• 2.07.2013 00:00
  • (3031)

 Akillerin son toplantısından sonra Başbakan'ın açıklaması, Lice'de kalekol yapımına karşı demokratik ve barışçı gösteri yapan Kürt halkına arkadan kurşun sıkılması ve gerillanın sadece yüzde 15'inin çıkmış olması barış sürecini tıkıyor mu? Hayır.

Çünkü Kürt halkı yasalaşmak, devlet de onları kayıt ve kontrol altına alıp eskiyle yüzleşmeden de olsa, kısmen onarılı bir devletle Ortadoğu'da bölgesel bir güç olmak istiyor. Bunu en çok da başbakan Erdoğan istiyor. Görünen o ki, bir takım güçler, bunu pek istemiyor. Sürecin geldiği bu noktadan geri dönüşü zor gibi, ama belli ki, bir takım engellere göz yumuların resmi geçitinde barış erteleniyor.

Engelleyen güçlerin başında geleneksel devlet tavrı, Ortadoğu'da egemenlikten pay için ortaklaşamamış küresel güçler, Kürt halkı ve Türkiye'deki diğer halklar.

Devlet diyor ki, "Barış yapılacaksa, ben yaparım. Zamanını zeminini ben tayin ederim. Mum duruşunda dursanız bu değişmez." Savaşan taraflar varsa, barışı o tarafların yapması gerekiyor. Bu biliniyor, ama devlet hala Kürtleri yasal bir olgu olarak tanımaya direniyor. Ak Parti hükümetinden önce de arasıra bazı bazı Kürt realitesi, raporlar, AB yolu Diyarbakır'dı, ama yasallığa dair adım atılmadı. Kabül edilir ilk adım hükümetin Habur girişimi ve Abdullah Öcalan'ın devlet redaksiyonundan geçmiş 21 mart 2013 Nevroz nutku ile sürüyor. Ama süreç hep devlet koridorunda. Devlet PKK'ye terörist, Öcalan'a terörist başı demeye devam ediyor. Biri demezse, öbürü diyor. Dil de devletin kıskacından çıkamıyor, barış dili kurulamıyor. Olgunun kendisi ve fiili tutum tamam, Ak Parti Kürt halkının varlığını devlet nezdinde meşruiyete çıkarıyor, ama yasal olarak asla, devletin "ruh"unu demokratikleşmeye teslim etmiyor. Çarpıklık sürüyor, Kürt tarafı masadaki yerine oturtulmuyor.

Neden? Çünkü bu, Ak Parti için bir proje. Söz gelimi Akil İnsanlar da, proje için bir proje. Kurulu kuruyor; Türkiye'yi sokak sokak gezdirip Kürt çözümünü anlattırıyor, ama devletin ayrıksı tavrı değişmiyor. Karakol inşaatları sürüyor, yenilerinin ihaleleri yapılıyor, kişiliksiz ve acıları kanıtlı 'güvenlik', koruculuk sistemi kaldırılmıyor. İçerdeki binlerce seçilmiş Kürt yönetici tahliye edilmiyor. Şöven padişah yönetim genelgesi Siyasi Partiler Yasası, terörist üretim kılavuzu Terörle Mücadele Kanunu aynen duruyor. Acılar sürüyor. Velhasılı paslı mıh gibi, devlet aynı yerinde duruyor. Sonuçta Akillerin devlet hakkında bilgileri kimi üzülerek kimi sevinerek bir kez daha yineleniyor.

Ak Parti hiç kuşkusuz bir devlet partisi, devlet tutumunu koruyor. Kimilerinin devleti yeniden yapılandırma gayretine bakarak Ak Parti'ye reformist, demokrat anlamlar yüklemesi her önemli icraatta geri tepiyor. Kürt sorununda da Ak Parti'nin çabası devletin bekası. Ama bu nokta 90 yıllık nasır, devletin geleneksel kodları, geleneksel ideololik kült ki, bunları Ak Parti de taşıyor, dolu dizgin ve usulüne uygun gitmesine engel oluyor.

Ak Parti pragmatik; devleti, sorunları çıkar/zarar hesabı yapan profesyonel bir şirket gibi yönetiyor; fire varsa, hemen firene basıyor. Ak Parti için hak, özgürlük bir rantın, alınacak bir seçimin, kasaya girecek paranın yani ancak bir satışın malzemesi olarak önemli oluyor. Söz gelimi ana dil temel haktır, temel insan hakları tartışılmaz, oylanmaz, kabül edilir, ama onlar için kazanç kapsamına girmezse pek ilgilendirmiyor. O yüzden Cumhurbaşkanlığı seçimi, oy oranının düşüşü gibi riskleri barındırıyorsa,Ak Parti süreçten vazgeçmese de, yavaşlatıyor, erteliyor; barışçı değil ki.

Ve kimilerinin umudu, tüneldeki ışığı Başbakan, devlet devlet açıklama yapıyor: "Demokratik bir reform paketi, ana dilde eğitim ve seçim barajını düşürme çalışmamız yok, gerillaların çıkışı yetersiz ." Yanına devletten anti demokratik sesler korosunu da alarak kamuoyuna, "vay be, gerillanın sadece yüzde 15 mi çıkmış, ne kadar az, hükümet haklı", dedirtmek istiyor.

Ama Başbakan dahil, sorunu, bölgeyi bilenler, muhatapların üst düzeyi, çekilmenin veya çekilmemenin, çıkmanın veya girmenin bir irade beyanı olduğunu, bundan öte bir anlam ifade etmediğini biliyor. Biliniyor ki, bölgede gece gerilla, gündüz köylü bir halk/hareket için içeri dışarı yok. Sınır dışına ve içine manyetik kart basarak girilip çıkılmıyor. Barışa bahaneler üretmemek gerekiyor. Barış isteniyorsa gerçekten, temsilcisi nezdinde Kürt halkının demokratik siyaset beyanını kabül etmek gerekiyor.

Ortadoğu'da karar vericilerin kararının önünü açacak güç devlet ve barış için halkın mücadelesi gerekiyor.

Kürt halkı PKK ile bulduğu kendine güveni ve mücadeleyi sürdürüyor. Ancak tüm Kürt halkının şu barış sürecinde, barışın bir an önce sağlanması için güçlerini birleştirmesi gerekiyor. Başta Ak Parti olmak üzere egemen güçlerin partilerine oy veren Kürtlerin siyasi düşünceleri, duruşları hiç kuşkusuz hakları, ancak en azından yasadışı halk olmaktan kurtulana, barış sağlanana kadar oylarını ve sempatilerini ödünç olarak Kürt haklarını dolaysız savunan bir partiye vermeleri gerekiyor. Kürt halkının bu aciliyeti anlayacak politik bilinçte olduğu gözlemleniyor.

Bu bağlamda Gezi'de başlayan özgürlük isyanının Kürt özgürlük isyanı ile birleşip demokratik hak ve özgürlükler için mücadele etmesi gerekiyor.

O zaman haydi bir el ver!

[email protected];