• 2.02.2018 00:00
  • (1781)

 Halkın Oya ablası 'Doğma Çocuk' adlı yazısında, Cumhurbaşkanı'nın siyasi sahneye çağırdığı subay elbiseli kız çocuğuna şöyle sesleniyor: 

"'Şehit olursa inşallah, bayrağı da inşallah örteceğiz üzerine' diyecek. Sen korkudan ya da heyecandan ağlamaya başlayacaksın.

İnşallah demek temennidir, şehitlik de ölüm. Belki sen anlamına varamayacaksın ama oradaki büyükler, bu sahne karşısında benim gibi dehşete düşmek, donup kalmak yerine tempo tutup alkışlayacaklar. Bu ortama doğma çocuk!"

Okurken insanın gözleri doluyor, tüyleri diken diken oluyor.

Bu bir feryat ve bu ülkedeki politik ortamı özetliyor.

Ta 15'leri Karadeniz'de boğduran, İstiklal Mahkemelerinde Müslümanları, Dersim'de Alevileri, Yassıada'da Menderesleri, Deniz, Hüseyin, Sinan, üç fidanı, 12 Eylül mahkemelerinde gencecik insanları idam sehpasında öldüren devlet bunu hep yapıyor.

Devlet karar alıyor, devlet organları uyguluyor.

Hele Cumhurbaşkanı Erdoğan, apoletten başkan değil, pratiğiyle de baş, kendi rolünü kendisi oynuyor.

Subay elbisesi giymiş çocuktaki gibi, bir mesaj verilecekse, birine havale etmiyor, elini savunduğu taşın altına koyuyor, kendi veriyor.

Neden yadırganıyor, ne var bunda, burada devlet bunları yapıyor. 

Bu devlet de, çorak muhalefet de insana şaşkınlık vermiyor!

Sahnedeki ölüm kutsaması, acı haberlerin devam edeceğini söylüyor.

Peki bu noktaya nasıl geliniyor?

Öyle anlaşılıyor ki, devlet Suriye ile ilk krizi müteakip Ortadoğu'daki savaşa katılma kararı alıyor ve o doğrultuda davranıyor.

Savaşa katılımı özendiriyor, çapsız muhalafet susuyor. 

Asker sayısı çok da devlet ölümü göze alan insanı çoğaltmak istiyor ve bunun için 2012'de ölümü özendirme yasalarını ayrıntılandırıyor.

İşte o yasaların, Sivil Şehitlik Yasası ile ilgili düzenlemelerin yapıldığı günlerde Başbakan grup toplantısında şunları söylüyor:

"Ufku olan, vizyonu olan, bu ülkenin tarihini az çok okuyan herkes, bizim yurtdışındaki askeri varlığımızdan gurur duyar. Büyük iddialarınız olursa büyük ülke olursunuz. Ama bunlar maalesef, butik devlet olmaktan öte geçemediler."

Kostaklana kostaklana savaşın yollarını döşüyor.

Muhalefet kem küm bile edemiyor, "barışçı" CHP, şehitlikle ilgili yasayı Ak Parti'den önce getirdiğini söyleyerek ölümü teşvikte hükümetle yarışıyor. 

Ve savaşta eli daha güçlü olsun diye önce Kürdleri kazanmaya çalışıyor, olmayınca ezmeye sindirmeye girişiyor.

Her zamanki olağan demokratik protesto hakları şiddetle engelleniyor, Kürdlere şiddet olağanlaştırılıyor.

Hendek, terör bahane; ana "muhalefet" destekliyor, denetlemiyor nasılsa, kanıta gerek bile duyulmuyor.  

Bütün bunlar demokratik muhalafetin şiddetin her türüne amasız bir biçimde karşı çıkmasına rağmen yapılıyor.

Olmuyor, sayın devlet ve muhalefet; olmuyor!

Bu çapsızlığınızla ülkede demokrasi bir arpa boyu yol alamıyor, yaşamda huzur ve güven kalmıyor.

Devlet kararını devlet partileri uyguluyor. 

HDP mücadelede yalnız kalıyor.

CHP ile çitişen solun "suni denge"yi artık bozması gerekiyor.

CHP'ye burjuva demokrasisi, Ak Parti'ye anti statüko diye oy verenler neden hala susuyor?

Hele Müslümanların inançları gereği gidişata acilen dur demesi gerekiyor.

Çünkü hiçbir din, devletin öl ve öldür emrini, dinin siyasete alet edilmesini onaylamıyor.

Ama devlet savaş kararı aldığı anlaşılan yıldan beri dinen ölümü kutsuyor.

Daha geçen 2016'da Diyanet'in çocuklara yönelik süreli yayınlarından Çocuk Dergisi'nin Nisan sayısında 'şehitlik' kavramı yüceltiliyor, "Şehit olan cennette o kadar mutlu olur ki on defa şehit olmak ister", "Keşke ben de şehit olabilsem" gibi ifadelerle ölümü özendiriyor. 

O günlerde Profesör Dr Serdar Değirmencioğlu şöyle eleştiriyor:

"'Şehitler acı çekmez', 'Günahları bağışlanır' deniyor. Yani acısız bir ölüm ve cennet vaadi. Çocukları ölüme teşvik ederken peygamber sözleri diyorlar ki, kimse şehitliğe özendirme siyasetini sorgulayamasın. Bu, dini siyasete araç etmenin korkunç bir örneği."

Halkın Oya ablası, 'Doğma çocuk, ortam kötü" diyor.

Çocuklar doğmasa da doğa doğuruyor; doğanın canları da ölüyor. 

Başka yolu yok, barış içinde onurlu yaşam için sevgiyle büyüyecek çocukların doğması gerekiyor.