• 10.08.2013 00:00
  • (2884)

 Algoritma nedir?


Vikipedi
: “Belli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için çizilen yola algoritma denir.” Önceki cümlede de “sonlu işlemler kümesidir” diyor.

Bu Ergenekon bir algoritma olabilir; Nâzım’ın cezaevinde okumak istediği mutlu sonla biten romanlar gibi de olmayabilir. Ve açıklandığı üzere böyle müebbetlerin uçuştuğu kararlar da bir logaritmalık ve adı üstünde algoritma, “sonlu işlemler kümesi”.

Ama tanımdan yola çıkıp senaryo üretmenin âlemi yok, “Ergenekon diye bir şey yok esasında, AK Parti uyduruğu” gibi. Alametleri yazıla yazıla kitap oldu, iş üstünde yakalananlar, içinde bulunanlardan itiraflar derken suçlar belgelendi. O sebep epeydir bu tartışılmıyor. Algoritma ağırlıklı tartışılıyor ama algoritma olsa ne olur, olmasa ne, çünkü fazlaca aksi beklenmiyor ve zaten sonucu da değiştirmiyor. Bu anlamda asıl tartışılması gereken Ergenekon ve üreten nedenler; vicdanları rahatsız eden sonuçlar. Konu tartışılıyor ama çoğu tartışmacı temel nedenleri değil, nedeni unutturan, çarpıtan sonuçları tartıştırıyor.

Neden?

Önce, çok tekrar edildiği üzere, meseleye “yesinler birbirlerini” zaviyesinden bakmamak gerekiyor. O zaviye ki, Türkiye, yıllardır insanlığın aldığı onca yolu alamıyor, alamadığı gibi ortaklaşmış uluslarüstü normlara çekinceler koyarak ilerlemenin önünü de tıkıyor. Bu gri siyasal iklimin sürdüğü Türkiye’de dokunulmazlara dokunuyor görünen bu adım, keşke gerçek olsa, ama maalesef kendi dokunulmazlarını çoğaltmaya koşullar sağladığı için bir mış gibi, zahiri bir eylem olmaktan öteye gidemiyor. Kimi AK Partili ve liberaller bile artık “adalet imtiyaz tanımaz” gibi inandırıcılığı kalmamış ajitatif kandırıkçılığa girişemiyor.

Ayrıca ve doğal ki bu sonuç bugünün tutumu değil, onu ortaya koymak ve suçu tek başına AK Parti’nin sırtına yüklememek gerekiyor. Çünkü tarihi daha geri, fakat Cumhuriyet kurulduğundan beri Türkiye aynı bu zihniyetle yönetiliyor. Otorite. Devlet otoritesi. Kutsallık verilen otorite, her konuda karara bir muhakeme, dayanak oluyor. Otorite ne der? Otoriteye zararı, faydası ne? Kriter devlet/ otorite. Otoriteye zararı olmaz belki, ama faydası yoksa yine yasak kapsamında bırakılıyor. Çünkü bir hak verilirse, sırada verileceklerden oluşan uzun bir kuyruk olduğu biliniyor. Haktır, verilmesi, iade edilmesi gerekir diye bir yol yöntem asla benimsenmiyor.

Türkiye bir yasaklar ülkesi.

