• 30.05.2014 00:00

 İlköğretimin ikinci kademesinden itibaren ülkemizin coğrafi konum olarak çok önemli bir yerde bulunduğunu sosyal bilgiler dersinden başlayarak coğrafya derslerinde dile getirmemize rağmen, bu konumun önemini ve birleştiricilik etkisini bireylere yansıtabildiğimizi pek söyleyemeyiz.

İlgili derslerde coğrafi konumdan övgü ile bahsederken bu konumun bulunduğu coğrafyada bulunan milletin bireyleri nasıl bir eğitim sisteminden geçmeli? Sorusunu düşünmekten ve sorgulamaktan bir hayli uzak kaldığımız yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.Bunu  tam olarak anlamaktan uzak bir eğitim sistemini uzun yıllarca hakim kıldığımızı söylemek yanlış olmasa gerek.

Kültürel ve sosyal açıdan çok farklı dil, din ve ırkların bulunduğu bu coğrafyada Osmanlı devleti döneminde sadece belli bir zaman diliminde çatışmaların olmadığını düşünürsek, geriye kalan zamanlarda bu alanda çatışmaların olumsuz etkisini gözlemlediğimiz bir coğrafyada olduğumuzu söyleyebiliriz.

Tarih derslerinde klasik söylem olarak  'Topraklarımızda tüm komşularımızın kendilerince idealleri var'düşüncesini dile getirmemize rağmen, aynı tarih derslerinin milletimizi oluşturan insanların değer yargıları bazında ötekileştirmesine sebep olan söylemleri içermesi, coğrafi konumumuza sahip olmamızın önemini kazandıracak bir eğitim sisteminin oluşturulmadığının kanıtı olarak gösterilebilir. Farklı yapıdaki ülke ve milletlerin arasında yer alan vatan toprakları tehlikededir tadında mesajlar içeren eğitim sisteminin tespiti doğru olarak görülse de, bu tehdide yönelik bireylere nasıl eğitim verilmeli sorusunun cevabı tam olarak gerçekçi anlamda düşünülmemiştir.

76 milyona ulaştığını düşündüğümüz ülkemiz nüfusunun neden bir bütün olarak birbirine sahip çıkmayı istemeyen, insanları ayrıştıran ve birbirlerine karşı ötekileştirmelerine sebep olan bir millet oluşmasına göz yumduğumuzu ve bunda en büyük payın eğitim sistemlerimizde olduğunu unutuyoruz?

Dış tehlikelere karşı sadece kendi milletimiz içinde asli unsur olarak 'Türk' ırkını uyarmak ve eğitim sistemlerinde merkeze sadece' Türk' kavramını koymanın yanlışlığını idrak edememenin getirdiği hataları söylemek, çok önceden herkes tarafından dile getirilebilen bir olgu değildi. Eğitim sistemlerimizde asli unsur olarak 'Türklük' unsuruna sahip çıkmanın yanında milletimizi oluşturan diğer unsurları da ötekileştirmekten ziyade entegre etmeye çalışmak ve coğrafi konumumuzun önemini hiçbir unsuru birbirinden ayırt etmeden vermeyi amaçlamak, daha gerçekçi bir adım olarak görülebilirdi.

Cumhuriyetin ilanından sonra ülke topraklarımızda yer alan çok farklı dil, din ve ırklardaki bireylerin varlığını dışlayıcı bir sistemin oluşturulması, zamanla o insanların dış mihraklar tarafından kullanılabilir olma yatkınlığını artıran bir sebep olarak görülebilir. Yanlış anlaşılmasını istemediğimiz bir nokta, nasıl 'Türklük' unsuruna mensup olan her insanın sadakat açısından ülkesine bağlı olduğunu söyleyemezsek, ülkemizde yaşayan her farklı dil, din ve ırklardaki vatandaşlarımızın da ülkemize ihanet içinde olduklarını söyleyemeyiz.

Son zamanlarda bölgemizde yaşanan gelişmelere bakacak olursak, aslında bu coğrafyada güçlü bir Türkiye'nin varlığının istenmediği açıkça söylenebilir. Güçlü Türkiye kavramının içeriği bu topraklarda yaşayan  her kesimden insanımızın birbirleri ile olan olumlu ilişkiler sonrasında gerçekleşeceğini unutmamak, eğitim sistemimizin kazandırması gereken önemli amaçlarından olmalıdır. Bu kazanımı programların başına genel amaç olarak yazmanın yanında uygulamaya aktarma da mesafe almanın gerekliliği ortadadır.

Ülkemizde Alevi-Sünni gerilimi yaşatmanın  peşinde olan bir yapının varlığı yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.  Ülkemizin hem içinde hem dışında etkin olarak bu gerilimi destekleyen ve çıkar peşinde koşan odakların amaçlarını boşa çıkarmanın en önemli yolu, bulunduğumuz coğrafyada sadece bölge ülkelerinin değil, dünya hakimiyeti açısından yarışan süper güçlerinde farklı çıkarlarının olduğunu, eğitimle her doğan bireye aktarmak gerçekliliğidir. Böylece bir bütün olarak kenetlenmenin bu coğrafyada önemini daha iyi kavramak, milletin içinde dış kaynaklı parçalama girişimlerinin önünü kesmek amacıyla yapılan büyük bir adım olacaktır.

Bizim ülkemiz gibi hiçbir dünya ülkesinin üzerinde başka devletlerin çıkar ve emellerinin olmadığını söyleyebiliriz. Dünyayı kendi çıkarları açısından paylaşmada hemen  hemen anlaşmaya varan sermaye ve küresel güçlerin tek anlaşmaya varamadığı ve mücadele ettiği yer olarak Anadolu toprakları olduğunu söylemek abartı gibi gelse de tarihsel açıdan yaşananlar bu durumu kanıtlar niteliktedir.

Farklı düşünce, farklı din ve farklı dilde olsak bile, bu coğrafyada farklılıklarımızı kullanan ve bütün olmamızı engellemek isteyen güçlere fırsat vermemenin önemi ortadadır. Tarihte olduğu gibi gelecekte de bu yapıların ülkemiz üzerindeki emellerinin ortadan kalkmayacağını düşünürsek, bu coğrafyada eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği sorusunun en önemli cevabını bulmuş oluruz.