• 9.01.2015 00:00

 1960 darbesi öncesi Kızılay'da Deniz Baykal Rahmetli Başbakan Adnan Menderes'in yakasından özgürlük istiyorum diye tutabilmesinin üzerinden elli küsur yıl geçti. O dönemin kıyma makinesinden kendisinin de geçirileceğinden korkmamış olsa gerek ki  sonrasında dönemin Başbakan'ının yakasını tutabilme cesaretini göstermesinin diktatörlük ile Menderes arasındaki bağı kurmada zorlandığı için olsa gerek, Baykal bu durumu hiç kabullenmedi.

Hürriyet Gazetesi'nin 13 Ocak 1990 tarihli manşetinde de'Özal'ın tek adam olma hevesi' başlığına baktığımızda bu demeci gazeteye veren isim yine aynı, Deniz Baykal. İstikrarlı bir şekilde aynı zihniyeti korumaktan şaşmayan Sayın Baykal'ın 12 Kasım 2008'de Hürriyet gazetesinde yer alan demecinde;
(“Bu gerçekten demokratik bir ülkede olmaması gereken bir anlayıştır. Artık Başbakan hiçbir eleştiriye tahammül edemez hale gelmiştir. Sürekli pembe tablolar istiyor. Pembe bir gazete istiyor. Bunu bozacak, Başbakanın isteklerine karşı görüntüleri haberleri yayınlayacak gazetecilere yasak getiriliyor. Bir ülkede demokrasiden böyle uzaklaşılır. Bu bir diktatörlük uygulamasıdır...)geçmişten günümüze söylemin ve kendi başarısızlıklarına uydurulan kılıfın hiç değişmediği görülüyor.

Güzide ve emsalsiz insanlar tarafından yönetilen CHP'nin tabiî ki gençlik kolları da aynı emsalsizlik ve güzidelikle Ankara'da Tekel'in satışı ile ilgili işçi eylemlerinde kendini gösteriyor. Beyaz pankart ve üstüne kalın  uçlu keçeli kalemle yazılan yazı da ' Sen Tekeli satacağına... ... ! Diye kendilerince eylem yaptığını zanneden zihniyete, yine kendi gibi aynı zihniyettekiler sahip çıkıyor.
Gezi eylemlerinin tavan yaptığı bir esnada İstanbul Lisesi Öğrencisi  olan ve CHP gençlik kollarında aktif olduğu sosyal medyadaki gönderilerinden belli olan C. G, okulun avlusunda öğretmenlerin gözünün önünde'Bugün bu iktidarın anasını...' diye başlayan ve kendince süper bir muhalif algısını, yandaşlarında oluşturduğunu düşünen terbiye dolu zihniyetin son eylemi olarak kalmıyor.

En fazla iki yaşında görünen çocuğunu  kucağına alıp (kendi kustuğu kinin yetersiz olduğunu düşündüğünden olsa gerek) elleriyle çocuğunun eline tutuşturduğu 'Tayyip Amca, İktidarına ....! Diye işlediği günahına çocuğunu ortak ettiğinden habersiz bir annenin acınası hali de çirkefliklerin sonu değil.

CHP kadın kollarına üye A.G'nin seçim öncesi İstanbul  Maltepe'de Ak Partinin yaptığı miting esnasında attığı ' Allah’ım şu Maltepe sahili bir depremle yerle bir olsa ...' Hepsi yere batsa' tweeti hala hafızalarımızda çirkefliğin sahibini hatırlatıyor.

Soma'daki maden faciasından sonra sosyal medyada ' Dileğimdir ki bu partiye oy verenler  enfecisinden evlat acısı çeksinler' diye beddua seansına katılan, görünüşünden medeniyet fışkıran  ama gerçek yüzünü tüm Türkiye'ye gösteren Avukat Hanım'a kadar yine ölüm isteyen çirkef bir arzunun dışa yansıdığı görülüyor.

Üzerinde düşünülmesi gereken en önemli nokta maden kazası ile kaybettiğimiz vatandaşlarımızın arkasından 'Bu gece onlar için, Nutuk ve Gençliğe hitabe okuyacağım' diye sosyal medyada anlı şanlı gönderide bulunduğunu zanneden bireyin yaşadığı kafayı anlayamamanın şaşkınlığı ile beraber öncekilerden farklı olarak hafızalarda yer alıyor.

Konya'da yine Ülkenin Cumhurbaşkanı'na Başbakanlığı döneminde olduğu gibi CHP gençlik kolları ile gönül bağı olduğu anlaşılan bir genç hakaret içerikli konuşmayı yine kendisinden önceki yandaşları gibi muhalefetlik etme düzeyi olarak görüyor. Ona sahip çıkan Genel Başkanı bir zamanların Baykal'ı olmasa da, yerine geçen Kılıçdaroğlu tüm CHP'lilere liseli genç ile poz vererek bir mesaj gönderiyor. Durmak Yok. Çirkefliğe Devam. !