• 13.03.2013 00:00
  • (3709)

 Türkiye barışı mı konuşuyor?

Devlet, hükümet ve işadamları barışı değil, icraatı konuşuyor.

Çünkü hükümet ve işadamları(çıkarın milliyeti olmaz), coğrafyadaki egemenliği ve pastadan daha büyük pay almayı hedefliyor ve bunu Kürt kartını da alıp elini güçlendirerek daha kolay yapabileceği için Kürtlerle süren egemenlik savaşının silahsız sürmesini konuşuyor.

Gazeteler ve televizyonlar, genellikle kendi kendilerine egemenlerin işini nasıl kolaylaştırırızı konuşuyor.

Egemen medya dışında, Kürtler başta olmak üzere oğlu yakını askerde, askere gidecek olanlar, hak ve özgürlükten yana demokrasi güçleri ve solun bir kısmı pozitif anlamda barışı konuşuyor.

Halk olanları izliyor, izlemiyor, ama askerde ve dağdaki evlatlarının ölüm haberlerinin gelmeyeceği günleri dört gözle bekliyor.

Türkiye'de olası barıştan amaç bir egemenlik uzlaşması ve bu halklar için acil bir ihtiyaç.

Kimse bunun dışında, Kürt özgürlük hareketinden devrim beklemiyor, zira artık tek ülkede devrim reçetesi dünyada geçmiyor.

Barışçılar uzlaşmayı destekliyor, ancak hükümete hak ve özgürlükler ve onların teslim edilmesi yönünde adımların neden yeterince atmadığını sormuyor. Halbuki barışın teminatı, hak ve özgürlüklerdir. İlaveten hak ve özgürlerin teminat altına alınması, silahların bırakılması ve yeniden ortaya çıkmamasının teminatı.

Kimi emek ve demokrasi güçlerinin bu bağlamda egemenlik uzlaşısına hastanelerdeki sus işaretli hemşire resmini taklit yerine, avazı çıktığı kadar hak ve özgürlüklerin teslimini haykırması gerekiyor.

Zira egemen medyanın temsilcileri o sus işaretini iki de bir, sanki haklılarmış, sanki bu durumu halk üretmiş gibi, "Habur Habur!" diyerek ziyadesiyle yapıyor.

Mesela Türkiye'de barış olacak, ama devletin barışla ilgili hiçbir enformasyon çalışması bulunmuyor ve de barışçılar adeta bir tatsızlık çıkmasın diye buna muhalefet etmekten imtina ediyor.

Egemen medya barışın kapsayacağı hak ve özgürlüklerden dirhem bahsetmiyor.

Yine egemen medya, mütemadiyen hükümetin lütfundan, Başbakanı kızdırırsanız, giriştireni görmezden gelerek bakın girişimden de olursunuz 'tehditleri' savuruyor.

Yandaş yazarlar bir yazarın alt alta sıraladığı onca yapılamayan demokratik hak ve özgürlükleri değil, cümlenin, 'tek pazarlık gücü silah sıfırlandıktan sonra' kısmını görüyor. Oysa egemenlik/çıkar aç gözlülüğünün silahlarla verilmesine savaş dendiğini ve silahın, uzlaşı veya savaşın önemli bir aracı olduğunu görmüyor. Görüyor belki, ama hiçbir silah olmasın gözüyle bakamadığı ve savaşın iyi

niyetle biteceğini sanan bön bir iyi niyet içinde olduğu için sadece 'hükümetin gör dediğini' görüyor.

Oysa tarihi olarak kanıtlı ki, kapitalizmde gerçek barış olamıyor. Çünkü öznesi çıkar daha çok çıkar olan bu sistem, çıkarının önüne çıkan engelleri uzlaşıyla aşamadığında her daim güç kullanıyor.

Bu bilinçle 'HÜKÜMETİN GÖR DEDİĞİ' bağlamda olmasa da, keşke iki taraflı olsa, ama tek taraflı olsa da, silahların bırakılması dahil ama mutlaka susma ve uzlaşının desteklenmesi gerekiyor.

Eller eşit görünmüyor, eşit olmayandan çıkacak olanı Kürtler istedikten sonra sonuç tartışmanın bittiği yer oluyor.

Ancak hak ve özgürlükler bu uzlaşının dışında ve uzlaşıya pazarlık malzemesi olmaması, ivedilikle teslim edilmesi gerekiyor.

Tüm demokrasi güçlerinin İHD(insan hakları derneği), Mazlumder gibi yerli, Amnest Int.,ve Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi uluslarüstü insan hakları ögütlerinin ortak organizasyonunun Birleşmiş Milletler gözetiminde barışla ilgili bir dizi kampanya düzenlenmesi ve konunun halka ve dünyaya maledilmesinin sağlanması gerekiyor.

Bu coğrafyada insanlar, minicik de olsa, yaşamı çoğaltacak bu adımda devletin eski alışkanlıklarının nüksedip barışı sabote etmemesini bekliyor.

 

[email protected]