• 5.06.2013 00:00
  • (3186)

 Allah müstahakınızı versin e mi! Ne diye Ak Parti böyle, Erdoğan şöyle diye şikayet edersiniz bilinmez. Kim değişti! Nedir bu lüzumsuz şikayet, dırlanma! Değişimleri nicelik bakımından olabilir ama nitelik olarak hep böyleydiler. 

Bugüne değin hangi kanun. hangi tasarı çıkmadan önce tartışmaya açıldı, belli odakları kontrol altına almak isteği dışında!

Çok uzağa gerek yok, şu yürümekte olan, yaşamsal sonuçları dışında yürüyüp yürümediği dahi belli olmayan Kürt barışında da durum aynı değil mi? O tepeden dil, kibir, süreçte de hakim değil mi? Bay özne, Kürtlerin bir taraf  ve o tarafla bir mutabakata varmak zorunda olduğu bir tutum içinde mi? Hayır. Süreç, sürece vesile olmasının dışında, Ak Parti'nin sorumsuzluğu, Kürt hareketinin sorumluluğuyla istim üstünde yürümekte. Ne seçilmiş yöneticiler dışarı çıkarıldı, ne seçim barajı indirildi, ne tekçi ve otoriter siyasi partilar yasası, ne tutuklama tuzağı Terörle Mücadele Kanunu değiştirildi. Daha bombalarla parçalanan 34 Kürdün ölümünün, taş attı diye hapsedilen Kürt çocukların işkencesinin hesabı verilmedi. Ayrı millet, din, mezhep olmanın hakları evrensel olarak tanımlıdır, haklar yaşanmazsa gasptır diyen devletten kimse yok ortalıkta. Yetkililer, konu devletin ömrünü uzatacak bir muhtevada olmasa, yüzde elli delisi bir hükümranlığın sarhoşluğuyla her an 'bozarım ha' narasını bile atabilir sinyali vermekte. Bu iki dudak arasının keyfine kalmış ve böyle yutkunarak varılacak çözüm, değil mi yeni sorunlara gebe.?

Bu böyle de, birkaç gün önce çıkan alkol düzenlemesi farklı mı? Düzenlemeyi kime sordu? Böyle bir kanun için meslek örgütlerinden, uzmanlardan görüş mü aldı? Kamuoyunda mı tartışıldı? Hayır. 

Ak Parti ve Başbakanın bildiği bildik, çaldığı zurna, gücün varsa uyma.

Tamam belli, onun kültürü, dili şiddet de, onlardan beklenti içinde olanlar bildiklerini neden uygulamaz veya artık yanıldık demez?

Ak Parti dindar olduğunu saklayarak mı geldi!

Başbakan kimsenin yediğine içtiğine karışmadık dedi, ama aynı konuşmada piknikte birasıyla çocuğunu sallayan babaya yasak koymak da istedi. Denebilir ki, bu ne tutarsızlık! Ve fakat yine de ona tutarsız denemez, çünkü onun kişisel tutamağı, tutanağı, tutarlılığı dinen. Alkole karşı çıkarken dinen yasak olmasını muteber alması da bu yüzden.

Hukuku mu kriter alacaktı!

Diyanet devlet kurumu değil mi? Laik devletin din kurumu olur mu? Koca devletin din kurumu olursa, izninizle Başbakanın da dinen muteberi olur.

Hadi oradan, gidin siz, "kendim ettim kendim buldum" şarkısını çığırın.

Ama siz bakmayın onun dini süslerine, o kişisel; Başbakan küresel sermaye dışında kuş tanımaz.

Bilirse, küresel bilir, danışırsa küresele danışır.

Bunun dışındaki her şey boşuna yaygara! 

Suriye politikası da öyle. Önce can ciğer kuzu sarması, sonra düşman. Neden kuzu, neden düşman sadece kendisi bilir. Bakmayın halka anlattığı gerekçe ile kendi egemenliği altına uyguladığı zıtlığa; Mısır halkına da aynı şeyi söyledi ya.

Kıbrıs'ta neden  farklı olsun! Ordunun tavrına göre gel gitler ve sonunda devletin fotoğrafında baş köşe.

Onlar ta baştan beri devletin öz evladıydı da siz onlara üvey evlat muamelesi çektiniz; garibanı kahraman, partisini çoğunluk yaptınız.

Ey modernistler bu Başbakana en başta siz Müstahaksınız.

Gezi direnişi, Gezi parkı! Halk sanki copu ilk kez Gezi'de tattı! Gaz sanki Gezi olmasa günlük eylem "dopingi" değildi! Daha kaç gün oldu adeta sokağa çıkma yasağı ilan edilen, gazlarla, coplarla 'kutlanan' 1 Mayıs 013 geçeli! Kadınlar gününde yenen cop, gaz, yerlerde sürüklenen kadınlar, analar, bacılar. Bir kötü adam kahkahası atmadıkları kaldı Alevilerin gözünün içine baka baka 3. köprüye Yavuz ismi verirlerken; köprünün doğa tahribatının unutturulması da caba. Türbanı  için mağdur olan dindar kadınlara uygulanan  Diyanet zihniyeti, dini yedeğe alma, yani bir devlet zulmü değil miydi!

Ya Kürtler! Senede birkaç önemli günde değil, yıllardır, her gün yenen cop, gaz, hapis, işkence, ölümü meçhullerin faili bu devlet değil mi! 

Ak Parti aynı parti, Başbakan aynı Başbakan.

Cumhurbaşkanı, aynı Abdullah Gül. 

Devlet aynı devlet.

Şiddetin ve zulmün eli bugün onlar.

Onlar değişmedi. Siz öyle sandınız. Kiminiz irtica dedi, kiminiz muhafazakar demokrat. Hepiniz yanıldınız. Onlar ticaret burjuvazisiyle çıktıkları yolda artık egemen güçlerin devleti. Din onların sosu, süsü. Kitaplarında birey yok, işadamı, amir, eleman, kul, mürit var. Kitaplarında halkın doğrudan, bir özne olarak katılımı yok, topluluk olarak katılımı var. O yüzden bir dönemeç değil bu direniş.

Aylar önce Taksim Platformu adıyla kişi başına düşen yeşil miktarını evrensel ölçülerle savunan bir sivil hareketin başlattığı haklı bu sivil çaba, onlara pek bir şey ifade etmez, içinde akçe olmayan öneriler kesmez. Onlar için Gezi Direnişi içinde Ak Parti'ye oy verenlerden gizli irtica diyenlere kadar çok renkli olması da hava civa.  Ortak hat, yaşamıma, yaşam alanıma, söz hakkıma, irademe karışma, adaletsizlik yapma, tutumunuz sivil olsun diyen bir vicdan da ne ki onlara, iki dudak arası karar vermişse yeşili yutmaya..

Kapitalizmin kanununu yeniden mi yazacaklar!

Gezi direnişi kapitalizme karşı bir muhalefet dersi, alana.

[email protected]