• 29.05.2018 00:00
  • (1877)

 Selahattin Demirtaş HDP'nin cumhurbaşkanı adayı.

O bir Kürd, Müslüman, solcu ve TC vatandaşı.

Yaklaşık 2 yıldır hapis.

Suçu, Türkiye'de demokrasi ve özgürlük için mücadele.

O, Türkiye'deki bütün halklar kendi kültürlerini özgürce yaşasın, anadilleriyle eğitim yapabilsin, her açıdan eşit olsun istiyor. 

Onaylanmış hükmü, kaçma tehlikesi yok, cumhurbaşkanı olma "tehlikesi" var.

Suçu yok ama halkların eşit olması için çalışıyor, halkın kutuplaşmasına karşı çıkıyor, dostluğun yolunu açıyor.

Mesela, HDP'de yıllarca eş başkanlık yaptı; "Seni başkan yaptırmayacağız!" dedi aday oldu yüzde 10 oy aldı; bir yıl sonra yapılan genel seçimlerde partisinin oyun yüzde 13'ü geçti; şimdi de tekrar aday; "kutuplaştırıcıyı başkan yaptırmamaya" devam ediyor.

Yani tam içerilik.

Artık herkes biliyor, tutukluluk için şart değil kanıt, attırırsın Suriye tarafından bir bomba, al sana Lahey'lik bir iddia.

Türkiye'de ne kadar vicdanlı insan varsa, Demirtaş'ın halkların eşitliğini istediği için rehin tutulduğunu biliyor, hatta Ak Partili liberaller ve Müslümanlar sırf bu haksızlık yüzünden partisinden vazgeçiyor, ama kanun, vicdana ve hukuka tam bir Hamurrabi. 

"Kocaman" devlet, galiba bu esprili Kürd siyasetçiden korkuyor.

Acaba sazından, sözünden, kendinden mi korkuyor, savunduklarından mı? 

Haksız olanın korkmaması zor, zira milyonlar Demirtaş kılığına girmiş, kale gibi dimdik duruyor.

Hapis, ama o ceza değil cezaevi onunla yatıp kalkıyor.

Edirne Cezaevi, cezaevi olalı böyle bir şevkat, mizah ve ilgi görmedi.

Cezaevi üniversite oldu, orada ceza çekilmiyor, oradan onurlu yaşam dersi veriliyor.

E haliyle diğer cumhurbaşkanı adayları kıskanıyor, hasetinden çatlıyor. 

Ama kendi yok (cezaevinde) Allahı var, Demirtaş hiç bencil değil.

Cezaevinden, "Diğer adaylar koşturup yoruluyor, ben yan gelip yatıyorum. Bu adaletsizliği içime sindiremiyorum. Çok da ayıp etmiş oluyorum. Onlara gelin siz de sırayla yatın diyorum, ama kabul etmiyorlar." diye açıklamasını esirgemiyor. 

Demirtaş tek başına koca cezaevinde hem keyif çatıyor hem de Cem Yılmaz'ı kıskandıran seçim propaganda esprileri üretiyor.

Mesela cezaevinin üstünden bir yolcu uçağı geçiyor, çok "fırsatçı", içindekilere propagandayı kaçırmıyor:

"El salladım. Yolcular da pencerelere toplaşıp 'Aaa! Demirtaş' deyip bana el salladı. Ben de bağırarak, 'Seçilirsem çiftçilerin kullandığı mazottan tek kuruş vergi almayacağız' dedim." diyor.  

Sonra birden böyle bir propagandayı diğer adayların yapamadığı aklına geliyor, adaleti üzülüyor, eşit yarış sağlaması gereken üst mahkemeye, Yüksek Seçim Kurulu'na:

"Acaba devletin cezaevi imkanlarını kullanmak suretiyle yaptığım bu propaganda, seçim kanunlarına aykırı, diğer adaylara haksızlık oluyor mu? Ne de olsa adalet konusunda çok duyarlısınız da." diye hiciv göndermekten geri durmuyor.

Demirtaş dindar, orucunu tutuyor ve cezaevinde iftar yaklaşırken hücre arkadaşı Zeydan ile yaşadığı bir anı da şöyle paylaşıyor:

"İftar için yan hücredeki arkadaşlara elma attık. Önce gökten 3 elma düştü sandılar. 'Yok yok, biz attık' diye seslendik. 'Seçilirsem yargı bağımsız, adil ve tarafsız olacak. Tek bir masum yurttaşımız bile cezaevine girmeyecek, hasta tutsaklar derhal serbest bırakılacak' dedim."

Yan hücredekiler seçilsin diye dua ediyor, Demirtaş da "Allah kabul etsin" diyor.

Ama tam o esnada cezaevi idaresi sayım için geliyor; yine Demirtaş dışarıya durumu anlatan bir espri atıyor:

"Bizi saymak biraz uzun sürüyor. 6 milyon kişi bir hücrede kalıyoruz."

6 milyon seçmen, çoluk çocuk, yakını ve akrabası, hesap et, 5 ile çarp, devlet 30 milyondan fazla insanı hücrede yatırıyor. 

Kim inanır bu hapislik, siyasal değil diye?

Dünya zaten biliyor da Türkiye insanlarının aklını bu kadar küçümsemek niye?