• 15.03.2014 00:00

 Demokratik tepki olarak diyebileceğimiz durumlar genellikle ‘Protesto ve Eylem’ kavramları ile ifade edilmektedir. Bu kavramların manası ‘anlam ayrımından kaynaklanan davranıştır.’  Her insanın anayasa gereği yapma hakkına sahip olduğu bu durum, hiç kimse tarafından engellenemez temel bir özgürlük olarak görülmektedir. Bu tepkiler, şahıs olarak yerine getirilebileceği gibi grup anlamında hatta toplumsal yapıya da genişletilmek istenebilir.

Gezi’de yapılan eylemlerin ilk başta herkesi mutlu edecek derecede mizahi ve demokratik bir yapıda başlaması, ama sonrasında insan haklarını çiğneme adına gösterilerin amacından sapmasından da anlaşıldı ki, biz gençlerimize bu hakları kullanmayı bile öğretememişiz.

Bir simitçinin dövülmesine şahit olduğumda benim için Gezi’nin masumiyeti nasıl sona erdiyse 15 yaşındaki bir gencin cenazesinden sonra yapılan eylemlerde, Okmeydanı’nda da bir gencin öldürülmesinden sonra bu eylemlerinde masumiyeti kalmamıştır.

Polisin demokratik hakları engelleme adına insanlara müdahale ettiğini savunanların haklılık payının karşısına, artık son zamanlarda her eylem sonrasında eli silahlı ve yüzü maskeli şahısların, esnafın mallarına ve insanların canına kast ettiklerini gördükten sonra, polisin tedbir almasını yadırgamamak gerekir diyebiliriz. Bu gruplara hakkınızı kullanın diye izin verildiğinde 1 Mayıs’ta Mecidiye köy ve Beşiktaş’ta bu haklarını nasıl kullandıklarını ve esnafa milyonlarca tl zarar açtıklarına şahit olduk.

Yani anlaşılıyor ki gençlerimizi ve demokratik haklarını masumane olarak kullananları fırsat bilip, polisi bu gençlere, gençleri de polislere düşüren ve bunların kimler olduğu açık olan bir grup var ortada. Bu grubun demokratik tepkiden anladığı olay: küfür ve hakaretleri duvarlara, yollara yazmak, bulduğu kaldırım taşlarını ve çöp kutularını yola yığmak, yüzünü belli etmeme adına kameraları taşlamak, gecenin ilerleyen saatlerinde nasıl kan akıtırız bunun hesabını yapmak olduğu aşikârdır.

Dünya da medeni olarak gördüğümüz hiçbir ülkede tamamen kamuya açık olan ve ulaşımın yoğun olarak gerçekleştiği mekânlarda eylem yapamaz, yasanın verdiği hakkı başka insanların haklarını gasp edecek şekilde kullanamazsınız. ABD ve AB ülkelerinde yasanın gösterdiği eylem mekânları dışında kamu düzenini tehdit edecek alanlarda eylem yapanlara karşı polise silah kullanma hakkı verilmiştir.Taksim ve Kızılay kamuya açık alan olup trafiğin birçok açıdan kesiştiği mekânlardır.

Buraların dışında eylem yapma alanları Valiliklerce belirlenmesine rağmen ‘özgürlüğümüzü kısıtlayamazsınız biz istediğimiz yerde yürüyüş yaparız’ demede ısrar etmenin amacı ne olabilir?Yasa gereği bir kere eylem yapma yeriniz şuç iken polisi nasıl haksız ilan edebiliyorsunuz? Eylem yapma yerini yasalara uymadan belirleyip çatışma ortamını oluşturduğunuzda kendinizi nasıl haklı olarak görebiliyorsunuz?

Yukarıdaki soruları sorduğumuz grubun ülkemizi kutuplaştırma adına kural tanımayan kesimlerin cevaplamasını, hükümetin icraatlarını beğenmeyip kendi özgür iradeleri ile de eylemlerini gerçekleştiren insanlarımızın, bu grubun emellerine alet olmamalarını istemek, şu zamanda en önemli sorumluluğumuz olmalı diye düşünüyorum.

Öfke ve heyecana kapılmadan eylem yaptığımız alanlarda yaşayan ve geçimini sağlayan esnaflarımızı da unutmamak ve onların haklarını da gözetmek her bireyin en önemli vazifesi olmalıdır. Şu çok açık ve nettir ki, klasik bir söz olarak bizi birbirimize düşürmek isteyenler çift pasaportlu olan insanlardır. Ateş bu topraklara düştüğünde biz çatışmalarla baş başa kalırken onlar bu ülkede olmayacaklardır.

Not; Hayatını kaybeden Berkin Elvan’a, Tunceli’de şehit düşen polis memurumuz Ahmet Küçüktağ’a, Okmeydanında silahla öldürülen Burak Can Karamanoğlu adlı vatandaşımıza, Allahtan rahmet ailesine ve geride bıraktığı sevenlerine sabır diliyorum.