• 2.02.2013 00:00
  • (4139)

 Türkiye'de siyaset, kültürüne denk bir biçimde sürüyor.

Kapitalist sistemde siyaset de bir nevi pazarlama ve hedefi kazanç.

Ekonomi rekabetçi aşamaları geçmediği için siyasette de aynı ekonomideki gibi karşılıklılık yok.

Pratik, kıran kırana ama devleti yanına alan kıran.

Dolayısıyla siyaset esnafının yeni yetmesi de 70'i aşmışı da kazanç için devlet dahil her şeyi kullanıyor.

Böylesine insanlık düşmanı bir miras bıraktığı için  anlayışın babası  Makyavelli'nin kemikleri sızlıyor mu bilinmez,

ama dünyada  ve özellikle Türkiye'de rezillikler yapanın yanına kalıyor, zira siyaset yapıyorsan bunlar normal denilerek

esasında herkes kendi yaptığı yanlışı savunuyor.

İnsani değerler aşınıyor, insanlar değerlere yabancılaşıyor, polemik yiv set tanımıyor.

Mikrofonu ve tümseği bulan aynı konuda tıpatıp aynı şeyleri savunsa bile kazanç için karşıdaki "hain", kendi sütten çıkmış ak kaşık oluyor.

Söz gelimi  Cumhuriyet kurulduğundan beri hedef,  devlet/ulus inşaası.

Osmanlı'dan miras adı yeni devletin ulusu Türk.  Halklara  sorulmuyor.  Devlet, 'ulusun adı Türk olacaak' diyor ve Türk oluyor.

Azınlık statüsündekiler hariç, Kürt, Çerkez, vb diğer etnik kökenliler de bu atamayla/kararla Türk oluyor.

Karara karşı gelenin vay haline.  Devlet, tevfikat ve mahkemeleri hırslı mı hırslı çalışıyor, oto farı ışığında bile  kararın ve infazın en hızlısını alıyor.

Zulüm mücadeleyi engelleyemiyor, Osmanlıdan bu yana 37 Kürt isyanı, 38. sürüyor.

Kürdüm diyene, "hadi oradan, dağdaki kar birikintilerinin kart kurt sesine aldanma, sen dağ Türküsün" diyor.

İnsanlar, kadim halkız, dilimiz, kültürümüz,  bayrağımız, coğrafyamız var dese de, gerçekler çare olmuyor.

Devlet, "n'ayır sizler Türksünüz" diyor.

Kürtler parti kuruyor. Kapatılıyor. Başka adla kuruyor, yine kapatılıyor. "Dolu almıyor, boş dolmuyor."

Mücadele örgütü aşıyor. Dağ, taş, orman, nehir, ırmak, börtü böcek, Laz, Çerkez, Süryani, Türk, Arap kim varsa temel haklara duyarlı,

ayağa kalkıyor, "hepimiz Kürdüz" diyor; parlamentoda bir grup kuruluyor.

Egemenler tedirgin; gruba, PKK'ye terörist demezsen muhatap almam diyor. 

PKK Başkanı ile "barış" görüşmeleri sürdürüldüğü açıklanıyor.

Devlet artık Kürtlüğü, barışı kabül ediyor görüntüsünde giderken, statüsü örselenmiş devletin öz üyesi, hem pratikten hem de akademik olarak

siyasetçi bir profesör, mecliste "Türk ulusu ile Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz." diyor ve sadece kürsünün değil,

siyaset sahnesinin tozunu attırıyor, göz gözü görmüyor.

Konuşma özürlüler bile birer fırsatçı Marcus Tullius Çiçero, "Birgül Ayman Güler, ırkçılık yaptı" diyor; kayık batırmaya uğraşıyor.

Peki gerçekten sayın Güler ırkçılık mı yapıyor?

Sayın Güler nizamiyenin içinde, yani muhakemenin bittiği yerde, büyük bir itikatla sadece devleti ve egemenliğini savunuyor.

Ak Parti farklı şey mi savunuyor!

İkisi de statükodaki yerlerini tahkime çalışıyor.

Ama egemenler içinde yer almayan züğürtler, ikisinden birinin eteğine yapışmış çenesini yoruyor.

Egemenler Kürt milliyetçiliği yapıyorsun diyor, BDP hayır, milliyetçiliğe karşıyım diyor. 

Milliyetçilik bir yerden sonra insanlığın mutluluğuna/gelişimine ayak bağı, karşı olmak bir değerlilik, ama dil, kültür, gasbedilenler milli ve onları

savunmak milliyetçilik. Çözümsüz kalmış milli meseleleri çözmeye çalışmak milliyetçi bir mücadele içeriyor.

Sanayi devrimi yapan burjuvalar birkaç asır önce çözmüş, ama burası Türkiye ve aydını  Batılı burjuva kadar bile ileri olamıyor.

Statükonun gözü kara militan sözcüsü sayın Güler kendini ulus ile milliyet arasındaki kategorik farkla izaha girişiyor.

Sayın Prof. B. Oran'ın nitelemesiyle bilimsel aşağılama mı yapıyor? Kürtleri değilse bile, çözümü aşağılıyor, ama bilimselliğine kim,

nasıl karar veriyor! Kürtlerin millet olmadığının kararını kim veriyor? Dünyada millet olmaya karar veren bir kurum mu var?

Devlet olmaya karar veren çete devletler var ve birkaç yüzbin nüfuslu yerler devlet statüsü alabiliyor. Böyle bir statü mü millet olmayı tamamlıyor! 

Sayın Güler devleti savunmak adına Kürt gerçeğine gözünü kapayıp tanımlarla oynuyor; statükoyu savunmak adına, ırkçılıktan beter,

hak hukuk tanımaz bir konumu göze alıyor.

Esasında bilineni açık ediyor. Bin musibetten iyi geliyor. CHP içinde  devletçilikle solculuğun birarada olamayacağını açığa çıkarıyor.

Su arkına yerleşiyor, yüzde ondan fazla olmaması gereken devlet partisi gerçeğine koşuyor.

Ve fakat ola ki  bir gün sayın başbakan kürsüye çıkıyor ve sayın Güler'e bakarak,  "Bize İslam dini ile Aleviliği eş, eş değerde

gördüremezsiniz!" diyor.

Ama halk, "Ayrı makamlarda, ama  ikiniz de küresel sermayenin şarkısını söylüyorsunuz!" diyemiyor.

[email protected]