• 27.04.2014 00:00
  • (11802)

 1 Mayıs’ı oluşturan ilk adım, 1856’da Melbourne’da sekiz saatlik işgünü için işçilerin parlamentoya yürüyüşüyle atıldı. 30 yıl sonra gelebilen devam adımı, 1886’da Şikago’da 500 bin civarındaki işçinin katıldığı o görkemli eylem oldu ve sekiz saatlik işgününü kazanmak için zenci ve beyaz bütün işçiler omuz omuza yürüdü.

 

Ve o günden sonra işçiler bir sınıf olarak karar sahnesindeki yerini aldı.

 

Eylemler, 2. Sosyalist Enternasyonal’de (14-21 Temmuz 1889) değerlendirildi ve 1 Mayıs, dünyada “Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan edildi. 

 

Ama 1 Mayıs’ın kabulü her ülkede farklı oldu.Mesela Osmanlı’da 1 Mayıs ilk 1909’da Üsküp, 1911’de Selanik ve 1912’de İstanbul’da aydın hareketi olarak kutlandı. 

 

İlk kitlesel kutlama 1921’de İstanbul’da oldu. 1922’de İstanbul’a Ankara ve İzmir eklendi. 

 

1923’te, Cumhuriyet’in ilanından önce 1 Mayıs Amele Bayramı ilan edildi. 

 

1925’te çıkarılan Takrir-i Sükûn’la, yüzü Batı’ya dönük, ama işçiye, sola ve demokrasiye kapalı, “çağdaş” Cumhuriyet 1 Mayıs’ı yasakladı. 

 

Cumhuriyet devleti 1935’te ise, Batı’nın işçi bayramı demesine inat ve herhalde Türk’ün Türk’ü sömürüsü sömürü sayılmaz diyerek ücretsiz Bahar Bayramıilan etti. 

 

Kitlesel kutlama, TSİP’in Tepebaşı Gazinosu’nda düzenlediği 1975 yılına kadar olmadı. 

 

Taksim’de ilk kitlesel kutlama 1976’da. 1977’de Taksim’e yüzbinler geldi. Büyüme korkuttu. 77 1 Mayıs’ında ‘zahiri’ eller ölüm kustu. 34 ölü, yüzlerce yaralı. Katiller bulunmadı.

 

1978’de yine yüzbinler Taksim’deydi. 1 Mayıs 1979’da sokak yasaklandı. TİP Genel Başkanı Behice Boran, arkadaşları ve emek yanlıları, 1 Mayıs için sokağa çıktı, tutuklandı. Sonra uzun darbe yasakları... 

 

Milli Güvenlik Konseyi 81’de 1 Mayıs tatilini kaldırdı.

 

1 Mayıs 1987’de bir grup milletvekili, yasakçısı(!) devletin anıtına çelenk bıraktı. 

 

1989’da Taksim’e kutlama için gelen işçi M.A. Dalcı’yı polis öldürdü; ertesi yıl İTÜ öğrencisi G. Becerenpolis kurşunuyla felç oldu. Taksim yasaklandı.

 

1996’da Kadıköy’de onbinlerle kutlanan 1 Mayıs’ta D. OdabaşıY. Levent ve H. Albayrak öldürüldü; Kadıköy 2005’e kadar yasaklandı. 

 

2006’da 1 Mayıs yine Kadıköy’deydi. 

 

Nihayet 2007’de Taksim’de kutlandı, ama polis saldırdı ve onlarca yaralı ve gözaltı; 75 yaşındaki İ. Sevindik öldü. 

 

2008’de yine Taksim’e gelenlere saldırıldı. 

 

2009’da 1 Mayıs resmî tatil ilan edildi, ama hükümet Taksim’e yine izin vermedi.

 

2010 ve 2011’de onbinlerin katılımıyla ve 2012’de Taksim’de polis gözetiminde kutlandı. 2013’te inşaat gerekçesiyle Taksim yasaklandı ancak yine binler Taksim’e yürüdü, olaylarla kutlandı.

