• 7.04.2014 00:00
  • (2499)

 ABD Dışişleri Sözcüsü Marie Harf’e bir gazeteci sormuş: “Twitter’e ve yolsuzluklara Fethullah Gülen karşı çıktığı için mi karşı çıktınız?” 

ABD Sözcüsü, “‘Aynı şeye eşit iki şey birbirine eşittir’ bir Öklit geometri kuralıdır; bu, formel (biçimsel) bir mantıktır, diyalektiğe terstir; belki bilirsiniz, zira çok bilinen örnektir, gül ve menekşe birer çiçektir, ama gül menekşe değildir. Gençliğimde Paul Marlor Sweezy okudum, isterseniz bir de ekonomik boyutuyla izah edeyim” diyecek değil ya, sermaye sözcülüğüne yakışır ekonomik bir cevap vermiş: “Saçma.” 

Sonra eklemiş, “Erdoğan’ın yasakları, kendi gibi düşünmeyenlere baskıdır.

Gazetecinin umurunda mı, felsefe, hak, hukuk, muhakeme; devam etmiş soruya: “Gülen, İsrail-Türkiye ilişkilerine olumlu yaklaşımda, siz de aynı pozisyonda mısınız?” 

Ne desin? 

Sizi gidi sizi! Casus musunuz nesiniz, ABD’nin büyüklüğünden, dünyayı, Ortadoğu’yu ele geçirmesinden mi korkuyorsunuz?” dememiş, “Türkiye’yle de anlaşamadığımız hususlar var, cevap ararken Pensilvanya’daki beyefendiyi unutun” demiş.

Herhalde eleştiren Obama değil diye Başbakan eleştirileri muhatap almadı, “Kime ne; ister yasaklar, ister serbest bırakırım; Twitter, YouTube bana uysun, dünya biraraya gelse dinlemem!” mealinde posta attı. 

Ama o dinlemese de dünya, yasakları, kasetleri konuştu: 

Arnavutluk’ta Top Channel TV, Avustralya’da The Australian gazetesi yasaklardan söz etti.

Uluslararası Basın Enstitüsü, basın özgürlüğü bakımından “Derin hayal kırıklığı”; Avr. Parl. Başkanı Martin Schulz, “Bunlar, kesinlikle iyi reçeteler değil”, AB Genişleme KomiseriStefan Füle, Türkçe tweetle “Twitter yasağından endişe duyuyoruz. İletişim ve iletişim araçlarını seçme özgürlüğü temel bir AB değeridir”, Avr. Birliği Dışişleri Yüksek TemsilcisiCatherine Ashton’ın sözcüsü Maja Kocijancic, “ Komisyon seçimleri yakından takip ediyor, bir aday ülke olarak Türkiye artık üyelik müzakerelerinde ilerleme kaydetmeli ve gerekenleri yapmalı” dedi. 

CNNNBCTIMEBBC gibi birçok yayın kuruluşu yasakları dile getirdi. 
Hollanda NOS televizyonu ve Volkskrant gazetesi yasağın mahkeme kararı olmadan yapıldığını yazdı. 

Türkiye, bu yasak ve çeşitli iddialı kasetlerle ve bunlara karşı Başbakan’ın, kodum mu oturturum kostaklanmalarıyla seçime girdi.

Yasağın ve kasetlerin, köşe yazarı Engin Ardıç’ın arada bir cilaladığı bir eski deyişle mala davara zararı, yani işe gidip gelmeye, faturaları ödemeye bir faydası yoktu. 

Şimdi Erdoğan’ın ayağına dolanacak bu yasaklar kalktı. 

Ama sonuçlar bir kez daha gösterdi ki, taşıma su, demokrasi değirmenini döndürmeye yetmedi. 

Kazanan Erdoğan balkon konuşmasında partisiyle değil, ailesiyle görüntülendi; karısı, çocukları, damadı.

Mesaj, anlayana açıktı:

Parti benim. Aile iktidarıyım.

Buna kim, hangi kurum, neye dayanarak karşı çıkacaktı?

Çünkü, Türkiye’de muhalefet, devlet içiydi, sivil ve demokrat değil, üstelik geçmişleri buna benzerdi, zaman zaman daha beterdi.

CHP devletin Türk partisi; MHP devletin Türkçü partisi; AK Parti de devletin İslam soslu tüccar partisiydi.

Farkları neydi? 

AK Parti’den farklı ne vaat ediyorlardı?

Ekonomik refah mı, Kürt haklarını teslim eden barış mı; doğayı mı koruyacaklardı, mesela, 3. köprüye, 3. hava alanına, Kuzey Ormanları’nın talanına karşı sivil bir direniş mi ortaya koyacaklardı?

Doğayı tarumar etme projelerinin birbiriyle yarışması ve ihaleleri düzenleyenin ve alanların bir kısmının değişmesinden başka ne farkları vardı?

Geçmiş belediye meclislerinde ranta karşı duruş destanı mı yazmışlardı, kendileri neden temizdi ve kanıtı neydi? 

Kürt hakları, barışı engelleyen anayasa maddelerini kaldırmak deyince vandal çığlıklar atan, Türk’e durmak yaraşmaz marşlarıyla hâlâ halkları kışkırtan CHP mi, süt dökmüş kedi görünümüne karşın, ‘vur de vuram’ hazırolunda bekleyen kontrgerilla özlü, Türkçü MHP mi daha iyiydi? 

İyi, BDP, HDP, ÖDP, TKP, bağımsız ve devlet karşıtı, sivil tüm muhalif oylar toplamı yüzde 7’de kaldı. 

Şimdi bu yüzde 7 Türkiye’deki demokratların mı, demokrasinin mi oranıdır? 

Aynı şeye eşit iki şey birbirine eşit midir?” 

[email protected]