•  
  • (1969)

 Eski kafa iyi niyetli bir genç yazar, "Bir Amerikan şirketinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne “krizden şöyle çıkarsın” diye akıl vermeye kalkması ya da devletin buna başvurması yüz kızartıcı bir suç." demiş.

Ve devam etmiş, “'Ekonomimizin kozmik odasına girilecek' filan dendi; bu şaka olmalı! Türkiye ekonomisi kârdan başka bir şeyle ilgilenmeyen sermaye kuruluşlarının elinde.

Ne kozmik odası, ne ulusal sırrı!".

Der der.

Der de, kafalar hala bu gerilikte, yıpransın da nasıl yıpranırsa yıpransın ilkesizliği yüzünden bu geriliğe kimse bir şey dememekte.

Ama demek lazım.

Öncelikle bu yaklaşım devletçi/egemen sınıfçı mı, halkçı/solcu mu?

Niyet hiç kuşku yok sol, amaç da tamamen halktan yana.

Ama bu doğru mu?

Değil, bu yaklaşım tamanen devletçi.

Ve bu eleştirinin kriterleri çok eski.

Eski sol bile değil, en eski, 80 öncesinin de eskisi.

"Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber; bir kuşak annesinin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" halkların devrimci şamarı emperyalizmin suratına patlıyordu zamanından kalma.

Şamar emperyalizmin pek umurunda olmuyordu ama olsun, meydanlarda toplanan halkın milli damarını kabartıyordu: "Tam bağımsız Türkiye!" ya da bir ülke.

Hemen her ulusun halkı/solu bunu yapıyordu.

Emperyalizmin pek umurunda olmasa da emperyalist kasaların kısa süreli kazanç bilançolarını karman çorman ediyordu belki.

Ve o sırada olanlarla kapitalizmin kazanç için yapmayacağı şeyin olmadığı gözler önüne seriliyordu.

"Ama kapitalizmini istemiyoruz, pis emperyalist, kendi bisikletime, teneke kutuma biner, lüks otomobil parası öderim ama yine de senin otomobilini aynı paraya almam" diyerek kendi kapitalizminde kalınca inandırıcılık kalmıyordu.

Çünkü o da kapitalizmdi, devlet kapitalizmiydi ve bu halkın sorunlarına çözüm olmuyordu.

Yarin yanağından gayrı hep beraberlik arayışı, devlet, devletleşme içine hapsediliyor, hapisane kapitalizmin istilasına uğruyordu.

Ulusallık, ulusal devletler zaten özünde birer emek, özgürlük hapisaneleri değil miydi?

Nispi kafa tutan ulusal hapisane yönetimleri teker teker kapitalizmin emrine girdi, çünkü emperyalizmin/kapitalizmin kanunu buydu.

Doğası/ fitratı buydu, akarını buldu, devletler/şirketler emperyalist zincirin birer halkası oldu.

Durum böyleyken kapitalist TC'ye kapitalizm uzmanı danışman bir şirket, "kirizden şöyle çıkarsın" demeyecek de kim diyecek?

Kapitalizmin kurallarına göre sömürmüş "kazanmış", mal almış mal satmış, parasını alacak, ödeyecek.

Kapitalizmin kanununu yeniden mi yazacaksın?

Onların ilişkisi, sonucu da onların, egemen güçlere ait.

Yüzü kızaracaksa onların kızaracak.

Züğürt müsünüz nesiniz çenenizi yoruyorsunuz!.

Para mal mülk kazanan onlar, ödeyecek olan da onlar.

Kozmik oda da, devlet sırrı da onların.

Bu devletin kuyruğundan ayrılmayan devletçi solcular, geleneğini bugün de sürdürmek, halkı devletin suçuna ortak mı etmek istiyor yoksa?

Halkın borcu yok.

Halkın kozmik odası, sırrı yok, halkın halktan saklayacağı hiçbir şey yok.

Ey devlet kafalılar, azıcık yenilenin be!

Kapitalizm çoktan küreselleşti, siz hala ulusal hapisanede.