• 24.07.2013 00:00
  • (2604)

 

Kürt barışı ve Gezi platformlarında katılım neden ağır yürüyor?

6 ayı aşkındır ölüm haberinin gelmemesi ve Gezi'nin park kalışı ile yetinenler için çok sorun olmayabilir, ama çok kolay halledilebileceklere tepki vermeme ve üstüne üstlük tepki verenlere tepki verme ve bunları halle hükümetin ayak sürümesi, güvene ve umuda ya sabır dedirtiyor.

Soru Türkiye neden demokratikleşemiyor biçiminde de sorulabilir.

Soruyu nasıl sorarsanız sorun, cevap aynı yere çıkıyor, Ak Parti başta olmak üzere mevcut devlet partileri, hak ve özgürlükleri ağırdan alıyor.

Çünkü Kürtler ve Kürt özgürlük hareketi kısmen hariç, Türkiye'deki emek eksenli hareketin hak ve özgürlükler konusunda proğramı, yol haritası yok ya da varsa, halkla buluşmada varlık olamıyor, dolayısıyla devleti zorlayamıyor.

Çünkü, hak ve özgürlüklerden bahseden demokratik güçler, kimileri devrim dese de, maalesef nitel değişen bir şey olmadığı için devirimler yaşayan Mısır halkı gibi rejimin araçlarının/partilerinin eteğinde, kendi hakkını egemen güçlerin vermesini bekliyor.

Bilindiği gibi Mısır halkı, 2011'de 31 yıllık egemen sınıfların diktatörü Mübarek'i dev protestolarla ve ordunun da Mübarek'e sahip çıkmaması sonucu istifa ettirmeye adeta efekt oluyor. Sonra iktidarı devralan ordu, iktidarı, 11 küsür milyon oyla devlet başkanı seçilen egemen güçlerin temsilcisi Mursi'ye, Mursi de kendi seçtiği/atadığı general tarafından darbeyle indiriliyor yine diğer bir egemen sınıf temsilcisine veriyor. Devirimler devirimleri izliyor. Mısır'da halk meydanları dolduruyor, ancak kendi aracıyla hareket etmediği için mücadelesi hak ve özgürlükler kazanımına dönüşmüyor, dolayısıyla meydanlardaki varlığı devirimlere görüntü efekti olmaktan öteye gidemiyor. Gezi direnişinde de park olarak kalışının dışında Mısır halkının siyasal pozisyonundan objektif olarak pek farklı görünmüyor.

Gezi direnişine övgü, direnenlerin ana sütü gibi hakkı, ancak direnişi kendi çapından öte misyonlar yükleyerek yapılan güzellemeler, hak ve özgürlükler mücadelesine ne katıyor, bir ajitasyondan öte ne anlam ifade ediyor, irdelemek gerekiyor.

Gezi platformları son halleri itibariyle bir kısım sol, sadece Ak Parti karşıtı Kemalist sağ ve milliyetçi yuvarların etkinliğinde yürüyor. Solun ve sol yuvarların etkisinde yürüyor olması beklenen ve anlaşılır ve solun militarizm içermeyen her rengi anti devlettir, dolayısıyla sivildir ve bu bağlamda solun olması demokrasi açısından olumlu bir adım.

Ancak devlet yanlısı sağcı yuvarlar, hak ve özgürlükler yerine ellerinden kayan 19. yüzyıldan kalma devletin geri alınışına alet etmek istiyor platformu. Katılımcıların bunun ayırdında olması ve anti devlet duruşunu ilan etmesini, devletçiliği, milliyetçiliği, giderek farkında olmadan ırkçılığı savunanlara inanan, sırf modern yaşam tarzı hakkı savunusu için onların aralarında bulunan profesyonelleşmemiş insanlara sabırla yaklaşıp kazanmaya çalışarak yapması gerekiyor. Hepsinden öte platformun bu minval üzerinde halklaşması gerekiyor.

Platformlarda, devlet, ordu, ulus, egemen güçlerin sembolleri, temel haklar nedir gibi sorulara evrensel yanıtların bilinir olması yani temel tanım ve kavramlarda ortaklığın sağlanması gerekiyor. Yol alınmak isteniyorsa, söz gelimi, anadilde konuşmaya bir faşist bile karşı çıkmayabilir, ancak anadilde eğitim hakkı dendiğinde tüyleri ürperip diken diken olanların kendilerini sorgulamaları, o halleriyle platformun bir üyesi olamayacaklarını anlamaları veya anlatılması gerekiyor.

Gezi platformları 'sakın birliği bozan olmayalım', 'aman bir tatsızlık çıkmasın da' vesvesesiyle doğruları anlatmaktan çekinme, eyyamcılık doğru çizgiye ters düşüyor. Açıkça bilinen doğruların anlatılması, söz gelimi, kim TKP kurucuları Mustafa Suphi ve arkadaşlarını(15'ler) Karadeniz'de boğdurdu, Nazım, Hikmet Kıvılcımlı, Kemal Tahir ve daha nice komünisti yıllarca zindanlarda çürüttü, yasadışı kıldı, İzmir İktisat Kongresi'nde kapitalist sistemi dolayısıyla emperyalist sistemin bir halkası olmayı seçti, saf Türk soyundan olmayanların hizmetçi, köle olma dışında hakları olmadığını söyleyeni(eylül 1930) bakan atadı, Kürtlere göç, Müslüman olmayanlara mübadele kararları, Dersim'de katliam emrini verdi, 3 mart 1924'de Diyanet'i kurdu, Sünni Müslümanlığı devlet dini yaptı sorularını sormak, soruları daha da çoğaltmak gerekiyor. Soruların cevapları özgürlüklerin önünü açıyor.

Ve Gezi platformlarının anti Ak Parti ekseninden kurtulup hak ve özgürlük isteyen, yaşayan somut bir duruş sergilemesi gerekiyor.

Aksi halde teşbih affola, platformlarda neden yerine sonuçla uğraşılmış oluyor. Muhalefetin toplumsallaşamamış halini gören egemen güçler de, doğal olarak demokratikleşme ve Kürt barışı konusunda ağır adım atıyor.

E, o zaman Gezi'nin, toplumsallaşması, siyasi partiler yasası, seçim barajı, terörle mücadele yasası, Roboski katliamı, anadilde eğitim hakkı, kck tutsaklarına serbestlik vb somut adımlar atması bekleniyor.