• 30.11.2012 00:00
  • (5499)

 Müteahhiti bol Türkiye'de, yeşil de, yeşil siyaset de elzem. 

Dünyada 150 yıl önce başlayan yeşil hareketi Türkiye, yaklaşık bir asır geriden takip etmekte.

Daha dün sayılacak bir tarihte, 2008'de siyaset sahnesine çıkıp Yeşiller Partisi kuruldu.

Ya sol?

O da,  'arkadaşını söyle kim olduğunu söyleyeyim' misali.

Gizli Haklılar Birliği'ni, aynı ögütün 1847 kongresinde ad değişikliğiyle Komünist Birlik'i, Marx ve Engels'in

1848'de yazdığı  Komünist Manifesto da esas alınsa, Türkiye, 1920'de kurulan TKP ile 70 yıl geride.

Yeşili her şey gibi devrimden sonra koruyacak olan "cennetçi" soldan solun kurtuluş süreci kısa sayılır.

Kurtulup kurtulmayacağı da henüz belli değil, ama solun bir kısmının o yöne doğru adımını tescillettiği

gün, 25 kasım 2012. 

Yeşillerle birleşmenin tescili, solun doğaya dönüşünü, tutumunu da doğallaştırır ve demokratikleştirirse,

anlamlı  olur.

Solun 80'den sonra kendini demokratikleştirme ve yeniden yapılanma süreci, içerde tartışmalar, dışarda

TBKP, SBP, BSP, ÖDP ve EDP örgütlenmeleri içinde geçti.

EDP ile yaşanan süreçte EDP'yi kuranların bir kısmı demokratikleşmeyi ve süreci halk anlamında bile

anlayamamış olmalarından veya başka pragmatik 'başarı' beklentilerinden ötürü devlet partisi için EDP'yi

terketti. Partiye dini/mezhepsel özneler olarak gelmelerinden ve bu yüzden EDP'nin sakat doğumuna neden

olan diğer bir kısım da diğerlerine benzer saiklerle ayrıldı. Partide kalanlar, solculuklarını mı, solculuklarına

sinmiş anti demokratik yanlarını mı dönüştürecek, ne yapacaklar patinajındayken adeta Tarzan filmindeki 

Ceyn gibi Yeşiller imdatlarına yetişti.

Yeşiller de benzer şeyler içinde olunca, birleşme gerçekleşti. 

Çelişmeler yaşanabilir kuşkusuz. Zira solun canlıyı değil, insanı özne alan ve doğaya egemen olma

arzusunun kalıntısı niyetlere rağmen pratikte bir biçimde hortlayabilir.  Bu sadece sol için değil, savunuları

itibariyle soldan daha duru ve demokratik  bir geçmişi olan Yeşiller için de olasıdır. Zira İslam ve devlet

kültürünün işlediği genler, otomatik, doğal anti demokratik  sonuçlar üretebilir.

Nitekim  partinin ismi konurken Kongre Divanı'nın başka önerilere kapalı tutumu o ana değin süren sevgi, dostluk

ve paylaşıma düşen bir gri gölge, bahsedilen kuşkuya belge oldu. Çünkü hiçbir divan ve komisyon, genel

kuruldan daha yetkili değildir. Üyelerin parti ismi önerme hakkı engellenemez. Kongrelerde, şu yemeklerden

birini seçin zorlaması olamaz. Her aş servise açıktır. 

Bu ilkesel olarak böyledir. Değilse, sunumda bir eksiklik vardır. 

Ki kongrede birleşmenin bileşenlerinden Yeşil Partililere yeşiller dendiği, dünyada da sol/yeşil veya yeşil parti olduğu

doğrudur. Yerli yeşiller de kendilerini öyle adlandırabilir,  ancak yeşiller değişmez diye bir yeşil veya kızıl kanun

yoktur.  Buna rağmen yerli yeşillerin, bu özel ad demesi, kabül edilebilirdir, ama yeşiller'i muhafaza ederek verilecek

isim önerisine de hiçbir gücün engeli kabül edilemez.

Mümkündür, bir minik arızadır, zamanla düzelir de, Kürt sorununda neden ille de 'bir arada yaşam'la milli içine

ısrarla hapsedilir, anlaşılmaz. Latent milliyetçilik mi, yapıdan umma sınırı mı, kanun namına endişesi mi?

Kamu görevlilerine sağlanan 'doğal yol'lar neden Kürtlere çok görülür?

Evrensel Self Determinasyon(kendi kaderini tayin), ulusuna göre değişen bir hak mıdır?

Türkiye devleti ve Türkiyeli solcular Kürtlere karşı oldukça sabıkalıdır; güven vermesi için azar azar değil, her

fırsatta tüm hakların teslimini gümbür gümbür açıklayabilmelidir.

Ve kongrede diğer sol çevreler, sınıf ve tabakalar ve gezegen yeterince analiz edilmedi.

Kongrenin en sahici yenisi, mesaj(slogan) atan gençlerdi. Eski egemen, atamacı, marş marşçı direktifler, yani sloganlar

ve o içerik ve biçime uygun toplumsal yapının aksine, gençlerin dilinde hedefler, artık çok yeni ve cesur melodik

yapılabilirlerdi.

Mesela, "İklimi değil, sistemi değiştir."  

EDPliler yeşiller'lendi.

YSGP(yeşiller ve sol gelecek partisi) siyaset sahnesine hoş geldi.

[email protected]