Yasaklayanların başında da, yanında da Silahlı Kuvvetler, ordu kurumu var. Ordu yönetiyor Türkiye’yi. Ordu Türkiye’yi ordu gibi yönetiyor. Kumandanlar ya darbeyle yakından ya da kukla hükümetlere uzaktan kumanda ediyor. Orduda “nizamiyeden girince mantık aranmaz” deniyor ya, Türkiye’de otoriteye karşı mini bir adım attın mı, insani filan olması önemsiz, emre mantık aranmıyor. Söz gelimi, “Emekçi eziliyor” gibi bir cümle yazan bir kâğıt parçası ile yakalanan bir kişi “yıkacaktım” dedirtilmek için işkence görüyor, devleti yıkmaya çalışmaktan yıllarca tutuklu kalabiliyor. Çünkü eziliyorsun dediğine göre isyana teşvik ve devlete, yani otoriteye karşı örgüt diye kuruyor kanun muhakemeyi ve infazı. İdam sehpaları kuruluyor, faili belli ölümlerde cinayetler işleniyor, gencecik insanlar toprağa gömülüyor, rahat öldürebilmek için köyler boşaltılıyor, tarumar ediliyor, ormanlar yakılıyor, börtü böcek, ağaç, bitki, orman hayvanları yakılıyor. Otoriteye karşı olan, hatta taraf olmayan her şey düşman sayılıyor. Bırakın insanı doğa, makineler cezalandırılıyor.

Doğrudur, ayrılık, dayatma acı veriyor.

Bu ülke emekçi halkı Cumhuriyet kurulduğundan beri başta Kürtler olmak üzere çok acı çekti ve hâlâ çekmeye devam ediyor.

Şimdi “kurucu irade” “yargı”landı ve müebbetlere varan cezalar verildi; önceden yapılanlar tekrarlanıyor, eski icraat adeta temize çekiliyor.

Kurucu idare “kendim ettim, kendim buldum” şarkısını söyleyedursun, ama temennisi idama giden Temel’in “bu bana ders olsun” gibi olmasın. Zira devam eden irade, kurucu iradenin yerine kendini ikame ediyor, yaşanan pratikler gösteriyor ki, TMK (Terörle Mücadele Kanunu) aynen duruyor; KCK tutukluluğu sebepsiz sürüyor; Roboski’nin hesabı halen verilmiyor; Gezi eylemcilerine vur emri ve sonuçları biliniyor; soruşturmalar açılmıyor; biçim değiştiren otoriter zihniyet aynen devam ediyor.

O sebep, içeri atanlar ve içerdekilere yüreklerinin yağı eriyenler basit bir intikamcıdan öte bir şey olamıyor.

Cezacı zihniyet ve daldan ormanı göremeyen siyasal miyopluk aynen sürüyor.

Ama ceza, insanlığın mutluğu için hiçbir zaman çözüm olmadı, hâlâ olmuyor. Cezacı çözümün çözüm olmadığı idam meselesinde çoğunlukla anlaşılmasına rağmen diğer suçlarda hâlâ anlaşılamıyor. Ceza, suçu, suç üretimini ortadan kaldırmıyor. Ceza değil, suçu üreten objektif ve sübjektif koşullar ve ıslah esas alınmadıkça, suçu önlemek mümkün görünmüyor. Ağır ceza sonuç değişmiyor. Ceza caydırmıyor, suçu ancak profesyonelleştiriyor.

Sermayenin egemen olduğu kapitalist sistemde bu sağlanamıyor. Mülk adalete temel olamıyor. Demokratik dönüşümler haksızlığın uçurumunu belki azaltıyor, ama adalet sağlanamıyor. Çünkü kapitalizmde canlılar daha başta adil doğamıyor.

Gencebay’ın dediği gibi, “Düzen bozuk ise,” Başbuğ mu yarattı, hükümet mi?

Evrenler, Başbuğlar, Kılıçdaroğlular, Bahçeliler değişmez ve tükenmez, sistemi değiştirmek, demokratik yeniden yapılanmak için bir halk örgütlenmesi gerekiyor. Hiçbiri bu egemen kültürle olmaz, önce kültürel değişim, bir kültür devrimi gerekiyor.

Bunlar uzun vadeli çözüm.

Ama dış politik kararların iflası, hakları verilmeyen Kürt halkı, bürokratik ayak sürümeye orantısız cezalar ve eski devleti tekrar eden hükümet icraatlarının ürettiği gerilimin kısa vadeli çözümü için cezanın değil bir ıslah algoritması gerekiyor.

Yıkılsın zindanlar!


[email protected]