• 31.01.2014 00:00

 Günümüz dünyasında yapılan araştırmalarda iyi bir meslek sahibi olmak için, iyi bir üniversitede, iyi bir bölümde okumak gibi bir algının yavaş yavaş sonuna gelindiğini söylemek çok sürpriz olmasa gerek. Üniversite giriş sınavı ile milyonlarca insanın yüksek öğretimin kapılarında biriktiği ülkemizde ise çok kısa zamanda bu algının değişeceğini düşünmek her ne kadar zor olsa da gelişmiş ülkelerde bu algının ortadan kalktığını görebiliyoruz. Bir meslekte uzun yıllar bulunmanın getirdiği deneyimlerin bireye katkısını, üniversite okumaktan daha iyi algılayan gelişmiş dünya ülkelerine nazaran, iyi bir üniversite de okumanın tecrübeden daha iyi olacağını düşünen bir ülkede yaşıyoruz.


ABD'de çok uzun yıllar gazetecilik yapan M.Carter'ın üniversiteye başvurarak çok uzun yıllar kazandığı deneyimin üniversite okumak kadar hatta ondan daha çok kendine getiri sağladığını ve Gazetecilik diplomasının olması gerektiğini ifade ederek, her açıdan bunu hak ettiğini söyledi. Teksas Eyalet Üniversitesinin başvuruyu değerlendirdikten sonra iletişim fakültesinde mülakata tabi tuttuğu gazetecinin, diploma almasına karar vermesi eğitimde teorik bilgilerden ziyade uygulamaların ve tecrübenin önemli olduğuna işareti olarak yorumlanabilir. Çok uzun yıllar teknisyen olan bir insanımızın ülkemizdeki üniversitelerimize başvurduğu takdirde sonucunun ne olacağını düşündüğüm gibi üniversite okumuş entelektüellerimizin bu konuya nasıl yaklaşacağı merak konusu doğrusu.

Üniversite okuyan insanlarımızın yoğun bilgi aktarımına maruz kaldıktan sonra mesleki hayatta tecrübe edinmeyi küçümsemeleri bireylerden kaynaklanan bir hata olmasından ziyade eğitim sistemimizden kaynaklanan bir sorun olduğu aşikâr. Eğitimde Uygulamaya dayanan bir yüksek öğretimin varlığı teorik bilgi yüklenmesinden daha iyi olduğu fikri dillerimize pelesenk olsa da yaşama geçirememek diğer bir üzücü noktadır.

Milli eğitim bakanlığının uzman yardımcısı alım ilanlarına baktığımızda görevde olan öğretmenlere 'işçisin sen işçi kal' sözüne atıf yapmış gibi öğretmenlere ' öğretmensin sen öğretmen kal' demek istediğini düşündüm desem umarım teşbihte hata yapmış olmam.
Kanada ve Avustralya'da yapılan iki ayrı araştırmada bir meslekte çok uzun yıllar çalışmanın belli bir zaman sonra bireyin gelişiminde olumsuz bir etki yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. İnsanın ömrü boyunca tek bir meslekten ziyade aralıklarla başka meslek alanlarına kayması yaratıcılığını geliştirdiği gibi tükenmişlik sendromuna kapılmasını engelleyici bir faktör olacağı açıktır. Kişinin her zaman aynı mesleği yapmasının kalıplaşmışlığın göstergesi olarak görüldüğü dünyada, bireylerin kendi gelişimleri ve yönelimleri boyunca farklı meslekleri icra edebilmesinin gerekliliği ortadadır.

Özellikle öğretmenlik mesleği gibi daima bireylerle etkileşim halinde olan mesleklerin çoğunda on yıl sonrasında mesleği yerine getiren insanlardan yükselen bir istikrar beklemek çok gerçekçi olmasa gerek.Ortalama 25 yıl öğretmenlik mesleğini yapan bireylerden eğitim adına daima istikrar beklemenin yanlışlığını görememek ve uzman yardımcılığı sınavına meslekte olan öğretmenin başvurmasını engellemenin yanlışlığını anlamamak, bu durumun öğretmenlerde açtığı mutsuzluğu fark edememek zor olmasa gerek.
Öğretmen kariyer basamaklarının sadece milli eğitim bakanlığı teşkilatı bünyesinde sınırlamanın olumlu bir etkisi olacağı düşünülse de istenen performansı sağlamayacağını söyleyebiliriz. Milli Eğitim Bakanlığı dışında birçok kamu kurumunda öğretmen kadrosunda olmasına rağmen görev yapan bireylerin varlığı ortadadır. Belli bir hizmet sonrasında dönüşümlü olarak başka kamu kurumlarında eğitimcilere yer vermek, gelişimi ve motivasyonu sağlayacağı gibi eğitimcilerin çok yönlü gelişmesine sebep olacaktır. Böylece imtiyazlı eğitimci sınıfın oluşması engellendiği gibi öğretmenlere de farklı mesleklerde gelişme fırsatı sunulmuş olmasının faydası dikkate alınmalıdır.