• 18.07.2014 00:00

 Ülkemizde son yıllarda açılan üniversite sayısının ve artırılan kontenjan fazlalığının doğruluğu veya yanlışlığı üzerinden birçok tartışmalar yaşanmaktadır. Her ile üniversite gerekli midir? Yoksa her ilde üniversite bulunmasının sonuç olarak olumsuz yanları var mıdır?

Özellikle Ak Parti iktidarından sonra her ilde üniversite açılma çalışmaları hız kazanmış, hem devlet hem de özel üniversitelerin sayısı artırılmıştır. Ekonomik anlamda açılan üniversite sayısının, o üniversitelerde öğrenim gören öğrenci sayılarına sağlanmaya çalışılan istihdam oranlarının örtüşmediği herkes tarafından bilinen bir olgudur. Bu durum, günümüzde yükseköğretime getirilen bir eleştiri olarak kabul edilebilir. Lakin dünya ülkelerinde üniversitede öğrenim gören öğrenci sayıları ile bu öğrencilere istihdam oluşturma arasındaki açığın kapanamaması, sadece bizim ülkemize has bir eleştiri olamayacağını göstermektedir.

Üniversite mezunu işsiz sayısının fazlalığını mı istiyorsunuz? Bazında yapılan eleştirilerin gerçekçi bir yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomik anlamda istihdam etmenin zorluğunu kabul etsek de, bu gelişmeye sosyolojik açıdan bakamamanın verdiği durum göz ardı edilmektedir. Sorulması gereken soru; üniversite mezunu işsiz mi; yoksa ortaöğretim mezunu işsiz sayısının fazlalığı mı, sosyal manada ülkemiz için fayda sağlar? Sorusudur.

Sosyal devlet ilkesi gereği, devlet bireylerine yükseköğretim vermekle kendini sorumlu görürken diğer bir yandan da iş olanakları oluşturmakla da kendini sorumlu görmesi bu ilke gereği olsa da, hiç bir dünya ülkesi bu durumda her ikisini de aynı oran ve doğrultuda başaramamıştır. Lakin dikkat edilmesi gereken nokta, iş olanakları açılamıyorsa, bireylerin yükseköğretimde öğrenim görmesi de gerekmemektedir gibi yanlış bir algının oluştuğudur. İş olanakları yoksa üniversite de okumak yersizdir anlayışı, toplum sosyolojisi açısından arkadan gelen nesillere yapılan en büyük haksızlıktır. Bundan dolayıdır ki üniversitelerde kontenjanda azalmaların olması, sosyoloji açısından arkadan gelen nesillerin haklarının gaspı olarak değerlendirilebilir.

Yükseköğretim görmek her bireyin hakkı olduğu gibi bunun önündeki engelleri kaldırmak da devletin en önemli yükümlülükleri arasında görülmelidir. Üniversite eğitimini almış bir bireyin toplum içindeki sosyal davranışları, olayları yorumlaması ve kısacası hayata bakış açısı ile ortaöğretimden sonra yükseköğretime geçememiş bir bireyin hayata bakış açısının aynı olması mümkün değildir. Bunun yanında toplum içinde kapkaç, hırsızlık, şiddet, taciz vb. Olayları gerçekleştiren bireylerin öğrenim seviyelerinin genellikle yükseköğretim görmeyen bireylerden oluşması, bu durumun sadece ekonomik boyutta ele alınamayacağının göstergesi kabul edilebilir. Üniversite eğitimi alanların hiç suç unsuru teşkil eden olaylara katılmadığını söyleyemesek de, eğitim kademesinin artması ile suç oranlarının azaldığını gösteren çalışmaların varlığı gözlerden kaçmamalıdır.
 

Onun içindir ki üniversite sayılarının ve kontenjanların fazlalığı ekonomik açıdan değerlendirmeler kadar, sosyal açıdan da değerlendirmelere de muhtaçtır.Yükseköğretimi bitiren bireylerin sayısının artması toplumun genel görünümü ve o toplumda yaşayan bireylerin düşünce, fikir ve hayata bakış açısı bakımından olumlu yanlarının olacağını bilmek önemli bir gerçektir.