• 15.11.2019 00:00
  • (1363)

 Ahmet Altan, tekrar içeri alındı.

İç dünyası, beyninin içindekiler için mekanın önemi yok.

Şansı yaver gider, aynı koğuşa düşerse, tekrar flüt dinleyecek.

Siz tartışa durun.

Tartışın ama her zaman "minareyi çalanın kılıfı hazırdır."

İtiraz, cevap; işlem aritmetiktir.

Mesela bu kararı vermeye "Bu mahkeme yetkili değildir." deyin; haklısındır.

Üst mahkeme kararıyla kazanılmış tahliye, teamüller, içtihatlar vs avaz avaz bağırın; haklısındır.

Siyasal iklim, ABD, Suriye, Kürdler, kanun, ama işlem aritmetiktir.

Kaçma riski yok, bak işte evinden alındı deyin isterseniz; yerden göğe haklısındır.

Ama nafile, aritmetik devrede.

Aritmetik cin buluş bir gerekçe der ki, "yattığı süre hükmüne tam yetmiyor, bu tür ağır cezalarda infazı sağlama almak lazım, hazır eldeyken tahliye edilemez, tekrar tutuklanması doğru."

Yani içeri, "kanun namına!"

E ne var bunda?

Filmlerde öyle öğütlenmedi mi?

Ahmet Altan 'kanun namına' içerde.

Zaten içeri alınması da öyleydi behey kanun aritmetikçileri!

Hukuk önünde misiniz?

Kanun önündesiniz, yüzde yüz haklı olsanız ne yazar, olmasanız ne yazar, haklarla, kedilerin örgü yumağıyla oynadığı gibi oynandıktan sonra.

Kayyımlara nasıl karşı çıktınız, hakkın ihlaline mi, biçimselliğine mi?

Sorunu çözmek yerine, tutuklayın, kapatın diye avaz avaz bağıran siz değil miydiniz?

Sizi gidi kanun önünde boynu kıldan inceler sizi!

Hanginiz bu kanun hukuka aykırı, dinlemem, uymam dediniz!

Diyene de koro halinde ağız dolusu "had" bildirmediniz mi?

Hukuk dediniz mi hiç, cümle içinde kurulan kuru bir sözcük hali dışında?

Buna da bir yurttaşlık görevi dediniz.

Mesele kendini en bi beton gibi "sol"cu sananınız, "Altan'ın tahliyesini savunuyorum, tekrar tutuklanmasına karşıyım ama tutuklanışı kendi döşediği yoldan olmuştur." dedi.

Düşüncelerini 1930'larda betonlamış aynı beton gibi "sol"cu, ağırlaştırılmış müebbet aldığında da yufka yürekli hümanist ve de adilin zirvesi edalarla benzer şeyler söylemişti:

"Ahmet Altan suçludur, ama bu kadar da ağır ceza almamalıydı."

Bu beton kafalar, fikre, ifadeye daha az ceza veren devleti savunuyorlardı.

Sanki bu devletin kurumlarını Altan kurmuştu?

Altan, Ergenekon davasının görülmesini hararetle desteklemiş, gazetesinde, ordu Ergenekon ilişkileri, darbe hazırlığı belgeleri vb beyanatlara yer vermiş, yayınlamıştı ama yaptığı gazetecilikti.

Altan belki askeri vesayete karşı sivil bir demokrasi işini zaman zaman taraftarlığa vardırdı, ama İçeri atan, içerde tutan, davayı açan, kurumları kuran Altan değildi.

O esasen devlet içi bir paylaşım kapışmasıydı.

Altan'ın yaptığı gazetecilikti, yanlışı da gazeteciliktendendi, gazeteciliğinde bir suç varsa, gazeteciler kendi aralarında hallederdi.

Buna devlet, mahkemeler ve egemen uşakları karışamazdı.

Hukuken bu hep böyleydi.

Ama devlet "sol"cuları, burjuva demokratları, Altan'ın böyle bir uyduruk gerekçeden yargılanmaması gerektiğinde, hukuku savunanlarla aynı paydada buluşamadı.

Ne ki tarihin her döneminde bu tür durumlar mümkün, özellikle dönemeçlerde, kimileri böyle devlet yandaşı olabiliyor.

Doğru demokratik duruş güçlü bir tepki veremeyince egemeni eleştirenlerin yaşamıyla böyle kolayca oynayabiliyor.

Ve Ahmet Altan tekrar kodeste, üfleyenin genlerine bakmadan flütünü dinlemeye devam eder belki.

Ama Ahmet Altan kaç gün sonra dışarda?

Matematiğiniz kötü belli de hadi bari siz de kanun üstü az aritmetiğe devam ediniz.

Artık infaz hesabı mı yaparsınız, iç hesaplaşma mı, ama bilesiniz hiçbiriniz Ahmet Altan kadar özgür değilsiniz!