• 22.04.2013 00:00
  • (3348)

 21 martta PKK ve Kürt halk önderi Öcalan'ın konuşmasıyla başlayıp silahların susmasıyla devam eden egemenlik paylaşımı,

akil insanlar ve hükümetin çabaları ile sürerken bazı odaklar hala ayak sürüyor.

Kimse, 90 yıllık bir sorunun, hele yukarıda söylediği yalana aşağıda kendi de inanmış gibi yapmak zorunda kalan bir devletin,

dirençsiz, sabotajsız, teslimdeki gecikmeden dolayı özür dileyen bir atmosferde çözmesini beklemiyor.

Egemen olmak iyiydi de, egemenliği kısmen de olsa paylaşmak, anlaşılan kısmı kaybetmek kadar ağır geliyor.

Bu yüzden direnen direnene.

Üslup direniyor.

Gelenekler, görenekler, alışkanlıklar direniyor.

Bürokrasi direniyor.

Muhalefet direniyor.

Hükümet direniyor.

En direnmeyen, en çabuk intibak eden ekonomi ve sahipleri.

Ekonomi su gibi, arkını buldu mu ılgın ılgın, eğime geldi mi şırıl şırıl akıyor; kasa, para din iman, etnisite tanımıyor.

Evet, hükümet direniyor.

Hükümet/devlet üretmek zorunda kaldığı bir projeye direniyor.

Çünkü hükümet de dahil egemen güçler bu uzlaşıya proğramatik, gönüllü, içeriksel değil, bir proje olarak bakıyor.

Onlar için bu uzlaşının gerekçesi, Kürtler bir millettir ve millet olmaktan kaynaklanan hakları teslim edilmelidir, Kürtler

Türklerle her bakımdan eşit olmalıdır değil, "yakın gelecekte seçim var ve Kürdistan'da seçimin kontrolü mümkün değil;

fiilien ve kalben ayrılık derinleşiyor; yumurta kapıya gelmeden meşruiyet tartışmasının önünün alınması gerek" diye bakıyor.

Ayrıca Ortadoğu'daki enerji paylaşım mücadelesinde iç bir güçle savaşta olmak istemediği gibi oralarda örgütlü ve güçlü olan

o gücü de yanında görmek istiyor.

Bunlarınki, bir tüccarın "hak ve özgürlük" çözümü. 

Yani tüccar devlet/hükümet Kürt sorununu hak ve özgürlükler temelinde değil, çıkar temelinde çözmek istiyor ve o doğrultudan çıkınca

direniyor. Bütün pratiği o doğrultu içinde profesyonelce yönetmek üzerine kuruyor. İcraatta kısmi iyileşmeler olsa da, nitelik olduğu

gibi korunuyor.

Mesela herhangi bir devlet yetkilisi lafa terör örgütsüz başlamıyor. Oysa ateş kes, silah bırakma, sınırdan çekilmeyi sağlayacak örgüt,

terör örgütü dediği milyonlarca Kürdü ayağa kaldıran, parlamentoya vekil sokan PKK oluyor. 

Liberal yazarların da belirttiği gibi PKK'nin Kürt halk örgütü olduğu kabüllenilmeden sorunun çözümü zor ve icraat da tutarsız, kanunsuzluğu

önemsiz, ama hukuksuz da görünüyor. 

Alışkanlıklar en son değişiyor.

Bu direnişe bir kısım eski sol ve öz devletçi muhalefet de yardım, yataklık ve zaman zaman tetikçilik ediyor.

Kimse barışa karşıyım demiyor ama mesela damardan anti Ak Parti'ci muhalif sol, süreç 'başarısız' olsun diye açıkca eski statükoya çalışıyor.

Bir diğer gurup başka bir ekstremde, adeta Ak Parti'ye ya da çabaya  zarar gelir hesabıyla Ak Parti'nin bariz yanlışlarına bile sesini

soluğunu çıkarmıyor.

Ak Parti, yürüyene, yüreyeceğe dair bir şey söylemeden, süreci adeta 'eşeğin kulağına kar suyu kaçırmadan', 'karda yürüyüp izini belli

etmeden' deyimleriyle anlatılan "kurnaz"lıkla çözerse çözmek, çözemezse, geleceğe hani nerede bilgi belge diyecek bir zemin ve

hukuki kanıt bırakmadan ve bozulmaya her an açık bir  tarzda yürütmek istiyor.

İyi ki, akil insanlar şehir şehir geziyor, dağarcıkları kadar bir şeyler aktarıyor da, süreç ilerliyor gibi görünüyor.

Evet, kck davası, tmk(terörle mücadele kanunu), seçim barajı gibi küçük ayrık otları dahi temizlenmediği için Kürt tarafı icraatları hariç, 

süreç sadece ilerliyor gibi görünüyor.

Çünkü akillerin çabaları, hükümetin projesini popülarize ediyor ve hükümet icraatı kapsamında absorbe oluyor.

Mesele, icraat,  Ak Parti'ye yarıyor/yaramıyor değil, tabi ki doğru söyleme/yapana yarasın, 'Sezar'ın hakkı Sezar'a', ama konunun

hak ve özgürlükler olduğu bilince çıkmıyor.

Ve konu, halkların hak ve özgürlüklerinin altı, kalınca çizilmez, fiilen iki halkın egemenlik paylaşımında kalırsa, yeni sorunlara

gebeliğin üstünün örtülmesine göz yumulmuş oluyor.

O sebeple tüm halkların hak ve özgürlük taleplerine evet denilecek bir siyasal sözleşmenin/düzenlemenin halka ulaştırılması ve

maledilmesi gerekiyor.

Bunlar doğal ki Ak Parti'den beklenmiyor, solun yapması gerekiyor; uzun soluklu barışın bu şartı barış deklarasyonuna konması

için mücadele gerekiyor. 

Birleşmiş milletler temsilciliğinden, uluslararası hak ve özgürlük örgütlerinden temsilcilerin olduğu bir "halklar, haklar, özgürlükler ve Türkiye"

vb konulu bir konferans veya kurultayla bu yapılanlara/sürece uluslararası bir hüviyet kazandırılması gerekiyor.

Kürt barışı, silahların susma, bırakılma, siyasetin sivilleşme, halklaşma ve toplumsallaşması yani demokratikleşme, Ak Parti'ye bırakılmayacak

kadar önemli bir sorun olarak Türkiye'nin gündeminde solun el vermesini bekliyor.

Bunun için solun devletin kanatlarından, Ak Parti ve CHP'nin eteğinden çıkması, kendi politikasını üretip yayması gerekiyor.

Eksikler gösteriyor ki, Türkiye'de sağ bile sola ihtiyaç duyuyor.

Barışa karşı egemen direnişin kırılması gerekiyor.

Hadi Ak Parti'den barış bayrağını almaya, barışı ve yaşamı çoğaltmaya!.

Yeniden, yeni sol olmaya!

[email protected]