifadesi ile adımların atılması, o dönem itibari ile uluslararası, bölgesel ve ulusal anlamda farklı yorumlanmış ve tepki çekmiştir. Özellikle doğu bölgelerimizde ilk olarak üniversitelerin açılması kararının yine bu döneme denk gelmesi dikkat çekicidir.

DP’nin ilköğretimde belirlediği en önemli hedef, ilköğretimi tüm ülkeye özellikle de okulu olmayan köylere götürebilmek, ilköğretimin kalitesini yükseltmek ve yeni bir ilköğretim kanunu hazırlayarak okuma yazma oranını toplumun kesimlerine yaymaktı. Menderes Hükümeti’nce 1951 yılından başlayarak yurdun birçok yerinde İmam Hatip Okulları açılmış, orta dereceli okullara da din dersleri konmuştu. Üniversitelerde siyasete giren profesörlerin yine bu dönemde partiye üye olmalarını engelleyici yasaların çıkması Menderes’in muhalefeti engelleme adına yaptığı girişimler olarak algılanmıştı.

Bu dönemden önce bütçeden eğitime ayrılan payın %6-7 civarında olduğu ama askeri darbe ile düşürülen bu iktidarın darbe öncesinde eğitime ayırdığı oranın bütçenin %13’ün üzerinde olması diğer bir husustur.

Özal dönemi:

Özal döneminde özellikle Avni Akyol zamanında eğitimde öğretmen yetiştirmeye büyük önem verilmesi ve Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğünün kurulması, bakanlık merkez teşkilatında daireler ve genel müdürlükler adına görev ve sorumlulukların belirginleştirildiği görülmektedir. Eğitimi 8 yıla çıkarma adına ciddi çalışmaların yapılması ve Menderes döneminde olduğu gibi özellikle 1986’dan sonra eğitime bütçeden milli savunmaya oranla daha fazla pay ayrılması dikkat çeken noktalardır.

Milli Eğitimde çok önemli adımlar atan bu iki önemli siyaset ve devlet adamının sonraki siyaset sahnelerinde nelerle karşılaştıkları ve sonuçlarının ne olduğu yakın tarihi bilen herkesin malumudur.

Ak Parti dönemi:

 Bu dönem, 2004 yıllından itibaren eğitim programlarının Yapılandırmacı ve İlerlemeci bir anlayışla hazırlanması, ücretsiz kitap dağıtımı ile beraber okumayan öğrenci kalmaması adına yapılan teşviklerin çoğalması ile başlar. Birey merkezli ders programlarının ilkokuldan üniversiteye kadar kademeli olarak uygulama adına yapılan çalışmalara verilen tepkilerin dönemin basın yayın organlarının eğitim ile ilgili haberlerine bakmakla anlayabiliriz.

 Fatih projesinde aksamalara rağmen ısrarcı bir politika belirlenmesi, yine 12 yıl eğitimle beraber milli duygu ve menfaatlerin yerel ve dini manada pekiştirilmeye çalışılması, uluslar arası konjüktür ve iç bağlantılarının gelecek adına Türk nesilleri üzerinde planlarını bozan diğer önemli adımlar olarak görülebilir.

 Menderes- Özal döneminde olduğu gibi Ak parti döneminde de savunmadan çok eğitime bütçenin ayrılması, geçmişte yapılan ve günümüzde devam eden siyasi operasyonların sebebini eğitim alanında da sorgulamak gerçekçi olur mu?