• 1.08.2013 00:00

 Başbakan iftarda konuşuyor.

Ramazan başladığından beri iftarlarda konuşuyor. Başbakan iftarda konuşmuyor, adeta ayar çekiyor. Eline mikrofonu alınca kendi gibi düşünmeyen, davranmayan herkesi sınır ve sinir ötesi azarlıyor. Başbakan Türkiye’nin değil, Türklerin, Arapların, Kürtlerin değil, tüm İslam âleminin başı, başadamı, lideri, imamı gibi konuşuyor. Başbakan sanki bir Müslüman kesiminin başı. Her azarı o kesimi koruyor, kolluyor, İslam âleminin ezik, yaralı ruhunu onarıyor, sınırları, kıtaları aşıyor, gezegeni dolaşıyor.

Başbakan iftardan iftara koşuyor, iftarlarda konuşuyor.

Başbakan iftarlarda bir yere koşuyor.

Başbakan Milli Görüş’e mi koşuyor?

Başbakan son konuşmalarından birinde, Mısır’da darbeye karşı Adeviyye Meydanı’nda toplanan halkın şiddet eylemcisi olmadığını, barbarlığa, yağmacılığa müsaade etmediğini, eylemlerinin barışçı bir eylem olduğunu anlatıyor. Başbakan ne güzel söylüyor. Bir başbakan darbelere karşı barışçı bir eylemi destekliyor. Ne güzel. Nefesini ayarlamasını bilen Başbakan aynı nefesle cümlesini şöyle bitiriyor: “Bizim ülkemizde olanların hiçbirisi Adeviyye’de yoktu.” Söz adeta bir tokat gibi patlıyor duyanın suratına. Yani ‘Gezi eylemcisi gibi değillerdi, Mursi yanlıları daha iyi eylemcilerdi, benim eylemcilerimdi’ diyor. Yani ‘Geziciler şiddet yanlısı, barbar, yağmacıydı’ demek istiyor. Dinleyen insanın başına bir kazan kaynar su dökülmüş gibi oluyor. Başbakanı dinleyen insanın, ‘yukarıdan adalet yağsa, Başbakan’a bir damla dokunmaz herhalde’ diyesi, ‘daha görkemli bir gezi direnişi daha yapası’ geliyor. İsyan çığlık olup çın çın çınlıyor. Başbakan’ın değerlendirmesi en kara vicdanı bile paramparça ediyor.

Gezi’nin ilk patlak verdiği günlerde orantısızlık olmuş olabilir gibi laflar eden Başbakan ediyor bu lafı.

Gezi’ye gereğini yapın emrini verdim diyen Başbakan ediyor bu lafı.

Ve o emir kapsamında gençleri travmalar, sakatlıklar, körlükler ve ölümlere çarptıran Başbakan ediyor bu lafı.

Başbakan adeta elini, dilini şiddetin kenarına bulaştırmamış gencecik Gezicileri tekrar meydana davet ediyor. Başbakan gençleri şiddete davet ediyor.

Başbakan sözcüklerin içini kendi keyfine göre dolduruyor! Şiddet emrini vermişken barışçı kesiliyor! Gözünü yitiren 12 genç insanın, ölen gençlerin acısı Başbakan’ı neden ilgilendirmiyor? Neden Mısır halkının ölüleri önemli oluyor da, Gezi’de ölenler önemsiz, işte bunun düşünülmesi gerekiyor.

Ölüm beş olunca ölüm sayılmıyor mu? Ölüm kaç kişiden sonra ölüm sayılıyor? Polisin 45 derece açıyla atma standardı varken, nişan alınarak kaybedilen gözler, o kara, ela, yeşil, mavi, kahverengi ışıl ışıl gözlerin yerindeki oyuklar, oyuklar görünmesin diye yapıştırılan kara bantlar, gencecik insanlara biçtiği kara bahtlar Başbakan’ı neden rahatsız etmiyor! O gözler Başbakan’ın gözüne gelmez mi!

Ya Gezi kapsamlı ölenler, AbdullahMehmetMustafaEthemMedeni, Başbakan’a nasıl diyecekler ‘siz bizi saymıyorsunuz ama biz yaşamıyoruz’ diye! Onların âhı ne olacak, ne! Ateş düştüğü yeri yakar, ya yakınlarının acısı! Ya bir mum gibi tükenmekte olan güven!

Kim vurdu onları? Kim emir verdi, kim gereğini yapın dedi? Bu soruların cevabı biliniyor.

Iraklılar yıllardır milyon milyon katledildi.

Mısır’da beşi çocuk 53 insan Mursi yanlısı diye namaz kılarken darbecilerin emriyle askerler tarafından öldürüldü. 53 can toprağa düştü. Adeviyye Meydanı’nda toplananlara “baltacı” denen darbe yanlıları saldırdı. Mısır’da ölümün olmadığı gün yok. En son yüzlerce ölü, binlerce yaralı haberi geldi.

Keza Suriye’den aylardır gelen yüzlerce ölüm haberi. Ölenler can. Sınıra dizili ölüm makineleri kimin eseri belli.

Eli palalıları Türkiye’de kim türetmek istedi? Türetmek isteyenler mi, kimbilir kim tahliye etti tutukevinden, kim kaçırdı dışarı?

Ve fakat Mısır’da, Suriye’de, Somali’de ölen polis memuru da can.

Ve işte Adeviyye Meydanı’nda ölenler için sevinçten havai fişek atabiliyorsa Tahrir Meydanı’ndakiler, Başbakan derin derin düşünmeli, “Bizim ülkemizde olanların hiçbirisi Adeviyye’de yoktu” deyişini. Gezi’ye, ölenlere yağmacı, barbar diyen Başbakan, Ahmet Altan’ın deyişiyle omuzları ‘zafer’lerini taşıyamıyor çünkü omuzlarının aidiyeti kendine geldi, kendi aidiyetini taşımaya yüklenmiş ya da kodlanmış görünüyor. Liberallerin eski ‘delikanlım’ türküleri artık herkes nezdinde hükümsüz duruyor.

Sayın Başbakan! Ölenlerin hepsi gezegenin canlıları. Can geri gelmiyor. Sizin için sizin mezhebinizden yana Müslüman’ın canı can olabilir, ama insanlık için Hıristiyan, Müslüman, dinli dinsiz, börtü böcek, bitki, hayvan hepsi can.

Ama bu sistemde can meta. Bu bir sistemsel zihniyet ve tutum. Kapitalizmde can alınır satılır. Kabahat alıp satanda da tabii ki, ama alıp sattıranda hiç mi kabahat yok, Nâzım’ın dediği gibi, kabahatin birazı da onlarda.

E, o zaman, insanlıktan yana olanın ne işi var kapitalizmi savunan anti-demokrat, can alan, ayrımı yapan devlet ve devlet yanlılarının yanında!

Hadi kendiniz olun, el verin yaşamı çoğaltmaya.


[email protected]