• 3.11.2013 00:00
  • (3279)

 HDP ilk olağanüstü kongresini yaptı.

Nasıl anlatılsa, nereden başlansa; Kürtler, Kürtler(*)..

Evet, aynen öyle. HDP’yi anlatmak demek Kürtleri anlatmak demek. Kürtleri anlatmak Türk devletini, Osmanlı’yı anlatmak demek. Mezopotamya’yı, Fırat ve Dicle arasını, Ortadoğu’yu anlatmak da yetmez, petrolü, enerjiyi, ABD’yi, AB’yi anlatmak, küresel sermayeyi anlatmak demektir, HDP. Bu kadar çok etken içinden, Türkiye partisi çıkartmaya çalışmak Türkiye’yi Dicle ve Fırat arasına taşımaya çalışmak gibidir. HDP’den Türkiye partisi çıkar mı diye heyecan üretip oyalamanın, volantirizmin anlamı yok. Hem henüz etkenlerin kararı yok, hem de Türkiye’nin böyle bir partiye hazır koşulları yok.

Dünyada egemenler, politikasını güce, çıkara göre belirler. Türkiye’de de öyle. AK Parti devleti, pragmatik ve çıkarcıdır; güçler dengesine göre politika çizer. Öyleyse, önce doğru hedeflerle bir güç olunmalıdır. 

HDP’nin güç olmak için koşulları vardır, bir güç olabilir ama bu güçten Türkiye partisi çıkmaz.

Kategorik olarak bakıldığında Türkiye’nin demokratikleşmeye, Kürtlerin ulusal haklarının iadesine ihtiyacı var. Her iki hedef birbiriyle doğrudan ilintili de olsa aciliyetleri farklıdır. Belki de tortusu kalmış milliyetçiliğin bir tezahürü olarak ille de ortaklık üretmek adına ‘tavuktan mı, yumurtadan mı çıkar’ tartışmasının gereği yoktur. Mesela Kürtler için anadilde eğitim olmazsa olmaz, acil çözüm ve uğruna dişe diş demokratik bir siyasi mücadele gündemindeyken, sendikal bir hakkın alınması o kadar acil değildir. Alkışları, heyecanları, beklentileri, gördükleri rüyalar bile farklıdır. Örnekler çoğaltılabilir.

Doğaldır. Kim ne diyebilir! Tek ortak çığlıkları barıştır; ortada Mehmetler ve gerillaların ölümü dışında çığlık attıracak bir ortaklık yoktur. Kürtler için AK Parti’nin ilk Diyarbakır mitinginde bir Kürt gencinin mealen dediği, ‘fabrika filan değil, önce insan yerine koyulmak’ acildir. Gerçi o günden bugüne, epey yol alınmıştır, ama Türkiye’deki diğer halklar, hâlâ o duyguyu anlayabilir, empati yapabilir, bu sorun Türkiye partisiyle çözülür diyecek durumda değildir. Ayrıca yılların yetiştirilme tarzı milliyetçilik de büyük bir engeldir. 

O hâlde Türkiye’de acil ihtiyaç, başta Kürtler olmak üzere tüm ulusal, kültürel haklarının iadesi için çok yönlü bir mücadeledir. Bu mücadelenin politik örgütlenmesi kuşkusuz partidir. Ama tüm sivil örgütlenmeler de toplumu geleceğe hazırlamak için mücadele içinde olmalıdır. Mücadelenin ana ekseni halkların hak ve özgürlükleridir, örgütlenmenin de iskeleti halklardır. 

HDP, Türkiye’den Ortadoğu’ya uzanan, her halkın seksiyonu olan bir halklar partisi olup haksızlığa karşı dik durma merkezi olabilir. 

Parti, uluslaşmış, uluslaşmakta olanlar ve yitmekte olan bir kültürü, dili yaşatmaya çalışanlar dâhil olmak üzere tüm kültürlerin mücadelesini kapsamalıdır. Halklar bakımından zengin Türkiye’yi fakirliğe mahkûm eden tekçi devlette yapısal değişiklik sağlayana kadar bu ulusal ve kültürel hedef korunmalıdır. HDP, sosyalist, liberal, dindar, dinsiz veya demokrat ayrımı yapmayan bir ulusal haklar ve kültürler partisi olursa ve öyle hareket ederse bir ihtiyaca cevap verir. Gelene önkoşulsuz hoşgeldin denmesi gerektiği gibi, ki yapısal değişiklikten sonra kim nasıl bir rejim isterse, tamamen kendi bileceği iştir de diyebilmelidir. Alışılmışın aksine olunmalı, ille ortak görüş için çalışılmamalıdır. 

Tabii bunu sağlamak için eski demokratik merkeziyetçi örgütlenmeyi müzeye kaldırmak gerekir. Çünkü her halk, kültür, kişi, kendi istediği doğrultuda düşünmek ve davranmak hakkına sahiptir.

HDP, tüm halkların ama gerçek olan da kıvılcımın tutuşturduğu Kürtlerin partisi olacaktır; bu kaçınılmaz, doğal bir zorunluluktur. Bir Kürt zaten MHP ve CHP’de olmaz, güç, çıkar vs. gereği olabileceği AK Parti ve hatta YSGP (Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi) içinde olmanın dahi kayıp olacağını düşüneceği bir parti olmalıdır HDP.

Bu perspektiften bakıldığında HDP, daha önce başarısız olmuş örgütlenmeler, TBKP (Türkiye Birleşik Komünist Partisi), BSP (Sadun Aren, Birleşik Sosyalist Parti), YDH (Cem Boyner; Yeni Demokrasi Hareketi), ÖDP (Ufuk Uras, Özgürlük ve dayanışma Partisi) gibi olmamalıdır. Bu örgütlenmelerin programları mı, yönetenleri mi kötüydü! Hayır, programları da, yöneticileri de iyiydi; demokratik de sayılırdı. Bugünlere de katkısı oldu, ama bir ihtiyaca cevap veremedi. 


HDP içinde eski sol örgütlerin olması ne sağlar?

Olmalarında kuşkusuz hiçbir sakınca yok, örgütler duyarlılık sigortası gibi dururlar; üye sayısı az da olsa nitelikli çabaları, birikimleri, polemikleri olumlu bir katkı da üretebilir ama kitleselliği sağlamaz. İlacı olsa kendi keline sürerdi misali, kendi örgütünü kitselleştirememişlerken halklar örgütüne bir kitleselleştirme katkıları olmaz. Ama HDP halkların partisi olacaksa, örgütlere, örgütsel işlev düşmez. Dar kadro örgütlenme anlayışıyla kitlesellik birarada olamaz. Bu bağlamda örgütler, kişiler olarak kalabilir, faydalı da olur, ama işlevsiz bir yapının temsili olmaz; doğal yöneticilik ve delegelik kendiliğinden kalkar. Ayrıca sol örgütsel varlık, bugünü kuran, bedel ödeyen sosyalistler olsa bile ulusal kitleselliğe engel olur. 

Özetle, halkların partisi olması temenni, HDP’den çıksa çıksa, Türkiye’deki Kürtler partisi çıkar. 

Peki, Türkiye’de demokrasi ve sosyal kurtuluş çıkar mı?

Nasıl anlatılsa, nereden başlansa; Türkler, Türkler


(*) 
esin, ‘Bodrum Bodrum’ şarkısı.


[email protected]