• 8.02.2018 00:00
  • (1871)

 Cumhuriyet gazetesi başlık atmış, "Hiçbir ölü bu kadar canlı olmadı!"

Marx için atıyor bu başlığı.

Oysa Deniz Gezmiş'tir bu başlığın karşılığı.

İnsanlık, insanın insanı, doğayı sömürdüğü sınıflı toplumdan kurtulmak için mücadeleye başladığından beri vardı Deniz.

Roma'da Spartaküs'ten CHE'ye, Simavna Kadısıoğlu (Şeyh Bedrettin)'dan İbrahim Kaypakkaya'ya adı bilinmedik nice Deniz vardı bu halkın bağrında.

Deniz Hızır gibi bir vicdandır.

Hangi Deniz'i ansan diğeri eksik kalır.

1915'de sürülen on binlerce Ermeninin her biri birer Deniz'di.

Çünkü tıpkı Deniz'in asılma nedeni gibi egemenliği pekiştirmek için sürgünle ölüme gönderildi.

Karadeniz'de boğulan TKP kurucusu 15 Komünist benimsemedikleri bir rejimin yıkılışı, yeninin kuruluşuna yardım için gelirken denizde boğduruldu.

15'ler egemenliği paylaşmamak için öldürüldü, onlar da birer Deniz'di.  

81 yıl önce 4 mayıs 1938'de Dersim'deki dağ, taş, nehir ve derelerde on binlerce canın oluk oluk akan kanı Deniz'in kanıydı.

Dersimli Aleviler de egemenlik Sünnilikle pekişsin diye öldürüldü.

29 aralık 2011'de Roboski'de bombalanan Kürd köylüler, katırları ve Kürdistan illerindeki operasyonlarda öldürülen masum canlar da birer Deniz'di, neden hep egemenlikti.

İsyan bahaneydi.

Komünistler eşitik ve adalet dedi, yıllarca ya sürgün hayatı yaşadı ya da idam, müebbet hapis cezası yedi.

30 Mart 1972'de Kızıldere'de öldürülen Onlar, Deniz'in ta kalbiydi.

Onlar, Deniz'i kurtarmak için 3 Nato görevlisini rehin almıştı; konu candı, devlet o kadar zalimdi ki, 3 gencecik canı kurtarma amacı için bile uzlaşmadı, çağrıya cevap vermek için çatıya çıkan Mahir can hemen vuruldu.

Minicik baraka roket atarla yaylım ateşine tutuldu, zeki, üretken, geleceğe olumlu katkısı olacak pırıl pırıl gençlere, Mahir Çayan, 9 arkadaşı ve 3 görevliye mezar oldu.

Kil kızılı Kızıldere'nin suyu kanla daha da kızıllaştı. 

Devletti, uzlaşmazdı.

Yaşama hakkı çiğnenmez, sahibine teslim edilirse, hak hukuk istemi, uzlaşma meşrulaşır, gençlikle barışır, barış yaygınlaşır ve adalet diye devam eder giderdi.

Devlet düşmansız ne ederdi!

Devlet yeter demedi, şiddeti devam etti.

Denizler (Deniz Hüseyin Yusuf) 6 Mayıs 1972'de devlet tarafından asılarak öldürüldü.

O zamanlarda da bugünkü cumhur ve millet ittifakına benzer devlet ittifakları vardı.

O zamanlarda da devlet partilerinde halkçı imajı için vitrinde az da olsa vicdanlılar vardı, onlar idama hayır dedi.

Devletçiler evet dedi.

Evet diyen vicdansız devlet ittifakçıların 218'i AP'li, 28'i CHP'liydi.

Hayır oyu veren vicdanlıların 48 kişinden 47'si CHP'li, 1'i TİP'liydi.

Tip vekili Rıza Kuas hastaydı. 

118 milletvekili oylamaya katılmadı; 144 vekili olan CHP'nin 97 vekili oylamaya katılmayanlardandı.

Bu düpedüz vicdansızlıktı, çünkü 30 oy daha hayır çıksa üç fidan kurtulacaktı.

Şimdi Denizler için anmalar düzenleyen, pazarlamasını yapan CHP'ye sormalı, 97 vekil neden oylamaya gelmedi?

Dünü sormaya ne gerek, dokunulmazlık oylamasına CHP, 'anayasaya aykırı ama evet' dedi.

CHP aynı CHP, zulme onayı değişmedi.

Zaten devlet de aynı devlet.

Onlarca yılda bir arpa boyu yol almadı Türkiye'de demokrasi, barış maalesef.

Denizler ölmeye, haksız yere hapisler yatılmaya devam ediyor.

Ama buna rağmen halk, sanki inadına çocuklarına Deniz adını veriyor. 

Adı başka başka olsa da burada vicdanı olan herkes birer Deniz.

İbrahim, Mahir, Hüseyin, Ulaş, Yusuf, Sakine, Baki, Figen, Selocan, ne kadar mağrur varsa, adı Deniz.

Burada hak, hukuk, adalet ve mücadelenin adı Deniz. 

Köleci toplumdan kapitalizme kadar Deniz'in adı Spartaküs'tü.

Ama artık kapitalizmin el koyduğu artı değer için mücadele eden de Deniz..

Latin Amerika'da Deniz, CHE.

Her halkın mutlaka bir Deniz'i var.

Devletin Deniz'i yok, Deniz'in de devleti.

Cumhuriyet başlık atmış ya Marx için "Hiçbir ölü bu kadar canlı olmadı!" diye, yaşasa belki Marx da yürekliliğin adını Deniz koyardı.

Türkiye'de "Hiçbir ölü Deniz kadar diri olmadı!"