• 14.06.2013 00:00
  • (2857)

 ABD (Beyaz Saray) sözcüsü Caitlin Hayden demiş ki, " Kaygılıyız." Devamı da var,"Barışçı protestoları ve toplanma özgürlüğünü desteklemeye devam ediyoruz." Ayrıca medya haberse, vermemezlik edemez dememiş, ama medyanız bağımsız olmalı, yetkililer özgürlüklerin yanında olmalı demiş.

ABD açıklama yapar da Birleşmiş Milletler Teşkilatı susar mı! BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon adına sözcü Martin Nesirky, Gezi İsyanı için ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı demiş.

Amnesty İnternational daha Gezi İsyanının ilk günlerinde gezegenin duyarlılarına acil destek çağrısında bulunmuştu.

ABD bile destek ve uyarı yaptıktan sonra gezegenin her tarafından benzer açıklamalar devam eder artık. 

ABD uygulamaları dünya pratiğiyle çevre ve canlı katili, iki yüzlü, ama bu söylemi doğru ve doğru evrenseldir, ABD bile söylese, doğruya doğru demek gerekir. Kim olduğu söylenen doğruyu belirlememelidir.

Nitekim sayın Cumhurbaşkanı demokrasi sadece sandık demek değildir diyerek bilinen bir doğruyu tekrarladı; Başbakan da kendisine çevrecinin daniskasıyım dedi. Ama sayın Gül, önüne gelen alkol düzenlemesini kamuoyunun endişelerini gözetmeden onayladı; Başbakan iktidara geldiği ilk günden beri antiçevreci.

Çevreci olmak, doğaya, yeşile sadece güzelleme yapmak değildir, nasıl sağlıkçı olmak sağlığa dikkat çekmekle olmuyorsa. Çevreci, bilimsel, ekolojist, doğa, börtü böcek, tüm canlıların bugününü ve  geleceğini düşünmek zorunda.

Bugünlerde çevreci olunur. Tabi önce Gezi'de direnişçi. Ama yetmez, temel kriterleri de bilmek gerekir.

Beyoğlu'nda nüfus yoğunluğu nedir? Metrekareye kaç insan düşmektedir? Kişi başına düşen sosyal donatı, yeşil alan miktarı ne kadardır?

Bu soruların cevabını bilen yetkili biri var mı? Bilen yetkili, Beyoğlu gibi kişi başına düşen ortalama yeşil, standartlardan çok azsa,  değil AVM, Topçu Kışlası yapmayı, köpek kulubesini bile aklından geçirmez, tam aksine yeşile çevrilebilecek yerler arar. Hele  hükümet partisi sözcüsü Hüseyin Çelik ve 'büyüklük kendinde kalsın'a, tampon olsun diye çağırdığı kişilerle görüşüp karara varan Başbakan gibi referandum hiç önermez. Zira referandum olabilmesi için kişi başına düşen yeşil alanın minimum 10 metrekareden fazla olması gerekir. Kişi başına 6, 05 metrekare düşen İstanbul ortalamasının gökdeleni, bahçesiz bitişik nizamı  bol Beyoğlu'nda daha da düşük olacağı açıkca belliyken, küçücük de olsa bir inşaat daha yapmaya kalkmak ölüye kurşun sıkmaktan beterdir. Gezi için referandum can cekişen hastanın fişini çekelim mi demektir. Bu kadar cehalet rezalet demektir.

Ak Parti hükümeti bir ekip olarak çevreciliği bilmez. Destekçileri de bilmez. Münferitler dışında her çözümü devrimden sonraya erteleyen sol da yeni yeni öğrenmeye başladı.

Sağ çevrenin övündüklerini şöyle bir gözden geçirin çevre karşıtı oldukları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Başbakanın en fazla böbürlendiği şeyin inşaat, konut, otoban/duble yol olduğu aşikar. Rahmetli Menderes, Özal ve Demirel  gibi tarihi geçimişi de öyle, benzer, etrafına kasa doldurtan işler. Ulaşımda raylı sistem komünist, isteyen dış mihrak, ama gerçekte diğerinden kazandıkları daha fazla rant yüzünden.  Gelinen nokta, üstündeki fidan ve ağaçları yokederek bereketli tarım toprakları kapkara asvalt ve beton utancı, davet edilen otomotiv sanayii ve yollara sürülen milyonlarca taşıt, harcanan yakıt, kirlenen çevre de cabası.   

Bu Başbakan mı 'çevrecinin daniskası'!

Başbakan ve çevresi, çevreci olmayı bırakın Gezi İsyanına aldığı tutumla tam bir çevre düşmanı. Gezegene, el aleme, Türkiye'de de insanlığın yüz akı insanlar var dedirttikleri ve duyarlılıklarından dolayı ödüllendirilmesi gereken genç insanlara  gaz bombasını ancak bir çevre düşmanı attırır. Oranın altına ya da üstüne, yeşil alan olarak kalması dışında her ikametgah projeye karşı çıkmak bir onurdur.

Maneviyatçı ve muhafazakar olma iddiasındaki bu çevrenin hadi çevre bilinci yok, hiç mi estetik, etik, moral değeri yoktur ki, rant için genç yaşlı çoluk çocuk tanımadan gaza boğma emrini verebilmektedir.

Hükümetin marjinal sol gruplar açıklaması  çocukların bile kanmayacağı kaba ve artık marjinal bir bahanedir. Şiddetin her türü, ki şiddeti başlatan devlettir, devletinki dahil hukuka göre yargılanmalıdır. Ve asıl yargılanması gerekense, sanayi devrimi yaşamadan  geçilen vahşi kapitalizm ve kazanç için her yolu mubah gören pervasız sistem ve sahipleridir. Çünkü Gezi'de sivil isyana kalkanların farklı amacı olanlar olabilir, niyetlere karışılmaz, öncelikli ortak payda ağaçları ve parkı korumaktır. Sonra çevrenin geleceği, yani canlıların geleceği için Ak Parti hükümetinin, insanlığın kazandığı normları hiçe sayarak yürüttüğü icraat ve bu icraata dur demektir.

Çevre meselesi aynı insan hakları gibi, sınır tanımaz; arsa benim, yüzde elli, mühür benim istediğimi yaparım denemez. Zira ulusal hapisaneler, işkenceci ve diktatörlerin denetimsizliği önceki yüzyılda kaldı.

Ak Parti'ye oy verenden Beyaz Saray sözcüsüne  kadar bir rahatsızlık varsa bu çevre katliamı teşebbüsünden,  bu aymaz politikadan artık vazgeçmek gerekir.

Gezi parkı için referandum evrensel normlara ve dolayısıyla hukuka aykırıdır, yapılamaz.

[email protected]