• 4.04.2014 00:00

 Bir gece beraber oturuyorduk. Yanımızda Siirt milletvekili Mahmut Soydan, şimdiki Macaristan elçimiz Ruşen Eşref Onaydın, bir de Soysallı vardı. Atatürk, ertesi günü Büyük Millet Meclisi’nde okuyacağı söylevi hazırlıyordu. Mahmut’la Ruşen Eşref not tutuyorlardı. Atatürk ara sıra bana da, “Ne dersin?” diye soruyordu. Ben ne diyebilirim? Hiç... Sonra Atatürk bana döndü ve dedi ki:

— Bu memleketin efendisi kimdir?

Düşündüm. Karşılığı o verdi:

— Türk köylüsüdür, dedi. Ve devam etti:

— Türk köylüsü “Efendi” yerine getirilmedikçe memleket ve millet yükselmez!... (Prof. Esat Bozkurt)

« Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış olan köylüdür. » (1922)

«Köylü hepimizin velinimetidir. Bu soylu unsurun refahını düşüneceğiz.»

20.07.1931, Eskişehir’den geçerken. « Zahire ticaretinde ziyaret ettiğini» söyleyen Uluçayırlı Hasan Efendi’ye hitaben söylenmiştir.

Seçimlerden sonra ülkemizde Beyaz Türkler olarak algıladığımız bir kesimin ağzından ‘dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir olamaz’ okuma yazma bilmeyen kimse ile benim oyum nasıl eşit sayılır?’ türden ifadeler duymanın şaşkınlığını, üzerimizden atamamanın yanında, bu kesimin Atatürkçü söylemlere başvurmaları arasındaki ironiyi ortaya koyarak kendilerini ele vermelerini nasıl açıklayabiliriz.

Köylü kesimi soylu bir unsur olarak algılayan Ulu Önder’in, düşüncelerini savunduğunu zanneden bir kesimin, köylünün refahını iyileştirecek fikirler üretmektense, köylünün gönlünü kıracak söylemlere sarılması, aslında “Atatürkçüyüz” ifadelerinin manadan çok şekilciliğe dayandığının kanıtı olarak karşımızda durmaktadır.

Alnına Atatürk bandını sarıp, Atatürk ismini vücuduna dövme olarak yaptırıp, Atatürk resimli kol saatlerini gözümüze girdirecek şekilde takarak “Cumhuriyeti senin bıraktığın biçimde korumak bizim en büyük görevimizdir” söylemleri altında 10. Yıl Marşını haykırarak, köylüleri aşağılamanın halkçılık ilkesi ile bağdaştığını düşünmeleri kadar, Atatürk’e verdikleri önemi de bu şekilde ifade etmelerinin çelişkisini idrak etmekten de uzak yaşamaktadırlar.

Seçim zamanı geldiğinde gelişmiş fikirlerini ifade etme adına, karşı tarafı cahillikle suçlamalarının beraberinde getirdiği nutukvari sözlerindeki çelişkiyi yakalayamamaktadırlar. Karşı tarafı kitap okumayan cahiller ve boyu kısa olarak görenlerin, köylüler için cumhuriyet tarihinde kendilerinin niçin olumlu adım atamadıklarını hiç sorgulamazlar. Sorgulasalar bile Atatürk’ün “Köylülerin refahını yükseltmeliyiz” sözü için ne yaptıklarını ve bu sözü devam ettirmek için neleri gerçekleştirdiklerine örnek veremezler. Köylülerin oy verdikleri partiyi aşağılarken de o partinin köylüler için yaptıkları her türlü icraatı küçümsemeden edemezler.

2002’den sonra bu ülkede dul, yetim ve özürlü vatandaşlara maaş bağlamanın önemini anlamayan ve bunu küçümseyen bir kitle var karşımızda. Erkek şiddetinden bıkan ve bu hükümetin verdiği olanaklarla gördüğü şiddete son vermek için kazandığı özgüvenle erkeğine dur diyen bayanlar var artık bu ülkede. Lakin kadınların bu cesaretini destekleyecek adımları görememenin yanında erkeklerin uyguladığı şiddeti bile AK Parti hükümeti ile bağdaştırarak yorumlayan bir anlayışın zihniyetini sorgulamamız gerekir.

Önüne gelen her yasa tekliflerinde bile ilk başta “köylü bu yasadan nasıl etkileniyor” diye düşünen bir liderin aldığı oyu, köylünün cahilliğine bağlayan bu zihniyetin, Atatürk’ün düşüncelerinden nasıl uzaklaştığına şahit oluyoruz. Bir taraftan köylüye verdiği önemden dolayı adı makarnacı-kömürcü olan bir hükümet ve kendi refahını artırdığı için oy vermekle suçlanıp cahil olarak adlandırılan köylüler, diğer taraftan Atatürk’ün köylümüz için bıraktığı vasiyeti unutup onu aşağılayan Beyaz Türkler.

Soralım o zaman? Kim ulu Önder’in kurduğu cumhuriyete sahip çıkıyor?