• 24.03.2018 00:00
  • (1800)

 Türkiye'de yoksul halk daha birkaç gün öncesine kadar tüm yürekleri dağlayan kitlesel ölüm haberi beklentisindeydi.

Çoğunluğu Kürtlerden oluşan Efrin halkları çok sorumlu bir karar aldı, dünya yaptığından utansın, karşı savaşa gerek yok, dedi de savaşan güçler çekildi.

Bu karar, Efrin'e yığılan tüm silahları hiç etti, ölüm beklentilerini yaşam sevincine çevirdi.

Yaşama, doğaya saygı zaten yok da, sınırlar içinde bile güvenlikle yaşatmayan sermaye dünyasına Efrin'deki birkaç yüz bin yürek, kocaman barış ve yaşam hakkı dersi verdi.

Hiç utanan olmadı. 

Ne Nato utandı ne AK (Avrupa Konseyi) ne de BM!

Utansalar zaten böyle ölümle burun buruna gelme durumu yaşanmazdı.

İnsanlığın kitabında düşene vurulmazdı.

Ama "40 yıllık Kani, olur mu Yani?"

Efrin halkından özür dilemek, biz ettik sen etme demek yerine mallar yağma edildi, kutsalları yıkıldı.

Yağma bu, adı üstünde, fethin 'mubah'ı sayan karakter iyot gibi açığa çıktı, otomobilden salça konservesine, bulunan her şey yağmalandı.

Daha da ağırı, değerler, kutsallar ayaklar altına alındı.

Demirci Kawa heykeli önce kurşunlandı sonra yere yıkıldı.

İslam peygamberi ibadethaneleri yerine konulan putları yıktırdığında şöyle demiş: "Hak geldi, bâtıl zâil oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir." (İsra, 17/81)

Bu kurşun ve yıkım hele şu yüzyılda tamamen ilkellik ve batıldı.

Kawa heykelinin yeri ve etrafı ibadethane değil, üstelik o heykeli dikenler de Müslümandı.

Yani put değildi yıktıkları, ama put olsa kime ne, o da bir inanç ve haktı, yapılan düpedüz yağmacı ve yıkıcı ruh, inanca saygısızlıktı.

Yıktıkları, efsaneye göre çocuk beyni yiyen zalim kral Dehak'ı yenen Demirci Kawa'nın heykeliydi.

O halkın gönlünde efsane bir kurtarıcıydı ve onun heykelini yıkmak Dehakçı, zalim Dehak'ın askeri olmaktan farksızdı.

Ama uzman yazarlar bunların üzerinde pek durmadı, onların ufku sermayenin/devletin çıkar olasılıkları kadardı.

Kimi devlet uzmanları geri çekilmeyi, gerçekçi ve doğru bulsa da siyasal ve diplomatik bir yenilgi ve zafer dedi.

Neyin zaferi, neyin savaşı? 

Savaşın kazananı, işgalin haklısı olur mu ki zaferi olsun! 

Şimdi bu uzmanlar olan ve olacak üzerine ilkesiz senaryolar yazıyor. 

Mesela Rusya demiş ki Kürdlere, "Esad'a ver yetkiyi, vermezsen hava sahasını açarım, korumaya almam bölgeyi!"

Yani Rusya'nın inayeti ve icazetiyle girilmiş Efrin'e.

Demiş ya da dememiş önemi yok ki, bölgede yaşayan canlıların yaşam hakkı devletlerin nüfuzu, inayeti ve icazetine kaldıysa, ilkelerin, temel hakların vah haline! 

Devlet olmanın "şan"ı bu, sürpriz bir durum görünmüyor.

Çünkü her devlet, işgaline ve ihlaline bir bahane üretiyor.

Mesela gelme amacı enerji paylaşım ve nüfuz hegemonyası olan ABD bahanesini DAEŞ'i yoketmekle, Türkiye "terör"ü bitirmekle sürdürüyor. 

Bahaneyi yiyen yiyor.

Efrin artık Suriye devletinin değil, fiilen Türkiye'nin.

Bu şu anda devlet kararı,Türkiye Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, bölgeyi Suriye'ye teslim etmeyeceğini söylüyor.

Efrin bundan sonra bölgedeki paylaşım denkleminde kullanılacak bir mevzi. 

Bundan sonra bu mevzinin altı dolacak, koz olacak, bunun için Efrin halkı "gönüllü" hale getirilmeye çalışılacak.

Binlerce nüfusa rağmen tek bir canlı yokmuşcasına harabe görüntülü Efrin, yazılan senaryolarla işgali dört gözle bekleyen mutlu bir halka dönüştürülecek. 

Artık Efrin'e bir halk mı, tarihi bir geçmiş mi atanır zamanla öğrenilecek ama Gaziantep şehrinde toplanan Afrin Kurtuluş Kongresi (AKK) bilgileri geldi bile.

AKK, YİM (yerel idare meclisleri)'ni kuracak SUKO (muhaliflerin kurduğu Suriye ulusal koalisyonu)'ya bağlı olarak çalışacak.

Türkiye kurulumda baş rol oynayacak, devlet içinde devlet kuracak. 

"Yaşamak mı, hayat mı bu, devletsiz yaşam şansı yok mu?"

Kürdler Kürdler!