• 19.09.2014 00:00

 Toplumsal barış sürecinde eğitim adlı yazılarımızda ders kitaplarında Ermeni ve Kürt vatandaşlarımıza yönelik ifadelerin nasıl olması gerektiğine yönelik bazı önerileri ele almıştık. Özellikle Tarih derslerinde toplumumuzu meydana getiren farklı unsurların kendilerini kitaplarımızda bulamadığından, bulsa da ötekileştirici ve ayrıştırıcı ifadelerle yansıtıldığından örneklerle gözler önüne sermiştik.

Bugünler de Taraf Gazetesi’nden Taner Akçam hocamız da arka arkaya üç yazı dizisi ele alarak, Ermeni vatandaşlarımıza yönelik ders kitaplarında yer alan ifadeleri eleştirici bir şekilde dile getirdi. Yeni Türkiye’nin, kurulma aşamasında Ermenileri, Yahudileri ve Hıristiyan vatandaşlarını kurucu unsur olarak görmeye davet edilmesini, ders kitaplarında gayrimüslim vatandaşları ötekileştirici ifadelerle anlatmanın çelişkisine değinerek, genç nesillerin Ergenekoncu kafa ile yetiştirildiklerinin tespitini yaptı.

Yazdığı yazılarda Sayın Akçam’ın verdiği örneklerin doğruluk payı ve gerçekliği yadsınamaz bir hakikat olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Yeni Türkiye’de olması gereken en önemli husus, bireyleri ayrıştırıcı ve ötekileştirici eski uygulamalara, her alanda son vermenin yanında, eğitim sisteminde ve özellikle ders kitaplarında değişimle bütünleştiriciliği sağlamanın önemi daha da artmıştır.

Burada dikkat çekmek istenilen nokta, Sayın Akçam’ın yazılarında haklı ve yerinde olan, Yeni Türkiye’den beklentilerinin, Ermenistan Devleti’nin kendi eğitim politikalarında karşılık bulup bulamayacağı sorusudur.

Kendi ders kitaplarımızda Ermenilerin 4T (Toprak.Tazminat, Tanınma, Tanıtım) taleplerinin olduğunu dile getiren metinlerin eleştirilebilir bir kısmının haklı olarak gören Sayın Akçam’ın aynı hassasiyeti, Ermenistan eğitim sisteminde yer alan düşman Türkler-Azeriler anlatımına dair metin ve müfredatlarını da dile getirmesi veya tavsiye niteliğinde yazılar kaleme alması, atılmaya çalışılan adımı daha etkili kılacaktır. Böylece karşılıklı olarak birbirine kin besleyen yeni nesillerin yerine, gerçek anlamda barış sürecini sağlamaya yönelik adımlar, gelecek nesiller tarafından cesaretle atılabilir.

Komşu devletin yapmadan biz yapmayalım tadında bir anlam çıkartılması bu yazının gerçek amacı olmamakla beraber, tek taraflı atılan adımların erdemliliği ve kıymetliliği olsa da, istenileni sağlamakta eksik kalacağı unutulmamalıdır.

Aynı izahı ayrılmaz bir parçamız olan Kürt vatandaşlarımızın uygulamalarında da ele alabiliriz. Bugün aklıselim düşünen hiçbir kimse, eğer toplumsal çatışmadan bir nemalanma amacını taşımıyorsa, her alanda Türk-Kürt ayrımını pekiştiren uygulamalara sahip çıkma acziyetini göstermez. Toplumsal barış sürecinde okulların yakılması ve doğu bölgelerimizde eğitimi engelleyici gergin ortamların oluşturulması kabul edilemez bir gerçektir. Mutlaka olayı provakatif eylemlerle sabote etmeye çalışanlar olacağını bilsek de, Kürt vatandaşlarımızın bu süreçte öncülüğünü yapan kişilerden, bu olumsuz faaliyetleri kınayıcı açıklamalar yapmayı beklemek, yersiz bir davranış olmasa gerek.

Ülkemizde Din derslerinin zorunlu olması, bu durumun insan haklarına aykırı bir hususmuş gibi aksettirilmesi, toplumsal barışı engelleme adına yapılan bir yanlış düşünce olduğu gözlerden kaçmaktadır. Çok farklı inançlara sahip olan toplumlarda, her bireyin beraber yaşadığı insanların inançları hakkında bilgi sahibi olması, bireyler arasında inşa edilmek istenen saygının önemli dayanağıdır. Bir Alevi’nin bir Sünni’nin inancı, bir Ermeni’nin bir Müslüman’ın inancı, bir Müslüman’ın bir Hıristiyan’ın inancı hakkında bilgi sahip olması tehlikeli bir nesil değil, nerde neye saygı göstereceğinin olgunluğunu kazanmış bir neslin yetişmesini sağlayacaktır.

Birbirlerinin Dini bayramlarını ve inanca yönelik davranışlarını bilmeyen bir nesille, ‘Yeni Türkiye’ düşüncesi tamamlanmamış ve sözde kalmış bir söylemler ülkesi olmaya mahkûmdur.