• 12.11.2013 00:00
  • (2575)

 Başbakan bunu hep yapıyor. 

Aslında Başbakan mı yapıyor, günü veya durumu kurtarmanın oportünist çifte standartlarla donanımlı köhne hâkim bilinç mi pek belli olmuyor. 

Konu, Başbakan’ın kızlı erkekli kalınan evler hakkındaki kişisel anlayışını devletleştirmek istemesi. Tabii konu güne, duruma dokunduğu oranda tepki görüyor. Ortak nokta, alanı olmayan yerlere devlet müdahalesi hane dokunulmazlığını zedeler. 

Ama hayret, kimsenin, bu bir özel yaşama tecavüzdür dememesi, olgunlaşma mı, bir sabah ansızın ‘zırrr, tak taak’ filan olur da, ne olur ne olmaz kaygısı mı net anlaşılmıyor.

Tırsıldı mı yoksa! 

Moderniteye ne oldu böyle? Devletin eski varisleri ve eteğinden yapışmış “sol”culara altın tepside bir gündem, ama oy zamanından olsa gerek, sesler kısık çıkıyor. 

Ama ya siz, sağ modernite, size ne oldu, ne oldu size böyle, neden sessizsiniz? Yoksa, sözlerin kastı siz değilsiniz zannıyla mı sesinizi kestiniz? Ne oldu özgürlük şarkılarınıza? Yoksa, her koşulda devlet senfonisi için nakarat söyleyen birer vokalist kalmaya mı niyetlisiniz?

Yok hayır, sahiplerin kaynak sessizliğine karşın taraftar köşeler en bi cilalı muhafazakâr cümlelerle objektifliklerini kanıtlama fırsat reyonuna dönüşüyor: “Tamam, muhafazakâr bir hükümet, muhafazakâr olmak zorundadır; muhafazakârlığınızda kalın, olmazsa olmaz özgürlük alanlarına girmemede de muhafazakâr olun lütfen.” 

Ekmek mezara, bekleme, savunacak argümanlar gelene ya da bulana kadar.

Onlar bulana kadar, bugünler için yetişmiş ana kadro, yasak yardımcıları devreye giriyor. 

Sağlık Bakanlığı müşaviri demeci patlatıyor: “Üniversite çevresindeki jinekologların söylediğine göre, üniversite öğrencilerinin kürtaj başvurusunda patlama var.” 

Bunda ne var! Bilgi, sağlam, sakat diye oyalanmanın anlamı ve önemi yok! Hamile kalma yaşındaki bir kadının hamileliğinden ve kürtajından doğal daha ne var! Bırakın gencecik kadınların bacak arasını gözlemeyi! Devletin müşavirinin kadın bir öğrencinin cinselliğinin fonksiyonlarını takip etmesi kadar ahlaksız ne var! Bir de ahlak adına!

E, müşavir vazife çıkarır da, vali durur mu? “Koca” vali hukuksuz tekmil veriyor: “Devlet ahlakı korumakla görevlidir. Başbakanın üzerimize düşen sözü emirdir.”  

Seçimler yaklaşırken vekil de hukuki duramıyor. Ş. Tayyar geçmişinden süzülen tekmilin en şiddetlisini sunuyor: “Kız öğrencilerle erkek öğrenciler yalın bir şekilde aynı evde kalamazlar. Yasayla değil, farklı enstrümanlarla çözüm getiririz.” 

Enstrüman acaba ne şiddetli çözümler gizliyor! 

Geçmiş geleceğin aynasıdır, tartışmayı başlatan Başbakan’ın geçmişte, eylemcilere pompalı tüfekle karşı çıkan vatandaş için söylediği sözleri teminat saymak gerekiyor: “Eğer siz vatandaşın camlarını indirirseniz, hayatına kastederseniz, vatandaş da eğer elinde böyle bir tedbiri, imkânı varsa kendisini savunma yoluna gidecektir.” (4 Kasım 2008)

Başbakan ‘gücü gücü yetene’ diyor.

Artık vatandaş ahlak konusunda çıkaracağı vazifeyi bekliyor. Öğrenci mekânları, ahlakı iki bacak arasında kalmış bu anlayışın ahlakı için ne ahlaksızlıklar bekliyor! 
İnsanın içi acıyor.

Bu, AK Parti’nin devlet oldum tavrıdır. 

Bu eski bir devlet tavrıdır. 

Hıristiyan olduğu için öldürmeler, sarığını çıkarmıyor diye asmalar, favorisi, doğum yeri, kâğıt parçasına yazdığı iki satır şiir yüzünden yıllarca tutuklamalar, türban takmaktan eziyetler, istikballe oynamalar, Kürt diye dışkı yedirmeler, devletin hemen akla gelen cürümleridir.

Eskiden gerekçe devlet, misak-ı milli, Atatürk, Türklük idi, din ve ahlakı Diyanet eliyle devletin kontrolünde tutuyordu. Şimdi doğrudan tutulacak. İkisi de kanun namına! İkisi de hukuksuz. Elde tutma, nitelik korunuyor, fark nicelik. 

AK Parti kendi anlayışındaki gibi yaşamayan kadınları kanunen aşağılamak istiyor.

Ne emekçiler, ne dindar ne pozitif modernistler, ne de liberaller artık AK Parti’den demokrasi beklesin. Tüm devlet partileri gibi onun da marjinalleşmesi için tavır almak gerekiyor. 

Hani derler ya, “zararın neresinden dönersen” ve “bir musibet bin nasihatten iyidir” diye.

Öyle işte.
 


[email protected]