• 13.01.2018 00:00
  • (1710)

 HDP eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş, geçtiğimiz günlerde partiye aday olmayacağını açıkalyan bir mektup gönderdi:

“11 Şubat’ta gerçekleşecek olan Olağan Kongremizde, Parti Meclisimiz, Merkez Yürütme Kurulumuz ve diğer yönetim organlarımızda güçlendirme amacıyla değişikliklere gidilecektir. Yeni siyasal mücadele dönemini daha güçlü karşılamak, demokratik siyasete demokrasi kültürünü kazandırmak, koltuk ve makam için değil halk adına siyaset yapma bilincini geliştirmek ve yeni arkadaşlarla, yeni bir heyecanla yola devam etmek için bu kongrede Eş Genel Başkanlığa aday olmayacağımın şimdiden bilinmesini istiyorum.”

Sol cenahta adeta bir ağıt koptu.

Demirtaş'ın mektubuna HDP'den Ertuğrul Kürkçü, "Biz Demirtaş’tan memnunuz. Ama Demirtaş’tan devlet memnun değil ve Demirtaş’ı hapiste tuttukça bir eş başkanı cezaevinde olan bir parti olarak HDP günlük işlerini teknik olarak yürütmekte zorluk çekiyor. HDP’nin işlerini sürdürmesi daima cezaevi yönetimlerinin gözetimine sokulmuş oluyor. Arzusu partinin işlerinin görülmesi. Ona böyle demek düşerdi. " dedi, ama açıklama sol kamuoyunu kesmedi.

Kesmeyi bırak tartışmanın boyutu HDP'yi aştı.

Ortak kanı, Demirtaş, böyle bir mektup yazamaz, halkına ve halklara ekmek ve su gibi ihtiyaç, "umud ışığı" olduğu bir dönemde tekrar aday olup seçilmeli dedi.

Serzenişle başlayan istek polemik üretimine döndü.

Mesela bazıları, o mektup Demirtaş'a yazdırıldı dedi.

Kim?

Parti üst yönetimi.

Üst kim?

Belirsiz.

Masanın altına atılan yüksek politikalar tarih oldu.

Mektubu istemeden yazdıysa, tartışmaya değmez, zira böyle biri aday olmasa da olur.

İsteyerek yazdıysa, sorun zaten yok, iradeye saygı lazım.

Tepkinin duygusalı yanında iç ve dış çeperli üst politik olanları da oldu.

Mesela Selocan barışçıdır, PKK'ye karşı politik tavır alır, değişmesin diyen devlet içi "sol" görüş de var; Selocan özgürlük hareketinin evladıdır, değişmesin diyen devlet dışı da.

Siyasal nedenlerle, "Demirtaş’ın gerekçeleri siyasi ya da hukuki değildir bütünüyle örgütsel, hatta örgütsel yapıya ilişkin bile değil, örgütün organlarına gelecek personel sorunlarıyla ve moralle ilgilidir" diyen tecrübeli görüş de var.

Ne ararsan var.

Herkesin saiki kendine de, HDP ne dedi?

Sadece hasımlarına iyi mücadele etti diye rehin seçilen Selocan'a hakettiği sevgi seli koşullarında verilen bu metalik cevap yeterli mi?

HDP'den ilkeli ve üzerinde çalışılmış teorik bir cevap gelmedi; üzerinde düşünülmüş, olasılıklara değinilmiş Selocan mektubu niteliğine yakın değildi.

Yasal partiler olabildiği kadar yasal olmalıdır, olabildiği kadar yasal bir parti olan HDP'nin devletten saklı neyi görüldü ki cezaevi gözetimine sokulmayacak bir şeyi olsun!

Kanuni, rutin işler değildir içerdeki birinin aday olup olmamasını belirleyen bir gerekçe olamazdı.

Ama ne ki Selocan da örgüt de yerinde.

Doğru çözüm yerli yerinde.

Selo, Türkiye'nin doğaçlama muhalifi, en derin, en kapsamlı teori bile Selocan dilinde halk ağzı, çünkü o halkın sorunlarının doğal siyasi mühendisi.

Selo bir can.

HDP canlardan oluşan bir organ.

Gözden geçirilmesi gereken aradaki ilişki.

Türkiye'de toplum örgütsüzdür.

Türkiye halkları ata, Müslüman ve devlet kültürlüdür.

Egemen sol, iktidar/egemenlik; teorik donanım olarak muhafazakar kültürlüdür.

Bu zaaflı kültürel ortamda ortaya çıkan HDP kendinde olan dahil bileşenlerindeki tüm zaafları ayrı ayrı taşımaktadır.

HDP bu zaaflı birleşimine rağmen yönetimde doğrudan katılımı, gerici siyasal partiler yasasına rağmen kadın kotasını, eşbaşkanlığı uygulayıp cazibe haline getirebilen bir partidir.

Doğrudan katılım, yerinden yönetimlerle hayata geçer.

Doğrudan katılımın şartı olarak görüş alınır ama içeri içeriyi, dışarı dışarıyı yönetir.

İçeri düşen fiilen dışardaki görevlerinden düşer.

İçerdeki insanın açlık grevine, ne kadar süreceğine içerdeki karar verir.

Devlet, örgüt, hiç kimse diğeri adına karar veremez.

Ayrıca, Selocan'ın en çok iki kez seçilme süresi dolmuştur.

Bu seçilme sınırının gerekçesi vardır, Selocan rehin diye o gerekçeler değişmemiştir.

HDP kahramanlar, liderler emriyle değil kollektif karar alan bir parti iddiasındadır.

Doğrudan katılımı eski muhafazakar sol bilmez ve bu anlayışın pratiği tarihinde görülmez, ama eski egemenlik mücadelesinin her evresinde lider kültünün destansı anlatıları/örnekleri vardır.

Sosyal kurtuluş ayrı bir kategoridir.

Uzun sözün kısası, seçilme süresini dolduran Selocan'ın kendi iradesiyle verdiği karara saygı duyulur, tavsiye olur, ama oylamaya sunulamaz.

İyi ki böyle bir karar almıştır.

Ya tekrar adayım dese, ne yapılırdı, nasıl anlatılırdı?

Ama en vahimi, Selocan devam etmelidir tartışmalarının Figen Yüksekdağ'ı inciteceği hiç düşünülmüş müdür?

Ona neden devam denmemiştir?

Altında Kürt Türk ayrımı, sırtını PYD'ye dayama konuşmasının payı mı vardır?

Tam bu noktada Hasip Kaplan'ın "Türk göz dikmesin" sözü kulakları çınlatmaktadır.

Sol bu tartışmayı daha fazla eline yüzüne bulaştırmadan geri çekmelidir.

Bütün rehineler, kongrede seçili kariyerleri paralelinde vicdanın yöneticileri olarak seçilmelidir.