• 22.03.2015 00:00

 İzmir’de Çanakkale Savaşı’nın 100. Yıldönümünü anma törenleri esnasında bir bayan, ‘Neden konuşmanızın içinde Anafartalar Kahramanı Atatürk’ün adını geçirmediniz?’ diyerek İzmir Valisi Mustafa Toprak’a tepki gösterdi. Vali Toprak, Atatürk’ün ismini anarak anı defterine yazı yazdım dese de kadının ısrarla neden Atatürk’ü konuşmanızda anmadınız deyince, Vali Toprak sinirli bir şekilde oradan uzaklaştı. Sonrasında Posta gazetesi ‘ ATATÜRK DERSİ’ manşeti üzerinden unutulmaz bir ders verdi! Zannedersem Sayın Vali o kadın kadar bilmediği Anafartalar Kahramanı olan dönemin Yarbay Mustafa Kemal’in önemini araştırmıştır!!

Çanakkale Savaşı’nda iki ordu komutanı, 18 kolordu komutanı, 39 tümen komutanı ve 52 alay komutanın olduğunu düşünürsek sayın vali ucuz kurtuldu, yoksa hepsinin adını anması için önceden belli bir süre ezber yapması kaçınılmazdı!

Atatürkçü olduğunu söylemekten her zaman mutluluk duyan çevrelerin bu ülke insanına Atatürk adına ders verme yetkisini kendinde görme işgüzarlığı hiç eksik olmadı. Öyle ki farklı merasimlerde, törenlerde, resmi bayramlarda ve geçitlerde Atatürk’ü savunma refleksini gösterme adına, kendine görev biçen insanların şovmen davranışları ile dolu olan kutlama ve anma tarihine sahibiz. 

Bu çevrelere göre Atatürk dersi;

Atatürk’ün ‘Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hak kazanmış olan köylüdür.’ (1922) sözüne rağmen, kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımıza yapılan gıda ve yakıt yardımlarını ‘satılmışlık’ çerçevesinde ele almaları yaşadıkları çelişkinin boyutudur.

Demokrasilerde oy kullanmayı, köylü ile şehirlinin oylarını bir görmeme, seçim hakkını kendi tercihlerinden yana kullandıkları için köylüleri aşağılama olarak algılamaları, mirasına sahip çıktıklarını iddia ettikleri Atatürk’ün mirasını tükettiklerinin göstergesidir. ‘Köylülerin refahını yükseltmeliyiz’ sözüne karşılık onlar için ne yaptıklarına örnek veremediklerinden olsa gerek, köylü kesimin kendilerine göstermediği samimiyeti uzun yıllar iktidara göstermesinin şaşkınlığı içerisindeler.

2002’den itibaren bağlanan dul ve işsizlik maaşı ile kadınların nobran davranış gösteren erkeklerine karşı özgüven kazanmalarını göremeyip, kadın cinayetlerini sözüm ona iktidarın kadınları dışlayıcı politikalarına bağlamaları, Atatürk üzerinden ders vermeye çalışanların diğer bir bilgi yanılsaması olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

Atatürkçü gençlik yetiştiriyoruz diye, alnına Atatürk bandı sarıp gezen, kollarına Atatürk dövmeleri yaptıran, tişörtlerin üzerinde Kemal Atatürk imzası olan elbiseler giyen, Atatürk rozetini karşısındaki kişinin gözüne girdirecek şekilde takan, ölen madencilerin arkasından ‘Onlar için bugün  nutuk ve gençliğe hitabe okuyacağım, umarım ruhlarına ulaşır’ diyen gençler, Atatürk dersinin sonucunda yetişen nesiller olsa gerek.

Atatürk profili ile sosyal medyada ‘Tüm başörtülüleri madende çalıştırsınlar, bir gün maden çökerse hepsinden kurtuluruz’ gönderisini paylaşanların varlığı, kendisi gibi olmayana yaşam hakkını çok gören bir zihniyetin, hangi dersi geçerse geçsin gerçekte insanlık dersinden kaldığını gösteriyor olsa gerek.

Düşünce ve fikir üretmekten ziyade şekilciliği yaşayan ve kendisi gibi şekilci olmayana yaşam hakkını çok gören bir zihniyetin vermeye çalıştığı bu dersi artık almak istemiyoruz desek.

Kusura bakmayın, zil çaldı, bir sonraki derse girmiyoruz desek.