• 23.09.2012 00:00
  • (3937)

 Türkiye'de deprem oldu, devlet, medya, belediye, dernekler salonları doldurdu, halk uzmanlardan büyüklük, şiddet, rezonans vb terimlerle

bir nevi deprem dersi gördü, dinleyenlerin her biri kulaktan dolma deprem uzman oldu. 
Ama toplantılarda yıkılan, öldüren binaların hesabının sorulması gerektiğini ne uzmanlar anlattı ne de halk sordu..
Irak'ı işgal eden ABD ordusunu canlı canlı izlerken yapılan yorumlardan konuşlanma, sorti vb epey askeri terim öğrendi. Öğrendikleri en az TV'ye
'akil adam' diye çıkan, çoğu kulaktan dolma bilgili köşe sahipleri kadar vardı. 
Halk savaşı dizi gibi izledi, ama Irak'ta ölen milyonlara karşı kılını kıpırdatmadı. 
Daha çok konuda uzman oldu bu halk. 
Ama kulaktan dolma uzmanlardan uzman olduğu için öğrendikleri, hep yüzeyde kaldı.
Çünkü hiçbir konuda meseleler halka temelinden anlatılmadı. Halk da, tabi olarak temelden değil, öğrendiği yerden yorumladı sorunları.
Söz gelimi, Kürt sorunu bir avuç dış mihrakın kışkırttığı bir avuç çapulcunun ürettiği bir sorundu ve kısa sürede başı ezilirdi.
Oysa Kürt sorunu, ta Cumhuriyetin kuruluşunda kendiliğinden vardı.
Sorun giderek kendindeleşti, her başkaldırısına çözüm, şiddet oldu.
Şiddet yetmedi inkar oldu. 
12 eylül paşaları ya da devletin asli yetkililerinin hazırladıkları kitaplarda Kürtler, dağdaki kart kurt sesinden
türeyen bir Türk türeviydi, yani Kürt yok, Türk vardı, sonuç inkardı.
Ekonomi ve bilinç gelişti, Kürt halkı kitlesel olarak kimliğine vardı. 
Ama devlet değişmedi, gelişmedi, demokratikleşmedi. 
Kimliğimi tanı, hakları ver diyen Kürt İsyanı sürdü. 
Yasal, yasa dışı partiyle, dernekle, yayın organlarıyla, TV'yle; içerden ve dışardan isyan sürdü.
İsyan farklı sınıflarda farklı uç verdi. Ak Parti ile çözelim diyenden PKK'ye kadar her tür isyan oluştu. 
Haklı sivil itaatsizlikler de oldu, halk düşmanı bireysel terör de.
Ama egemen devlet, Kürt halkı için hep inkar ve şiddeti layık gördü.
Egemen olanın ve olmak isteyenin ortak dili şiddet oldu.
Halk hep barıştan, kendinden yanaydı ama korkusundan en çok şiddet uygulayandan göründü.
Şiddet mi tılsımdı, olgunlaşıp zamanı mı geldi; devlet, Kürt realitedir, demokrasi Diyabakır'dan geçer dedi. 
Ama realitede Kürtlere asit kuyuları düştü, binlerce yargısız infazla can üstüne can verdi.
Ya bu inkar ve inatta hiçbir payı olmayan gencecik Memedlerin ne suçu vardı, kanun namına ölmekten başka! 
Gencecik ana kuzuları, mürüveti beklenenler, Türkiye'nin dört bir köşesindeki tepelerde al bayraklı yeşil mezarları doldurdu ve hala doldurmakta..
Ya bombalanan doğa, börtü böcek!
Yetti! Bu sorun derhal çözülmeli.
Başbakan Tayyip, Diyarbakır'da, ben çözerim, dedi; yatırımlardan sözetti.
Dağ taş umut oldu.
Bir Kürt genci, " Yatırımlarınız sizin olsun, bizi adam yerine koyun yeter!" dedi.
Genci duyanın tüyleri diken diken oldu, kanı dondu. 
Tepki, sorunu çok çarpıcı anlatıyordu.
TV'lerde açık oturumlar birbirini izledi. Toplumsal mühendislikler sergilendi. 
Halk dinledi. 
Halk Kürt konusunda kulaktan dolma değil, acıların yaşamsal uzmanı oldu.
Acı onları bilgeleştirdi, çözümü buldu: Hiçbir fidan ölmesin, acı, ölüm ve gözyaşının aidiyeti yok, dinsin, barış olsun.
Ama gelmiş geçmiş en halkın çocuğu Recep Tayyip Erdoğan, halktan uzaklaştıkça çözüm durdu. 
Erdoğan, son açıklamalarıyla çözümü bırak, sanki ölümü kışkırtmakta: " .. onlar silahı bırakana kadar operasyonlara devam."
Kendisinin meşhur ettiği sıfatla ucube bir açıklama. 
Kim neden silahı bırakacak? 
Başbakan alt örgütüne, bir kurumuna mı emir vermekte?
Keşke tüm silahlar bırakılsa ama burada söz konusu olan bırakıp bırakmamak değil, huzur, barış ve Kürt hakları, yani silahın kullanılmayacağı ortam.
Koca adamlar, kavramları eğmediğini sananlar, PKK şurada şunu yapmasaydı barış gelmişti gibi acayiplikle bilerek mi, bilmeyerek mi bilinmez, 
hakla silahı karıştırdı. 
Kürtlerin hakları PKK'nin silahına karşı sanki fidyeydi. 
Olacak şey değildi! 
Ey samimiyet!
Şunun bunun için değil, bunlar hak olduğu için teslim edilmek zorunluluğunun kabülü gerek.
Temel haklara rehin muamelesi yapılamaz!
Haklar gasp altındayken onu kazanımın bir realitesi gören kimse silah pazarlığı yapmaz.
Önce hakları teslim etmek, sonra o halkla konuşup o halktan istemek gerek.
Hakların teslimi kanun dışı örgütlenmenin tüm meşru besin kaynaklarını yok eder. 
Hakları ertelemek, hatta cezalandırmak hukuksuzluktur, rehin kültürüdür.
Ölüm nereden gelirse gelsin, artık halkın canına tak etti.
Yetti gayrı! 
Ölümler dursun artık! 

[email protected]