• 23.03.2013 00:00
  • (4576)

 Türkiye yeni bir döneme, 90 yıl sonra çözüme adım attı. 

21 Mart 2013 Nevruzu(Newroz), Kürt özgürlük hareketi ve PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan gönderdiği 'ovada siyaset'e çağrısı barış bayramına dönüştürdü. 
Bu dönüşümde Kürt özgürlük hareketi ve Öcalan'ın siyasal olgunluğu ve vizyonu yanısıra devleti yöneten kadronun siyasal pragmatizmi ve vizyonu da etkili oldu. Zira her iki oluşum da içinde bulundukları konumu iradi olarak, böyle olmalıyım, böyle davranmalıyım diyen morarmış 
kırmızılara aldırmayarak davranmayı bildi. 
Yani, Ak Parti, "devlet, silahla hak isteyen bir yapıyla görüşmez, kültürel özgürlükleri verirsek haktır, vermezsek değildir; birini versek öbürü sıraya girer" diyen, alışıldık keyfi muameleye girmedi.
Kürt özgürlük hareketi ise; bu devlet ve Ak Parti belli, bu yapılardan ne demokrasi ne özgürlük çıkar, öyleyse 'kazanana kadar savaş' demedi.
Şimdilik mi susuldu, nihai talepler ve tutumlar mı ertelendi çok berrak değil, ama iki taraf da ateşkesi evetledi.
Önemli olan da zaten evetti. 
Eskiden egemen güçlere karşı verilen mücadelede başarı ancak iktidarla gerçekleşirdi ama varılan nokta ne iktidar ne de talep teminatlıydı, o nedenle bununla yetinmek mücadeleyi bir nevi zaafa uğratmak, hatta satmak demekti. 
Oysa yapılan ne mücadeleyi bırakma, ne satma, ne de zaafa uğratmaydı. 
Çünkü dünya ve Ortadoğu'daki konjonktür müsait, iki taraf da bu cazip enerji paylaşımında "risk" almaya can atmaktaydı. 
Taraflar, o meşhur 'objektif koşulların objektif tahlili'ni yaptı ve savaş halinin sürmesinin iki tarafa da faydalı olmadığını gördü. 
Kimsenin Ak Parti'den evrensel normlarda bir demokrasi beklentisi yoktu, Ak Parti'nin de öyle bir vaadi. 
Ak Parti'nin yaptığı, yapmaya çalıştığı devletin/iktidarının bölgede nüfuz sahibi olabilme, içindeki savaşı bitirip coğrafyadaki önemli bir topluluğu, Kürtleri, yanına alma gayretiydi. Savaşla kaybedilen can ve silahın devlete, sermayeye verdiği zarar açıktı. 
Ayrıca bir taviz filan verdiği de yoktu devletin savundukları anlamda. Sadece yıllarca yasaklanan doğal hakların önemli bir kısmı, fiilen zaten yaşananlar yasal hale gelecekti; hepsi o kadardı.
Ve bunun için mücadele değil sadece silahlar susacak ve bırakılacaktı.
Bu bir durum tesbiti, egemenlik uzlaşısı idi. 
Ki bu da devletin epeydir ihtiyacı olan bir restorasyondu. 
Devlet yanlıları bunun için Ak Parti'ye ne kadar teşekkür etse azdı.
Ama öte yandan eski bir bakışa göre yapılan bu uzlaşma, devletin ömrünü uzatmıştı ve sol bunu yapmamalıydı. Hele eski paradigmanın "öcü"sü Ak Parti vasıtasıyla asla!
Ancak bu eski solculukca da çok bilinendi, Kürt hakları, milli bir sorundu ve ille de sol bir iktidar işi değildi; burjuva demokratik bir haktı ve sistem içinde çözülebilirdi. Öyleyse, böyle çözümün "kitap"a göre bir engeli yoktu. 
Konjönktürü ve silahın durumunu değerlendirmeksizin bile bu böyleyken yapılan, büyük bir vizyona atılan dev bir adımdı. 
90 yıllık devletin köhne anlayışının değişime girmesi de cabasıydı.
Bu bağlamda 21 Mart 2013 Nevruzu devlete de bayram oldu.
Kürtler böylelikle fiilen devletçe kimlik olarak tanındı, şimdi sıra Anayasada yer almasında. 
Ama Öcalan'ın tüm dinleri, kültürleri kucaklayan diline rağmen görünen ve öngörülen, iki halklı bir statüydü. 
Oluşumun, Ak Parti ne kadar İslam şemsiyesini yanında taşısa, Öcalan ona sosyal gerçeklik katarak saygıyla yaklaşsa da, Küresel ölçekte ABD, AB ve İsrail'in, yani küresel sermayenin yanında bir güç olacağı baştan beri kesindi. 
Ama özgürlük hareketi, barış konusunda samimiyeti kesin, ama iki halklı güç içinde mi sıkışır; çok halklı, dinli, kültürlü bir zeminde küresel sermayenin karşısında mı durur, mücadele geçmişi, yeni durum ve konuşma metninden kesin cevap çıkmamakta. Ve yeni durum bir araç değişikliği midir, bir aşama mıdır, taktikler hala geçerli midir bilinmediğinden de kesin cevap ortada. 
Ama devlet, geçmişin tüm güvenilmezliğini tüm acılarla birlikte sırtında taşımakta; bu güvensizliğe Ak Parti ne kadar teminat olur, olur mu, bir mızıkçılık yapar mı, onun cevabı da ortada.
Ancak bilinen o ki, dağlar ve cezaevlerinden geleceklere, ana, bacı ve yakınların, yani ateşin düştüğü canların sevinç çığlıkları dalga dalga:
Silahlar sustu, yaşasın barış, hoş gelsin canlar!..
O halde hadi hep beraber Öcalan'ın önerisini kalıcı barış çağrısı yapıp yaşamı çoğaltmaya!
[email protected]