• 18.06.2012 00:00
  • (6587)

 BDP'li Kürt vekili Leyla Zana'nın Türkiye medyasının en çok satan gazetesine, 

Hürriyet'e verdiği söyleşideki içi dolu uyarı değil de, " Sorunu Başbakan Erdoğan'ın çözeceğine inanıyorum." sözü dillerde. 
Siyasetin sağı ve solunda aynı algı, kanıt gibi bir cevap bulmuşcasına, Batı mahkemelerinde söylenen 'başka sorum yoktur' türü bir yakalama.
Böyle bir şey nasıl olabilir! Beklentiye bak hele! BOP(büyük ortadoğu projesi)'tan bir şekillenme işareti mi! Irak Kürdistan'ından 
Mezhepler devreye mi girdi! Milliyetçi ve de ne devletçi! Söyleyene mi söyletene mi! Ak Parti'yle zımni ittifak mı! Ve benzer sorular.. 
Hakkaten böyle bir şey nasıl olabilir?
Daha çoğu çocuk 34 capcanlı Kürdün bombayla param parça edilmesinin, 12 eylül diktatörlüğünden daha fazla sayıda 
KCK vb bahanelerle içerde tutulan mücadele eden Kürtlerin geleceği ve binlerce meçhulün meçhuliyeti ortadayken bu nasıl bir inançtır!
Esasında inanç da böyle bir şeydir, ama aniden duyulan söz, sanki söyletilen bir söz gibi yankılandı algılarda. 
Tabi ki inanan sorgulamaz. Yapıyorsa da, yapmıyorsa da bir bildiği vardır. Doğru da, Leyla Zana'nın inancı kendisine, sözü bir inanç mıdır?
İnançtır ya da değildir, formel mantığa göre Erdoğan'a inanıyorum demek önemlidir, onu dedin mi, anti Ak Parti cenahından 
en sunturlusundan küfür yenir. Önünüze sayfalar dolusu eski Burkay analizlerinin güncellenmiş Zana adaptasyonları gelir. 
Çoğu söyleşinin tamamını bile okumadan şıp, yapıştırır hazır klişeleri. Kürt halkının sesi diye Akp şemsiyesi altına çağıranlar bile olur.
Burası böyledir. Her renk kendine söz hakkı verir. Diğer renk kendisi gibi değilse, sahibinin sesidir. Burada demokrasi kültürü eksiktir.
Oysa Leyla Zana'nın söylediklerinin tamamı okunsa görülecektir ki, o inanç değil, bir tesbittir.
İnanıyorum sözcüğü yerine beklentileri anlatsa, Erdoğan'a inanç değil, siyasi konumuna dair tesbit ortaya çıkacak, tartışma yaratmayacak.
Zana politikada ne kadar ustalaşmış olsa da bir diplomat değil, ama okuyanların da okuduğunu doğru anlamaları gerekir. 
Nitekim söyleşide, " Tarihin en güçlü hükümetinin başındaki isim isterse, o iradeyi gösterir, buna gücü yeter ve bu sorunu da çözer." 
cümlesinden sonra "Ben onun bu işi çözeceğine inanıyorum." demesi kastını anlatmak bakımından çok somuttur.
Fakat Erdoğan çözümü gerçekten ister mi? Sorun ve düğüm, kıdemli Kürt politikacı Ahmet Türk'ün haklı itirazı da, Demirtaş'ın tepkisi de burada. 
Özellikle son aylarda sorunun çözümü bir yana Kürt politikacılara hakarete varan söylemlerin sahibi Başbakan Erdoğan'dan 
bu tür bir beklenti zor. Türk, haksız değil. Üstelik esası da öyle. Erdoğan durduğu yer itibariyle onurlu bir çözüm üretemez. 
Çünkü o artık kendi statükosunun Başbakanı. O da oturduğu koltuğun bir ferdi ve Kürt Sorunu çözülecekse, Kürt ve örgütü gerekmez, 
ben çözerim diyen devlet zihniyetli. Eskisinden farkı, ticaret erbabı ve profesyonel yöneticilik yapmalarının 
bir gereği olarak eldeki "kazancı" koruma yanlılar. Tabi o da, sorunu erteleyecek kadar. Asıl çözüm kasada. 
İnsanlığın insan mutluluğuna dair aldığı onca yol kasada kilitli. Barış kasada kilitli. Bu artık açık. 
Bunu Kürt halkının nabzında ve badirelerde olgunlaşmış, artık bir siyaset teknisyeni olmuş Zana'nın bilmemesi düşünülemez. 
Bunu söyleşinin bir yerinde, " Demek istediğim devlet halkla inatlaşmadan onu ileriye taşımanın nasıl olacağına bakmalı. 
Toplumu ileriye götürecek her adıma ben olumlu bakarım." 
diyerek yaptığı tesbitin çekim alanlarına farkındayım demekte. 
Ve Zana, yine çok genel geçer bir yol direktifini dile getirerek artık sorunu taktiklerle oyalamayı değil, stratejik 
çözülmesini önermekte. Direktifin gerekçesi yine çok somut: "..niye bekleyelim? Bakın çocuklarımız ölüyor." "Gençler hayatta kalmalı. 
Her gün cenazelerin kalktığı bir ortamda sorun çözülmez. Acı, geleceği ipotek altına alır." 
Hele CHP'nin, Kürt örgütlerini canhıraş dışlamaya çalıştığı bir dönemde, adeta Ak Parti'nin samimiyetini test edercesine 
Kürtsüz Kürt sorunu çözüm görüşmelerinin gösteriden öte gitmeyeceği bilinirken, Başbakan Erdoğan'a önüm arkam 
sobe demeden sorumluluk ve zorunluluk anlatmamak gerek. 
Zana'nın inanıyorum demesi bir inanç değil bir tesbit, ama asıl anaca, yaşamca bir yaklaşım. 
Çözüm arzusu. 
Ama Zana'nın söyleşisi ille de, statüye bensiz çözüm olmaz diyen bir uyarı sesi. 

[email protected]