 

Ta baştan beri devletin demokratik hakkını kullanana, yasağı, gözaltısı, gazı, kurşunu ve ölümü vardı. 

 

Bu süreçte DİSK ve KESK, 2008 1 Mayıs kutlamasına engel olan hükümeti, “1 Mayıs kutlama haklarının şehrin özellik gösteren ve toplumun hafızasında yeri olan bölgelerinde miting yapma haklarının engellenmesi, miting için çağrıda bulundukları kitlelere saldırıda bulunması, sendikal hak ve görevlerinin engellenmesi, Toplu İfade ve Gösteri Haklarının ihlal edilmesi.. ” vb. gerekçelerle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargılamasını istedi. 

 

Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu’nun açıklamasına göre: “AİHM, yaptığı incelemede; toplantı ve gösteri yapma hakkının, gösterinin yapılacağı yeri belirlemeyi de kapsadığına; DİSK’in üyelerini anmak için Taksim Meydanı’nı istemesinin hak ve üyelerine karşı görevi olduğuna; bu gösterilerden günlük yaşam etkilense bile hükümetin, barışçıl hakkın gerçekleştirilmesine hoşgörülü olması gerektiğine ve hükümetin hakkın kullanımını engellemek için ileri sürdüğü gerekçelerin kanıtlanamadığına karar verdi. Hükümet bu karara itiraz etmedi, karar kesinleşti, dolayısıyla hükümet içeriği de kabul etmiş oldu. Böylelikle Taksim Meydanı, 1 Mayıs kutlamalarının adresi olarak tescillendi.” 

 

Bu ne halka karşı şiddet dolu bir devlet; çok basit bir ifade hürriyeti bile ölüm ve eziyet. 

 

İfade hürriyetini engellemek hukuken suç da, nerede işleyen hükümet ve Başbakan’ı evrensel ilkelere göre denetleyecek ve uygulatacak muhalefet? 
Başbakana göre, seçimlerde kim en çok oyu aldıysa, icraatın tüm sathı onun tapulu malıdır. Kim kime evinin oturma odası hangisi olsun diye karışır? O da, her konuda kendini uzman/ otorite sanan biri olarak ‘tapulu arazisi’nin bir şehrinde nerede ne yapılacağına karar verirse kime ne! 

 

Orası miting yeri, nutuk/ slogan atılacaak, atın! 

 

Orası alkol yeri, zıkkımlanılacaak, zıkkımlanın! 

 

Orası namaz yeri, kılınacaak, kılın!

 

Ne olacaksanız olun, onun dediği yerde, onun denetiminde olun; ‘hain’ olmayın!

 

Hele bir zamanı gelsin, MİT yasaları boşa mı çıkmakta, evinden sağ adımıyla çıkmayanlar bipleneceeek, bipleyin! 

 

Hukuk, huzur, barış vb. gerektiğinde cümle içinde kullanılacak sözcükler. 

 

Hukuku uygulatacak gücünüz yoksa, kusura bakmayın Başbakan bildiğini okur!

 

Bu başbakanla ilişki, bir bilek güreşi.

 

Ama 1 Mayısçılar, siz de sanki varlık içinde yoksulsunuz; DİSK, KESK, milyonlarca emekçiler içinde yüzde kaçsınız?

 

Hükümetin baskısı belli ama hiç kabahat yok mu sizde?

 

Emekçiler politikçe bölünse de emek ve örgütü bölünmez sarı kırmızı diye. 
 

Yüzde 25’lik devlet partilerinin (CHP, MHP) askeri, çantada oyu olarak ve devlet anıtına çelenk koyarak sivil muhalif olunmaz! 

 

Hadi artık doğru saflara.

 

Çiçeklerle, türkülerle Taksim’e.

 

Yasal hakkınızı kullanmaya, emeğin bayramını kutlamaya.

 

Halaylarla gelin, öfkeyle değil, gülücüklerle, esnafla kaynaşarak sivil sivil sarın Taksim’i.

 

Aksi hâlde, özgürce senede bir güne bile dayanamayan bezirgan kapitalizm giderek vahşileşmekte.

 

[email protected]