• 3.01.2013 00:00
  • (3798)

 Türkiye, 2013'e Kürt sorununa barış umuduyla girdi.

Barış sloganları kulaktan kulağa yayılacaksa barış hoş geldi sefa geldi.

Geç bile kalındı da, 'da'sız yani eksiz, 'barış hemen şimdi'yi sağlayacak politik erk var mı Türkiye'de!

Politik olarak ayrı olsa bile Kürt ulusal hak ve özgürlüklerinde ortak bir davranım ve ruhi şekillenmesi var.

Ama devlet tarafında bürolarda üretilen mühendislik projelerinden başka somut ne var ortada!.

Bu bağlamda barış için Mit Müsteşarı, Öcalan'la görüştü ve barış yakında inşallah diye ortaya sürülen proje,

ne kadar gerçek ve gerçekçi.

Barışa peşinen evet.

Evet de, barışın ama ve fakatlara tahammülü yok.

Tabi umudun da.

Zira umudun tükendiği yerde öfke fren tutmuyor.

Devlet, kurulduğundan beri umudun düşmanı.

Umudu vaadediyor ama hak hukuk teminatıyla değil, subjektiviteye göre ayarlıyor.

Umut, devlet için bir ürün.

Oysa hak, verilmez teslim edilir, kullanılır ya da gaspedilir.

Devletler hakkı, vermeye kalktığında zaten gaspını belgeliyor.

Bu bağlamda Kürt barışının teminatı birilerinin dediği gibi Öcalan ve PKK değil, halklar ve hakların anayasal teslimidir.

Yoksa umut üretip pazarlayarak gündem süslemenin ve barışı çürümeye terketmenin anlamı yok.

Vur-kal, kal/vur, 400 metrekare Kürt kontrolünde, şurada şu, burada bu yapılmasaydı, yana yattı, çamura battı vb sözlerle

boyalı gazetelerde naylon köşelerin sipariş analizleri çözümü dolambaçlı yollarda oyalamaktan başka bir anlam ifade etmiyor.

Geçerliliği yok.

Dağdan inenler ne yapacak, suça bulaşmamış, eli tetik görmemişler, mekap giymemiş ayrımı nasıl olacak vs de projenin  plastik jimnastiklerinden.

Daha yılın  ilk günü 15 kürt genci içeri alınıp, on binden fazla Kürdün çoğu bahane gerekçelerle içerde tutulduğu bir siyasal atmosferde piyasaya

sürülen bu projelere,  adam mı seçiyorsunuz, dalga mı geçiyorsunuz denir .

12 Eylül öncesinden kalanlar bilir; TCK'nın komünizm propagandası ve  örgürtlenmeyi yasaklayan  meşhur 141 ve 142. maddelerinin

yaşama ve kalkma süreçleri şöyle bir hatırlanırsa, barışın koşullarına bir nebze ipucu verebilir.

Demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılabildiği koşullarda açılan çoğu 141-142 davaları beratla sonuçlanıyor, ama emek düşmanı

biçimlenmiş devlet, düşünme özgürlüğünü bir hak olarak görmediği için kaldırmıyor sadece uygulamasını kendi inayetine bırakıyordu.

Zamanla o maddeleri tutmak, uluslararası platformda kınanan bir konuma düşmeye neden olduğu için kaldırıldı.

Ama zihniyet kaldı.

Ve fakat şu anda Kürt barışında o demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılabildiği  sosyo-psikolojik koşullar ve Türkiye

bürokrasisi  hazırlıksız.

Halklar barışa her daim hazır, çünkü ölen çocuklar onların.

Öyleyse önce hak.

Hak gaspına karşı mücadele edenlerin özgürlükleri iade edilerek sosyo-psikolojik ortam sağlanmalı.

Sonra tüm halklara hakları iade edilip anayasal teminat altına alınmalı.

Bir takım çevrelerin ' bakın bakın tutuklamalar, ölümler var, demekki barış yolda' gibi Ak Parti ampülüne pervane olarak mutluluğun

sırrını aramaya da, hak için mazoşist olmaya da gerek yok.

Zira barış bir niyet ve inanç değil, hak ve hukuktan yana olup olmama işidir.

Barış hak ve özgürlükleri kullanma bayramıdır.

Onlar teknik işlere proje üretirken halk haklarını kullana dursun..

Zira sivil itaatsizlik de  bir hak.

E, o zaman hadi hakları kullanmaya.

Haydi barışa.