• 23.05.2014 00:00

 Önyargı ve kalıp düşünceleri bireysel açıdan ele alabileceğimiz gibi toplum açısından da ele almanın gerekliliği günümüzde sosyoloji ve psikoloji bilim dalları açısından hayati bir öneme sahip olduğu artık aşikardır. Son zamanlarda tam olarak yaşanan bilgi kirliliği ve erozyon açısından ülkemiz insanın içinde bulunduğu yegane çıkmaz olarak görebileceğimiz önyargılar, bireyin icinde bulunduğu aile, sosyal çevre ve bireyin aldığı eğitimle bağlantılı olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek. 

 
Ülkemizde insanların tarihte de günümüzde de çok farklı, akım ve düşüncelerin etkisinde kaldığını söyleyebiliriz. Özellikle Cumhuriyetin ilanından sonra Kemalizm düşünce akımının insanlara vatanını koruyan, seven ve geliştiren bir düşünce yapısını eğitim aracılığı ile bireylere aktarmaya çalışan bir sistemin temel taşları her zaman hakim kılınmaya çalışılmıştır. Zamanla ortaya çıkan yanlışlık, bu algının sadece insanların bazılarının tekelinde olduğu ve diğer bireyler tarafından asla benimsenmediği düşüncesidir. Bu karşı tarafı dışlama çabaları, dışlanan insanlar tarafından kemalizmin sorgulanmasına ve karşıt bir fikir olarak başka akım ve düşüncelerin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur. 
 
Kemalist rejimi savunan veya kendi düşündüğü gibi olduğunu savunan kimselerin elde ettiği çıkarları devam ettirme adına her zaman bu düşünceye sahip olduklarını deklare etmeleri, zamanla bu düşüncenin gerçek amacından sapmalarını beraberinde getirmiştir. Zamanla bu düşünceyle beraber kemalizmin kardeşi olarak ulusalcılık ortaya çıkmış ve her iki düşünce günümüzde etkileşime girerek yine karşı tarafı dışlayıcı davranış ve söylemleri göstermekten çekinmemiştir. Bu durumu en iyi şekilde dünkü yazısında dile getiren Türkiye Gazetesi yazarı Ceren Kenar, ulusalcılığın kemalizmi nasıl baskı altında değişime uğratmaya çalıştığını somut örneklerle dile getirmiştir. 
 
Kemalizm ve ulusalcılığın meydana getirdiği yanlış söylemler yine o düşünceleri doğru olarak algıladıklarını savunan bazı köşe yazarları tarafından kendileri gibi düşünmeyen kesimlere hayat hakkı tanımama yanlışlığını açıkça dile getirmekte bir yanlış görmemektedirler. Böylece bu düşüncelere sahip olmayan her kim olursa olsun bu devlette yönetme hakkına sahip olamayacağı gibi millet olarakta yaşama hakkına sahip olmamalıdır görüşü herzaman dile getirilir olmuştur. Madende başörtülüler çalışsın da, kazalarda onlar yerin altında kalırsa tamamen kurtuluruz düşüncesi, bu insanların kemalist değil mazoşist olduğunun yegane göstergesi olarak yorumlanabilir.
 
Çok açık ve net olarak ifade edilebilir ki kemaliz başkasının davranışlarını yanlış olarak algılayan ve onun yaşam varlığını tehdit olarak görme eğilimi olduğunu savunan bir düşünce akımı olamaz. Cumhuriyetin getirdiği değerleri yıkmakla ve onu erozyona ugratmakla diğer kesimleri dışlamak, yanlış ve asılsız bir söylem olduğu gibi kendi çıkarlarını iktidar doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışılan bir savunma mekanizmasından başka birşey olmadığı ortadadır. 
 
Kendisine karşı her türlü eleştiriyi tarihte hiçbir hoşgörü örneği göstermeden dinlemeyen ve en ağır şekilde eleştiren insanlar, kemalizm akımını zamanla kendi menfaatleri açısından değiştirmiş ve bu düşünceyi karşı tarafa bir silah gibi kullanma eğilimini göstermişlerdir. Bu durum kemalizmin istismar edildiğini düşünen insanlar açısından ele alınarak Mustafa Kemal Atatürk'ün hiç kimsenin tahakkümü altında olamayacağını gösterme refleksi ile karşılanmıştır. Istismarcıların elllerindeki kozları almak, devletin genel değerlerini erozyona uğratmak degil ayrıcalıklı olduğunu zanneden bir grup insanın ellerinde her zaman koz olarak kullandıkları bir savunma mekanizmasını ortadan kaldırmaktır. Bu cumhuriyet sadece kendini kemalist zanneden yanlış zihniyetin degil, Türk'ü, Lazı'ı, Çerkez'i, Ermeni ve Rum'u ile 76 milyon insanın cumhuriyetidir.