• 3.02.2018 00:00
  • (1756)

 Sosyal medya halkın duvar gazetesi, her hesap sahibi doğal yayın yönetmeni. 

Halk varsa devlet durur mu, hemen sosyal medyaya el attı, sanal gerçek yanına, devlet uşağını da ekledi, doğal seleksiyon kısıtlandı. 

Esasında atan nabız devlete de yararlıydı ama yüzlerce yıldır otoriter kültürlü yönetim, serbestlik demokrasiye yol açar kaygısıyla yasaklar getirdi.

Şimdi cahil diplomalıların tek kulağı yasakların üstünde, yazmayı bırak yazılanlara beğeni koyamıyor.  

Ama korkmayan, dik duran, hukuki yaşamı tarz edinenler, sosyal medyada özgürlüğe birer mesale oluyor. 

Yüksek tirajlı gazete ve bol bütçeli TV'lerin yorumcularından daha ufku geniş, ünsüz halk bilgeleri, "sosyal medyada kişiye ait yere devlet karışamaz" diyen mahkeme kararlarını okuyor, en önemlisi suçun ne olduğunu, suç işlemediğini biliyor.

İşte o paylaşımlardan birinde, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın tiyatro gösterisine kadınları almama tutumuna kimi sol yaklaşımı ünsüz bir bilge şöyle yorumluyor:

Siyasetin "Cumhuriyet devrimlerinin gerisine düşmek istemiyoruz, hedefimiz; sınıf mücadelesidir" görüşünde olan herkesi, "Türkçü la bunlar" diye yaftalayıp dibine kadar Kürtçülük yapması ve bunu sosyalizm sanması, yaptığıyla solu sol olmaktan çıkaran eskinin sosyalisti, şimdinin liberallerinin hataları anlaması için illa 'efendiler yarın İslam cumhuriyetini kuruyoruz!' denmesi mi gerekiyor?"

Gerçi bu tespit, essah devletçi "komünist"lerden sık sık duyuluyor ve belki onlardan alıntı yapıyor, ama burada anlamak için soruyor; cevap geliyor: 

"Hatayı Meclis Başkanı Kahraman yapmakta, içselleşmiş "terbiye" gereği halk birbirini suçlamakta. Bir liberal bile bu yaklaşıma onay vermez. Ama Yenikapı'ya, tezkereye/işgale/dokunulmazlığa onay veren 6 okçular buna ne der bilinmez. Sol, Cumhuriyetin devrimini, gaspları, kullanacak donanımda olmayan halk için bir kenar süsü kalan hakları da bilir. Kenar süsü diye karşı çıkmaz tabi ki. Ama bu ve gaspedilen hakları hayata sokacak, hızlandıracak öznelerin kıyıma uğradığını da bilir sol. Ve tabi kıyımın devam ettiğini de, kendi olunmazsa devam edeceğini de. Geçmiş kötüydü, şimdiki daha da kötü. Zaman özne olma zamanı."

Cevaba cevap gecikmiyor ama sanki tasvir ve duygu katkısı, devletten, polemikten azade ve iknaya dair olduğuna bir belge sunuyor: 

"Güneşli bir sabahtan selam. 

Yazılanlar sitemdir, en fazla bir isyandır belki. 

'Geçmiş kötüydü, şimdiki daha da kötü.' biçimindeki uzlaşı önerisi tam da sitemin, isyanın nedenini açıklıyor. 

Çünkü, tüm paragrafta özenle seçilmiş tek cümle olan "Cumhuriyet devrimlerinin gerisine düşmek istemiyoruz..." ifadesinden ne geçmiş övgüsü, ne de "6 ok acaba ne der" kaygısı taşıyor, aksine 'gelin geçmişin kötü olduğunda anlaşalım' diye çağırıyor.

Türkiye solunun sınıf mücadelesi diye yola çıkıp Kürt ve Türk işçiler ayrımına kadar gelmesinin, Kahraman'ın ve türevlerinin zihniyeti ile gerektiğinde işbirlikçi tavır takınmasının özünde yatan şey'in özeti; özenle seçtiğim o tek cümledir."

Öncelikle bu açıklama ve beklentiyi doğru anlayarak cevaplamak gerekiyor. 

Sol, geçmişte ve kimileri hala, açık söyleyemediği veya kifayetsiz kaldığı konularda yetiştirilme tarzı gereği yenemediği milliyetçiliğine teorik kılıf geçirmeye çalıştı, teoriye uymadığını görünce de çözümü sınıf mücadelesini kazandıktan sonraya bıraktı.

Dünyada enternasyonalist olan Türk "sol"u, Türkiye'de, sınıfın asla şart konulamaz dediği hakkı, Kürd hakkını devrimden sonraya şartladı. 

Devrim sanki bir cennet vaadiydi.

Sol zaten Müslüman kültürlüydü, o yüzden ertelemeye çarçabuk adapte oldu. 

Oysa temel haklar yaşanmadan evrensele varılamazdı, ifade, yaşam, kimlik, inanç, kadın hakları vb ertelenemez haklardı. 

Sınıf mücadelesinin dediğine göre, ertelemek, şövenistlik olur da Kürdlerin anadiliyle eğitimi, kültürünü yaşamasını istemesi ve bunu öne alması Kürdçülük olmazdı. 

Tepkiler gösteriyor ki, liberallerin bile gerisine düşen eski "sol", ertelenemez hakları, sınıfın ve halkların karşısında, devletle paralel olduğunu bilmeden, iyi niyetle birer "suç"a dönüştürmeye de başladı.

Darılmayın lütfen ama "Türkçü değil ha", şövenistlik bunun adı.