• 23.01.2015 00:00

 Aynı soyadını taşıdığımdan olsa gerek yaşlı bir çiftin dikkatimi çeken bir söyleyişisiyle karşılaştım. Sivas'ın Şarkışla ilçesinde oturan 74 yaşındaki Hasan Hüseyin Bağcı ile eşi İnayet Bağcı (74) Tek partili dönemi ve çektikleri sıkıntıları anlatırken yanlarındaki diğer köylülerle gözyaşlarına hakim olamadılar.

 
Hüseyin Bağcı;''Bizlerden alınan öşür vergileri o kadar ağırdı ki harmanımızı kaldırdığımızda buğdayı ölçerlerdi, kendilerininkini alıp giderlerdi. Bize de ne kalırsa, onu da genelde alamazdık. Bizler de hayvanlarımızı, buğdaylarımızı kaçırıp saklardık, yoksa kışın aç kalırdık."
Devam ediyor Hüseyin Amca;'' Asker köye gelirdi, başında takkesi olan varsa onu başından alıp yırtarlardı. Karakola alıp ölesiye dövüp geri getirip köyün önüne atıyorlardı, kimse sesini çıkartamıyordu. Askerden çok çektik, çok dayak yedik.   ... O zaman okuma yazma yoktu. Tek öğrendiğimiz Kur'an-ı Kerim'di. Onu da 'askerler geliyor' deyince saklardık. Bulduklarında yakarlardı. Okuyanları ve okutanları dayaktan geçirirlerdi, aç susuz nezarethanelerde bırakırlardı." Türkçe ezan okunuyor mu okunmuyor mu askerler nöbet tutardı.
 
Devreye bu esnada O yılları Erzurum'un ücra köylerinden biri olan Taşkesen’de yaşayan Ataullah Taşkesenlioğlu (82) girer;'' Kumaş sıkıntısı çekildiği için kız ve erkek çocukları aynı entarileri giyerdi. 1940'lı yıllarda en çok ekmeğin yokluğunu yaşadık, ekmeği olanlar parmakla gösterilirdi, "Bir kere ekmek bulundu mu her şey varmış gibiydi. Bal olsa bile ehemmiyeti yoktu, Ekmek bulundu mu herkes o kişiyi parmakla gösterirdi, 'ağa' derlerdi. Özellikle köylerde kara sabana koşacak öküz bulamazdık, İnek, koyun ve keçilerden 'kamçı parası' adı altında vergi alınırdı, "Hayvanlardan çifte koşulacak koşu öküzü herkeste yoktu. Onun dışında koyundan keçiden vergi alınırdı. O kamçı parasına o zaman 'yol parası' derlerdi. O yol parasını vermeyenler en az bir ay yol yapımında çalışırdı.
 
Denizli'de Milli Şef İsmet İnönü'nü dönemini yaşayan 85 yaşındaki Mehmet Necip Işık, dayanamaz bu sefer o anlatmaya başlar;‘Çarşıdan karneyle alırdık ekmeği, doymazdık. (Kendi yaptıgımız ekmekle) takviye eder, öyle idare ederdik. Biz üç kardeş karne ekmeği almak için çarşıya giderdik. Karnenin arkasına mühür vurulurdu. Gelirken acıktığımız için yarısını yerdik. Babam evde 'neden ekmeği yediniz?' diye döverdi.
 
Tek parti döneminde taş kırarak yol yapımında çalışan Ramazan Büyükkeskin konuşmayı ele alır;  ''Tek parti dönemindeki 18 yıllık ezan yasağının, 16 Haziran 1950 yılında ramazan ayının başlanılmasına bir gün kala kalktı, minareden 'Allah'u Ekber' sesini duyan halkın, cami avlusu etrafında toplanarak gözyaşı döktüğünü gördüm. "Minarelerde ezan hep 'Tanrı uludur, Tanrı uludur' diye okunuyordu. Menderes, iktidara gelir gelmez ezan 'din dilinde' okunacak dedi. İlk ezanı camiden hoca gözyaşları içinde sevinçten 15 dakikada zor okudu. Cami etrafına toplanan kalabalığı da ağlattı.
 
Osmanlı'dan kalan sürece reklamı bitirerek geri dönen Menderes'in uygulamaları ile devam edilse de uzun sürmedi. 1960'da darbe oldu. Menderes idam edildi.
 
Sonunda ‘Artık dönüm başına verilen tarla, mazot ve tohum desteklemeleri var’ dedi, Hüseyin Amca  anlattıklarını o dönemle karşılaştırırcasına. Kuran'ı Kerim'in seçmeli ders olarak okullarda yer aldığını da yeni duymuş. Ataullah ve Necip Amca’da hayvan başına düşen hibe paraları ile Türkiye'de artan besi ve et çiftliklerinin olduğunu köylerindeki  besicilerden duymuşlar, yetmedi her ne kadar hor görsellerde kömür ve makarnanın yanında her çocuğa okul yardımı, özürlü ve dullara bağlanan maaşları duymuşlar. Ramazan Amca’da televizyondan görmüş son olarak;  artık resmi açılışlar dualarla yapılıyor, ezân artık Türkiye'nin restore ettiği Balkan ve Afrika camilerinde onu dinleyen insanları ağlatıyor’ dedi, gülümseyerek.
 
İfade edemeseler de hepsinin gözlerinden sanki aynı anlam seziliyordu‘Osmanlı'nın 90 yıllık reklam arası sona eriyordu’.