• 27.03.2018 00:00
  • (1519)

 Amnesty 1961'de dünyada insan hakları ihlallerine karşı mücadele üzerine kurulmuş bir gezegen örgütü. 

Dünyadaki ihlallerle ilgili verdiği bilgiler güvenilir, eylemleri etkili ve sonuç alıcı. 

Peki bu denli başarının kaynağı ne? 

Dünyada 150'den fazla ülke ve bölgede örgütlü ve milyonlarca üyeye sahip oluşu değil.  

Gücün kaynağı, ihlale uğrayan hakların insanın daha doğarken sahip olunan temel haklar oluşu. 

Amnesty dünyanın hızır servisi ya da ambulansı gibi "Urgent Action" yazdığı an yavrusunu kurtaran ana anaçlığıyla hakları ihlal edilen insanların haklarını teslim ettirene kadar, hiçbir yılgınlık göstermeden mağrur mağdurun yanında.

Amnesty'nin bir diğer niteliği de devlet/hükümet dışı duruşu.

Dünya demokrasi literatüründe devlet dışı olmayana sivil örgüt denmiyor.

İnsan hakları mücadelesi köleci toplumdan bu yana, hep ihlal eden devlete karşı bir duruş olarak ortaya çıkıyor. 

Tarihin eski sayfalarında halk köle, mal gibi alınıp satılıyor; kölelikten kurtuluyor, ama yurttaş hakları yok, çünkü sadece asiller, yurttaş haklarına sahip; hele zenciler, yurttaş hakları bir yana bir beyazla aynı lokantada bile yemek yiyemiyor.

Köleci toplumun günümüzde de dik duruş timsali, gladyatör ve köle Spartaküs'ü tarih, insanlığın başkaldırı hakkı kahramanı olarak yazıyor. 

Arap kabilelerinde İslamiyet ilan edilmeden önce hiç hak hukuk yok, kız çocukları diri diri mezara gömülüyor da gık çıkmıyor.

Engizisyon dönemi, Roma, 1630'lu yıllar tam bir utançla geçiyor!

O dönemin hapis, sürgün, yargısız infaz, kızgın kerpeten, çivili sandalye, mengene, ölüm askısı ve koyu din ve vicdanı yitik sorgular, Katolik egemenliği için Hıristiyan dünyanın çektiği çileler, maalesef  zaman zaman günümüzde de  yaşanılan, devletlerin muhalif susturma utançları olarak tarihin sayfalarında duruyor.

Engizisyon ardıllarının özrü kazığa bağlanarak yakılan Giordano Bruno'yu geri, Galileo Gallilei'nin korkutulması bilim adamlığına halel getirmiyor, ama insanlık olanları da, mücadele eden Calvin ve Lutheri de hafızasında tutuyor. 

Uzun çalkalanma ve mücadelelerden sonra İngiliz halkının kişisel haklarının ilk yazılı siyasal belgesi 1215'de Magna Charta (Büyük Şart) Kral John'la soylu İngilizler arasında imzalanıyor, meşrutiyete geçiliyor.

Haklar, Amerika'da 4 temmuz 1776'da Hürriyet, 1789'da Fransa'da İnsan Hakları Beyannamesi ile belgeleniyor.

1. emperyalist paylaşım savaşıyla insanın ve doğanın canını yakan egemen devlet güçleri, gelişen tepkiler karşısında "Atlantik Beyannamesi'ni yayınlıyor.

1945 yılında devletler kasa doldurma savaşlarını diyalogla çözmek için Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nı kuruyor ve 10 aralık 1948'de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilan ediyor. 

1 Ağustos 1975'de 33 Avrupa devleti, ABD ve Kanada Helsinki Nihai Senedi'ni imzalıyor, 22 haziran 1993 Kopenhag Zirvesi'nde de, Avrupa Konseyi, üyeliği için demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı ve korunması vb kriterler koyuyor.

Ama maalesef burjuva demokratik haklar beyannamelerde caf caflı cümleler olarak kalıyor, çünkü devletler kendi koyduğu kurallara tam uymuyor.

İnsanlığın arayışı durmuyor, ama halk örgütsüz ve bilinçsiz olduğundan egemen güçleri denetim  başarılı olamıyor.

Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) /Amnesty, dünya halklarının devlet dışı demokratik bir denetim örgütü olarak ortaya çıkıyor.

Amnesty kurucusu Benenson'un ilhamı, yapılanın tam yürek işi olduğunu gösteriyor.

Avukat Benenson özgürlük şerefine kadeh kaldıran iki üniversite öğrencisinin 7 yıl hapis cezasını duyduğu zaman bir şey yapmalı diyor.

Hemen konuyu yazıyor, "Apeal for amnesty" (politik tutukluları bırakın) çağrısı yapıyor, halkı mektup ve kart göndermeye davet ediyor.

Böylece "Apeal for amnesty", Amnesty İnternational'in kuruluş ön fikri oluyor.

Amnesty, 1961'de Londra'da, Quaker, barışçı İngiliz Peter Benenson ve Eric Baker tarafından kuruluyor. 

24/25 Mart 2018'de toplanan Amnesty Türkiye Şubesi Kongresi yapıldı, tebrikler, ama  kongre, beklenen mücadele düzeyinin altında kaldı.