• 14.02.2014 00:00

 Milli Eğitim Bakanlığının eğitimde dershanelerle ilgili meclise getirmeyi planladığı yeni düzenlemeler için tartışmalar devam etmektedir. Özellikle aday öğretmenlerle ilgili düzenlemelere baktığımızda yapılan değişiklikleri sorgulamanın gerekliliği ortadadır.

İşin üzücü tarafı yapılan düzenlemelere gelen eleştirilerin eğitsel olmasından ziyade siyasi olarak gerçekleşmesidir. Bu durum aslında eğitsel alanda yapılan birçok düzenlemeye kalıplaşmış siyasi yargılarla bakmanın yıllardır ülkemizde siyasetin eğitimi baskı altına alıp yönlendirdiğinin göstergesi olarak yorumlanabilir.

Göreve başlayan öğretmen adayının bir yıl performansa dayalı stajyerlik hizmetinden sonra yazılı ve sözlü olarak tekrar değerlendirmeye tabi tutulması adına yapılan değişiklikler, olumlu anlamda yorumlanabileceği gibi maalesef bazı olumsuzlukları da beraberinde getirebilir. Daha öncede ifade etmiştim sınav psikolojisi, özellikle memur olmadan önce atama bekleyen öğretmenlerin kişilik yapısında ve psikolojisinde telafisi olmayan izler bırakmaktadır. KPSS’ye psikolojik olarak çok ağır şartlarda hazırlanan öğretmen adaylarının mesleğe başladıktan sonra yaşadığı bazı sorunların temelinde sınav psikolojisinin yarattığı tahribat bilinmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığında bu düzenlemeyi hazırlayan uzmanların haklı olarak görülebilecek tespitler yaptığı unutulmamalıdır. Eğitim fakültelerini bitirmiş ama mesleğini sevmeyen sadece ekonomik kazanç anlamında mesleği zoraki yerine getirmeye çalışan eğitimcilerin olduğunu söylemek zor olmasa gerek. Öğrencilere karşı takındığı tavır ve üslup ile yaşadığı kişilik sorunlarını öğrencilere aktaran, özel yaşamındaki sorunlarını eğitim ortamında öğrencilere yansıtan öğretmenlerin sözlü mülakat ile sorunlarını anlayarak bu bireylerin farklı alanlara kaydırılması doğru bir yaklaşım olarak görülebilir. Lakin bu durumu yerel manada Milli eğitim müdürlüklerine yüklemenin getireceği şaibelerin yanında merkez teşkilatının da üstlenmesinin zorlukları ortadadır.

Çoğu öğretmen adayının ekonomik durumu iyi olmayan ailelerde yetiştiğini üniversitelerde yapılan araştırmaların sonuçları ile ortaya çıktığını daha önce ifade etmiştik. Atanmaktan başka çaresi olmayan kendi ataması ile ailesinin bakım masraflarını üstlenmeyi amaçlayan birçok arkadaşımızın yaşadığı duruma öğrenciliğimde de mesleki yaşamımda defalarca şahit olmuşumdur. Bu durumun üzerine atandıktan sonra tekrar psikolojik anlamda baskı oluşturan farklı eleme unsurlarının getirilmesi ne kadar faydalı olur sorgulanmaya değerdir.

Eğer olaya eğitsel açıdan bakıyorsak yapılması gereken en önemli yenilik olaya eğitim fakültelerinden başlanması olacaktır. Eğitim fakültelerinde devamsızlıkların tamamen kaldırılması üniversite hayatının aileden uzak tatil yapılma süreci olmasından çıkmasını sağladığı gibi getirilen öğretmenlik alan sınavı ile de dört yıl boyunca müfredattaki derslerin ciddiye alınmasına vesile olacaktır.  Okul deneyimi adı altında üniversite öğrencilerinin başı boş ve kontrolsüz olarak okullara gitmesini istediğimiz son sınıftaki bu uygulamanın içi boş olup sıkı tutulmaması, diğer bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

Okul deneyimi dersi adı altında yapılan uygulamanın sadece bir yıl değil tüm üniversite hayatına yaygın bir şekilde yerleştirilmesi, mesleğe başlamış öğretmeni bir senede tanımaya çalışmaktan daha gerçekçi olarak görülebilir.