• 25.11.2019 00:00
  • (1017)

HDP, Türkiye'deki halklar için bir çatı, statü ve demokrasi mücadelesi veriyor.

Ama veremiyor.

Devletin gözü kulağı güvenliği HDP'nin üstünde.

Devlet Kürd sorununu bilimsel bilgiyle barış, huzur, şenlik ve onurla çözmek yerine, kara düzen uyguluyor.

Devlet Kürdleri Ortadoğu'daki hegemon denklemde güçlü olabilmek için "çözüm süreci"yle safına alamadığı günden beri HDP'yi yaşatmamaya çalışıyor.

Hak, hukuk hak getire!

İngilizce hecelerle telafuz edilenler hep bahane.

Devlet, kuruluştaki temel arızasına Ortadoğu hedeflerini ekleyerek HDP'ye hücum ediyor.

Kazandığı belediyelere kayyımlar atanıyor, gözaltı/rehin alınıyor, hapse atılıyor, gençleri "etkisiz kılınıyor".

Ateş düştüğü yeri yakıyor; Kürdler baskı içinde.

Ama Kürd halkı, kimlik, kültür ve statü ortak paydasında, çocuğundan vazgeçmeyen bir ana gibi her halükarda HDP'yi destekliyor.

Tabi vicdanlı demokratlar, bilim adamları, sanatçılar, yazarlar da payına düşen cezayı alıyor, ama hukukun çiğnenmesine göz yummuyor, tepki veriyor.

Öyle kesin bir devlet tutumuı var ki, devlet partilerinden hiçbiri "iyi polis rolü" bile oynayamıyor.

HDP devlet baskıları ve rehinlerden dolayı donanımlı üyelerinden yoksun, zaman zaman yalpalıyor, mücadeleyi doğru organize edemiyor.

Devletin bir kanadının kuyruğuna takıldığı oluyor, sol literatürden feyz almamış kimi HDP yöneticileri devlet paralelinde açıklamalar yapabiliyor.

İşte bu ahval içinde HDP, HDP'ye iradi olarak etkin çevrelerle daha sonuç alıcı bir mücadele rotası için toplandı.

HDP, kazanımlardan geri çekilmeyeceğini, bir erken seçime hazır olduğunu bildirdi ve demokrasi güçlerini mücadeleye çağırdı.

Tabi ki geri çekilmeyecekti, çünkü oraya halk gönderdi, geriye çağırmaya da halkla birlikte karar verilmeliydi.

"Doğrudan demokrasi" süs için değildi di mi?

Ayrıca mücadelenin hakkını veremeyen, fiilen egemenlerin safına düşen her kademedeki seçilmişleri halkın/üyelerin geri çağırma hakkı vardı, o uygulanırdı, çekilmeye gerek yoktu.

Ve mücadele her yerde mücadeleydi.

Nasıl hapistekiler, hapisim mücadele edemiyorum geri çekiliyorum diyemiyorsa, o tutum vekiller için de geçerliydi.

Bu toplantı bunu söyledi mi?

Toplantı en ücradaki üye ve dostlarından gelen, zulme karşı önerilerin bileşeni olan bir analiz/sunum yaptı mı?

Pratiğinden görülenle, yanlış veya eksik donanımlı, pusulasız mevcut yönetimin teşkilatlarda, halk içinde öyle tartışma platformları zaten öremezdi.

Çünkü 19. yüzyılın örgütlenme anlayışıyla bugün yürütülemezdi.

Kaşarlı merkeziyetçi kafalara göre bu baskılar altında demokratik işleyiş lükstü, olmazdı.

Yani 'aynı hamam aynı tas'tı.

Deyim 12 eylül dönemi devlet bakanının teranesini ve 12 eylül anayasasını hatırlattı.

Şöyle diyordu bakan:

"141-142'yi kaldırırız ama bu, diğer hak isteyenlere yol açar."

Evren Anayasası da hakları bağlaçlarla geri alıyordu; "bu haktır, fakat.." diyordu.

Bir dikta/darbe kurulmayacaksa, her koşulda demokrasi, hele anti demokratik, dikta koşullarında daha çok demokrasi.

Zira örgüt demokratik işlemezse kuracağı toplum da demokratik olmaz.

Amaca doğru araçlarla varmak, çözümün toplumsallaşması, halklaşması için demokrasi, ille de doğrudan demokrasi şart.

Böyle olmayacaksa seçimleri, belediyeleri kazanmaya zaten gerek yok.

Amaç, koltuk, iş, aş, geliri paylaşım, bölgesel ve siyasal bir nüfuz içinse sistem zaten bunun sistemi.

Kazanılandan, topluma vaad edilenin, devlet müdahalesine rağmen neler yapılabileceğinin somut, doğal hali, temel hakların mutlak paylaşım öyküsü çıkmalı.

Öyleyse, örgütlenme, işleyiş, ittifaklar, ulusal ve sosyal hedeflerin yeniden tanımlanıp masaya yatırılması şart!

 Ama ilk eşik, komisyonun feshi!