• 29.09.2012 00:00
  • (4863)

  Başbakan BDP'ye borçlu.. 

Hükümet müzakereye yeşil için sarı yaktı ya, ah yine yeşillendi umut dalları, liberallerin. 


Artık çarşaf çarşaf barış yazarlar hazır bir ışık yakalamışken. Bunca verilecek hesap birikmişken hala kör kör parmağım gözüne hazır kıta 
destek bulur, teslimiyet politika haline gelirse, uzun süredir vermediği havuç da kesilebilir.

'Oslo süreci' barış görüşmesi demek oldu.
Onca dökülen kandan sonra, MHP lideri Bahçeli'nin '..ne mozayiği!' deyişi gibi, ne barışı, neyin barışı Oslo'da görüşülen ve görüşülecek olan!
Kim, kiminle, niçin barış yapacak! Neden kesildi önceki görüşmeler? Canla pazarlık yapılır mı? Can kurtaran mola verir mi?
Hakkaten Türkiye'de savaş mı var? Ölen, yaralanan, patlayan bomba, silah, harcananları karşılamak için yapılan zamlara bakınca, fiilen savaş var.

Ama Türkiye'de halklar arasında savaş yok. 
Birileri tarafından kasten kışkırtılmadıkça milliyet, mezhep, din savaşı, kavgası da yok. 

Hatta milliyet konusunda en çok Türklük vurgusu yapan MHP'li halk ile BDP'li bir Kürt halkı arasında da kavga yok. 

Ayrı milliyete mensup halk aynı iş yerinde dostça çalışmakta, aynı sendikada omuz omuza mücadele etmekte.
Emek paydasında dostluk, milliyet mevzuunda ayrı oluş ve kabülleniş var.
Savaş, Kürt haklarını teslim etmeyen devletin ürettiği kirli bir fiil, fiili bir durum. Savaş devletin hakları gasba göz dağı. 
Ne hakkı var!
Hakkını isteyen Kürtlerin ezici çoğunluğu bu karşıtlığın sıcaklığında yer almamakta ve haklarının tesiliminden öte bir şey beklememekte.
Ama o beklentisizler bile, devletten gördüğü her eziyette, PKK'nin devlete karşı şiddetine diliyle söyleyemese de, içten içe, sempatiyle destek vermekte.

Kürt halkının radikal tutumunun örgütü PKK, bu talebi örgütlemekte. 

Bütün çocuklar aynı tabiatta olmaz, bir Ak Partili için bile PKK, Kürt halkının "haşarı" çocuğu.

PKK, ayrı bir millet olduğunu Kürt halkının bilincine çıkartan bir Kürt halk örgütü.
Zaman zaman bireysel şiddete başvurarak halkın, insanlığın düşmanı terör de, devlet gibi yargısız infaz da yapmakta. 

Geçmişinin ne olduğu, ne amaçla kurulduğu gibi tartışmalar, Apo ve PKK'nin birer olgu olduğu gerçeğini ve çözümü değiştirmez. 
Türkiye, PKK ve Kürt hakları gerçeğini kabüllenmek zorunda.
Türkiye PKK ve Kürt haklarına eski bakışını gözden geçirdi de, yasal statü vermek zorunda. 

Bu, öyle uç, ekstrem bir durum değil, çarpık feodal çapaklarla dolu zihniyet yapılanmasını klasik burjuva haklarla donatmak yeter de, artar.

Tüsiad bile, bu savaşın sürdürülmemesini istemekte.
Sermayenin bir ve devletin kurucu zihniyetinin en geri, en dinazor, modernist diye ilerici sanılan kesimin partisi CHP de yarım yamalak da olsa çözüm dediyse, 
adımlar ivedilikle atılmalıdır.
MHP, "Oslo hezeyandır!" gibi cepheden karşı çıkışlarına manevra bulabilecek bir örgütlenmedir ve en azından genç insanların ölmemesi ortak paydasında kalabilir. 

Artık halklar da görmektedir ki, bu haklar sahibine amasız fakatsız teslim edilmelidir.

Türkler hangi hakkı kulanabiliyorsa, yaşayan tüm halklar aynı haklara sahip olabilmelidir.

Devlet insanlar içinse, devletin görevi, halkların kendi kendini yönetmeleri, dillerini ve kültürlerini kollayıp geliştirmeleri için imkanlar sunmaktır.

Uluslararası hukuka uyulmalıdır.
Doğrusu budur. 
Zira diğer milliyetlerin haklarını gasbeden devletin haklara sahip halkı, başka nasıl huzurlu olabilir ki! 
Başbakan Erdoğan'ın, hayati siyasal çözümlere, kişisel duygularını sokma hakkı yoktur, bu bağlamda BDP ile görüşmem diyemez. 
Başka biri Talibanla diz dize olanla, öbürü ırkçı insan kasabıyla görüşmezse, nereye varır görüşmemenin sonu? Çünkü herkesin görüşmeyeceği biri vardır mutlaka.

Öznelerle yüklemleri uyumlu kurmak, kişisel tutumları toplumsala taşımamak gerek. 

Konu can. 
Herkesin canı, cananı var. 
Devletin ve hiç kimsenin kimseye canan atama hakkı yok.

Ayrıca bu konuda devlet, milliyetçiliğin halkları düşmanlaştıran bir ideoloji olduğunu yıllardır anlatan sola borcu vardır. Dolayısıyla bağnaz 
Kürt milliyetçiliğin uç vermemesi için halkına ve halklara sıcak dostluk duyguları ve fikirleri yayan solcu BDP yöneticilerine de borcu vardır.
Halkın ölen evlatlarına tahammül gücü yoktur. Oslo görüşmeleri derhal başlamalı, Kürt hakları teslim edilip yasal teminata alınmalı, 
devlet dostluğu sağlayamadığı ve geçen çileli yıllar için Kürt halkından ve bu lüzumsuz savaşta ölen, ölüm riski yaşatılan gençler ve ebeveynlerinden özür dilemelidir. 
Bu, önemli burjuva demokratik bir adımdır.

Yönetenlerin egemen dayanağı tüccar kesim olunca, iktidarının atacağı adım, ticaretine bağlı olma ihtimali yüksektir.
Ve fakat ortak dilek, Ak Parti Kongresine umut güneşi düşürmek mi, acaba ne var vb minik bir bilimsel kuşku duymayan liberallerin yine yeşillenen umut dalları meyve verir,
yine tüccarların ticaretine kurban gitmez. 
Bu meyve can ihtiyaç.