• 28.02.2014 00:00

 Her ne kadar ülkemizde öğretmenlik mesleğinin tanımı mevzuatla devlet nezdinde özel bir ihtisas mesleği olarak belirlenmiş olsa da, toplum nezdinde bu meslek her zaman ideoloji bazında devletin bir memuru olarak algılanmaktan kendini kurtaramamıştır. Tarihten örneklerine baktığımızda bu mesleğin yetiştirmek istediği nesiller üzerinde her zaman devletin bakış açısını yansıtan, hâkim ideoloji izlerinin belirgin olduğu açık olarak görülmektedir.

Osmanlı Devletinde medreselerde görevli müderrislerin yıkılış döneminde oynadığı roller ve toplum nezdinde üstlendiği görevlerin olumsuz etkilerine baktığımızda, eğitimcilerin ve üniversite hocalarının daima siyasi olaylarla iç içe olduklarını görmek çok zor olmasa gerek.

Gezi olaylarında Ankara’da liseli öğrencileri eylemlere zorla gönderen ve katılmayan öğrenciler üzerinde kurulan baskıyı gördükten sonra, bu durumun aslında tarihten farklı olmayacak şekilde günümüzde de cereyan ettiğini söyleyebiliriz. Ankara’nın yanında başta İstanbul olmak üzere birçok ilde buna benzer durumların yaşanması, aslında bu mesleği yerine getiren kişiler tarafından mesleğin önemini algılamaktan uzak olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Öğretmen olan her bireyin kendi özgürlüğü doğrultusunda benimsediği siyasi görüşünün olması doğaldır. Bu görüş doğrultusunda her ne kadar yasa gereği siyasi propaganda yapması yasak olsa da görev süresi ve öğrenme yaşantıları dışında da benimsediği görüş doğrultusunda yapacağı etkinlikler, temel hak ve özgürlükler açısından kabul edilebilir. Yanlış olan durum benimsediği görüşü sınıf içinde eğitim ve öğretim faaliyetlerinde öğrencileri etkileyecek ve kendisi gibi düşünmeye zorlayıcı tutumlar sergilemesi olacaktır.

Öğrenciler üzerinde model karakter olarak kendi gibi düşünme ve davranış sergilemeyi dayatan öğretmen karakterinin eğitimde bağımsız bireyleri nasıl yetiştireceği sorgulanmalıdır.Dayatılan durumun siyasi bir olgu olması eğitimde istenmeyen sonuçların gerçekleşmesine ve kısır bir döngünün oluşmasına sebep olacaktır ki, bu durum yüksek öğrenimde çalışan ve üreten bir gençlikten ziyade, zıt kutupların mücadelelerinin yaşandığı bir sorunu karşımıza çıkaracaktır. Maalesef üniversitelerimizde yıllardır olan durum da tam olarak budur.

Bu durum üniversitelerde toplumsal sorunlara çare bulan bireylerden ziyade toplumsal sorunların derinleşmesine sebep olan ve ülkeyi kutuplaştıran öğrenci olaylarının temelini oluşturmuştur.Bilimsel anlamda ülke sorunlarına eğilmektense sonu olmayan ve ülkeyi geren siyasi çatışmaların kronikleşmesine sebep olan bu durumun temelinde, öğretmenlerin öğrenci yetiştirmesindeki ideolojik yaklaşımları yadsınamaz bir gerçektir.

Okul içinde siyasi görüşünü benimsemeyen öğrencilerin olabileceğini düşünüp onları tehlikeli birey olarak görmektense, bireysel farklılıklar ilkesince o öğrencilere de saygı göstermek, her birey özeldir, görüşünün yansımasının tam olarak gerçekleşmesini sağlayacaktır. Ülkemizde bu bakış açısına sahip olarak görev yapacak öğretmenlerin varlığı daha yararlı olacağı gibi kutuplaşmanın ve ötekileştirmenin yaşanmasını da engelleyecektir.

 

Toplumda hiçbir bireyin aynı düşüncelerde olamayacağı veya aynı görüş doğrultusunda yetiştirilemeyeceği unutulmaktadır. Bu sosyal bir olgu olarak karşımızdadır. Eğitimde de aynı görüş doğrultusunda birey yetiştirmektense farklılıkları kabullenmek, kendi benimsediklerimizi karşımızdakilere dayatmamak, çağdaş milletler arasında yer alabilmenin yegâne önceliğidir.

Günümüzde hükümet politikalarını beğenenlere saygı duymanın yanında hükümet politikalarını beğenmeyen öğretmenlere de saygı duymanın gerekliliği unutulmamalıdır. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta okullardaki öğrencileri kendi görüşlerimiz doğrultusunda meydanlara itmek, hatta buna öncülük edip yönlendirmek, eğitimin işlevleri açısından öğretmenin görevleri arasında sayılamayacağı açıktır.

Her protesto ortamında öğrencileri Ankara’da Kızılay ve çevresine, İstanbul’da da Taksime yönlendiren öğretmenlerimizin bu durumdan nasıl bir eğitsel yarar sağlamak istediklerini anlamak çok zor.Öğrencilerin kendi özgür iradeleri ile yaptıkları eylemlere saygı duymanın önemini anlamanın yanında, yine kendi özgür iradeleri ile de eylemlere katılmak istememelerini de anlamak gerekir. Ders saatleri içinde öğretmenlerin öğrencilere taksime değil sınıflara çağrısını yapmaları, hükümeti beğenen veya beğenmeyen her eğitimcinin mesleki sorumluluğudur.