• 19.11.2013 00:00
  • (2800)

 Türkiye’de millet denince hemen akla, gariban, oy bile vermeyen çarşaflı kadınlarşapkalı,tıraşsızsakallı erkekler gelir de, ulus deyince, resmî törendevlet erkânı, protokolün az ötesinde, döpiyesli, en fazla eşarplı kadınlar ve takım elbiselikravatlı erkekler olan modern bir topluluk gelir hep nedense. 

Oysa milletle ulus aynı anlamlıdır. 

Peki, ulus nedir? 

Ulusun aritmetik bir tanımı yoktur. 

Devlete, bulunduğu coğrafyanın adının verildiği görülmektedir; mesela Amerika gibi bazı devlet adları, ulus anlamlı kullanılmaktadır, ancak ulusu tarif etmez. 

Genel kabul gören tanım: Dil, toprak, ortak ekonomi, tarihî geçmiş, kültür, ruhi şekillenme nitelikleri taşıyan topluluklara ulus/millet denir

Genel kabul denmesi, sayılan nitelikler konusundaki ayrılıklardır. Söz gelimi niteliklerinden toprağı, Alman düşünür Kautsky savunur, Avusturyalı düşünür Otto Bauer savunmaz. Yine kabullerden olan ortak ekonomik yaşamı, Kautsky küçümser, Bauer hiç kabul etmez. 


Vladimir İlyiç Ulyanov
Lenin’e göre ise, esas olan dil ve topraktır. 

Ayrıntılar tartışıladursun, varılan noktada dünya ulusal olana devlet olma hakkını (self determinationkendi kaderini tayin hakkı), çok adil uygulamalar olmasa da, 1. Dünya Paylaşım Savaşı’ndan sonra daha belirgin bir biçimde kabul eder, NATO ve Birleşmiş Milletler de korumaya alır. 

Sol, bu hakkı, uluslaşması sürenler için dahi savunur; yok olma riski taşıyan dil ve kültürleri yaşatmayı, geliştirmeyi zenginlik sayar. Çünkü ulusal ile sosyal arasındaki çelişki, emir kumanda veya iradeyle ulusallığı aşarak, yok sayarak değil, yaşanarak çözülür. Ama komünistlerin ayrı olanı geliştirme teşviki, ulusal değer ve özelliklerle fazla hemhalına neden olur ki, enternasyonal toplantılarda tek ulus tanımı evrensel duruşun önünü tıkar.

Oysa komünistlikle ulusallık zıttır, çelişir. 


Komünizm uluslararası değil, uluslar üstü, küresel bir düşüncedir
, devlete ve milliyete uzaktır. Zira komünizm, Komünist Manifesto’ya (1848) göre, üretim araçlarının özel mülkiyet düzeni kapitalizm ortadan kalktığında devlete gerek yoktur ve işleyiş, “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre”dir.

Köleci toplumdan beri verilen ekmek, eşitlik ve adalet mücadelesi, hedefleri itibariyle hâlâ insanlığın özlemi ve kapitalizmle paralel çıkan uluslaşmada da bu özlemler kullanılır. Genç ulus-devletin ulusal sınırları, yasakları, gümrük vergileri vardır; hükümete, iç pazara, ekonomiye de muktedirdir. AmaMarx’ın deyimiyle sermayenin kulağına gelen o ‘yetmez, daha fazla’, iç pazarın dışına yöneltir. Bu, kapitalizme, emperyalist aşaması ve bugünkü küreselleşme, gezegene de, ekonomi ve siyasal mücadele açısından yeni bir çehre getirir. Artık kapitalist de, emekçi de küreseldir. 

Ama bazı ‘komünist’ler küreselleşemez. 

Hatta ulusallığı aşmak adına 19. yüzyılın da gerisinde, ulusal hakları bir hak olarak savunmamaya dahi başlar. Anti egemen kılıfı altında kaba milliyetçi ve nihilist bir tutum alırlar. 

Gümrükte kalmış bu devletçilerin diğer bir yanlışı da, ulusun ilk çıkışında dillendirdiği eşitlik ve özgürlük gibi kavramların kendi sınıfı için, bugünkü tabirle Bolu’ya kadar olduğunu hesaba katmadan sınıfsız kaynaşmış bir toplum olma sanısını devam ettirmeleridir. Toplumu üretim ve mülkiyet ilişkileri şekillenmesinden soyut, sadece bir topluluk olarak görünce de bu yanlış görülemez. 

Bu yanlışın bariz bir yansıması, mesela Türkiye’de uzun yıllar sendikalar bile işçi sınıfına işçi kitlesi diye hitap eder. 

Sınıfları bilmeyen herkes, benzer yanlışa düşer. 

Bu, Kürtler şunu istemektedir, Türkler bunu istememektedir gibi cümlelerle sık sık işlenmektedir. 

Oysa dünyanın her yerinde uluslar homojen değildir, sınıf ve tabakalardan oluşur, egemen sermayedardan yoksul ameleye kadar herkes ulus içindedir

Bu konuda fark edilmesi gereken, halktır, tanımıdır. Halk, ulusun egemen sınıf dışında kalan kısmıdır. 

Bu bağlamda Kürt burjuvası ile Kürt işçisi Kürt ulusu içindedir, fakat Kürt burjuvası Kürt halkı içinde değildir.

Keza bu, tüm uluslar için geçerlidir. 

Bunu ulusun egemenine anlatmak kolay da, ulusal egemenlikçiye anlatmak zordur.


[email protected]