• 21.02.2014 00:00
  • (2476)

 Şubatın başında bir Filistin kitabı daha yayımlandı. Yazarı ünsüzdü, kitap raflardaki yerini sessizce aldı. 


Filistin Güncesi
, bir anı, yakın geçmişe ve tarihe düşülen küçük küçük notlar. 

Kitabın yazarı Filistin halkının haklı mücadelesine katılmak için gitmiş oralara; gittiği yerde gerilla eğitimi görmüş ve İsrail’in Lübnan işgaline (1982) karşı savaşmış, esir düşmüş, yaralanmış ve Türkiye’ye geri dönüp hapsini de yatmış. Suça delil sayılır diye yanında getiremediği günlüklerinin, ülkeler dolaşarak geldiği için eline ulaşması yıllar almış. Ve günlükleri kitaplaştırmaya karar vermiş. 

O arada vücudunda sinsi sinsi dolaşan kanser mikrobu da nüksetmiş.
Şimdi direnilecekler arasında kanser de var. 

82’de Filistin’e giden genç Mantıcı, sol bir örgütün disiplini içinde ama aranan biri değil. İstemese gitmeyebilir. Ama o, o günün koşullarındaki dünya görüşünün gereği ve hâlâ, haklı savaşa destekçi. Henüz yirmili yaşlarda. Enerji dolu. Zulmün duvarı, Nâzım’ın dizelerindeki gibi “vız gelir” denen çağda. O günlerde, ölüm, Che’nin “Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin; savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaksa ölüm hoş geldi, safa geldi” diyen direktifi. 

Anı değil, direnişin günlüğü diye tutulmuş günlük. O yaşta bilinmez, her direnişte dökülecek gözyaşı, yakılacak ağıt, sefalet, acı ve ölüm vardır ve bunlar bir gün anıdır. 

Her savaş günü bir trajedidir, çünkü mutluluklar bile acıya sarılıdır. Söz gelimi Beyrut savaşı günlerinde aç aç gizlenecek mevzi ararken bulunan bir kiraz bahçesinde açlığı yatıştırma, esir kampından tahliye olduktan sonra geldiği yere gidebilmek için adlarına dilenen Filistinli ihtiyarın topladığı parayı yol harçlığı yapma, savaş gününün buruk mutluluklarıdır. Savaşta ölüme koşuşlar, sıradan, doğal bir yaşam tarzı; yaşayanlar bir mani bile çıkaramaz, bırakın kahramanlığa marşı. O hariçten gazel atanların işi.
Ama yaşayıp da sisteme ve savaşa ağız dolusu saydırmıyorsanız, bilin ki, engelleyen yer, sistemin bir çarkı.


Hayırsa, sor hadi, neden bu hâle geldi Filistin!


Başta Müslüman dünya yüzleşmeli bu soruyla.

Yönetenlerin aralarında bitmek bilmez bir iktidar savaşı ve her biri küresel kapitalist sistemin bir arkından iktidarını, nüfuzunu ve kasasını doldurmakla meşgulken yüzleşmelerini beklemek zaman kaybı. 

Müslüman Kardeşler’den tut, krallardan darbe yapan ordulara kadar çoğu küresel sistemin birer parçası.

Komünist ve sol partiler halksız.

Soru yine kabardı, sahi neden kuruldu İsrail?

Neden Ortadoğu’da dünyaya bela kapkara bir karakol kurdu bu insanlık düşmanı küresel güçler?


Neden Menahem Begin ve Enver Sedat (1978) Camp David’i hâlâ geçerli?

Neden sınırları kurulduğundan beri belirsiz, İsrail devletinin keyfiyetinde? Neden bu savaş 60 küsur yıldır yürürlükte? Bu soruları cevaplayacak gücü, bilinci ve temizliği var mı ‘Müslüman’ devletlerin?
Kapitalizmle yüzleşmeyi aklından bile geçirmeyen bir hattın geçerli bir cevabı olabilir mi bu sorulara? 

Çözüm o kadar zor değil oysa. Başta, Arap statükosu, haklar ve özgürlük tanımlarına direndi belki, ama artık bugün o yok. İsrail’in de bir devlet olarak yaşaması, bir ulusal hak; elbette kabul edilmeli. Ama edilmesine rağmen Ortadoğu’nun göbeğinde elinde küresel teknolojinin tüm silahlarıyla doğa, can yok etmeye devam edebilen İsrail’e bu pervasız müsaade niye? Büyük tekellerin egemen olduğu ülkelerin savaş oyunuyla Ortadoğu’da bu yerinde sayış, dolayısıyla geri kalış planlaması değil midir İsrail devleti ve İsrail devletine tutum? Büyük devletlerin/ küresel şirketlerin alt örgütü gibi çalışan Birleşmiş Milletler Örgütü, Güvenlik Konseyi istese, çözemez miydi bugüne kadar? 


Bir İslamofobi koku sızmıyor mu analizcilerin ve özellikle Müslümanların burnuna?


Filistin Güncesi
 bir Hasan kitabı da, Hasan Cemal kitabı değil. Ama içinde “Berxwedan Jiyane” (Yaşamak Direnmektir) diyen Kürt Delila da, Arap Riad da, Hıristiyan George de var. Haklı savaş diye yola çıksa da, hep yoksul çocukların öldüğünü gözleriyle gördüğü için belki sonunda savaşa lanet ve direnme hakkının enternasyonalist azmi var.

İsterseniz, okumaları, haklara ve özgürlüklere aidiyetin penceresinden bakanlara siteme çevirebilirsiniz.

Öyleyse, siteminiz isyan, isyanınız barış olsun.


(*) 
Kürtçede enternasyonalist dayanışma demek.


[email protected]